09 Eylül 2020

Haber yapmak suç değildir! Gazetecilik suç değildir! Bu davalar özgürlüğe darbedir!

Ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin çiğnenen onuru...

Haberi okuyorum:

Libya’da hayatını kaybeden
MİT mensubunun
cenaze törenine
ilişkin haber yaptıkları için
tutuklu bulunan...
Oda TV Genel Yayın Yönetmeni 
Barış Pehlivan... 
Oda TV muhabiri Hülya Kılınç... 
Yeniçağ yazarı Murat Ağırel... 
Ve ilk duruşmada tahliye edilen
Oda TV Haber Müdürü 
Barış Terkoğlu...
Yeni Yaşam gazetesi yöneticileri 
Ferhat Çelik ve Aydın Keser... 

Bugün ikinci kez
hâkim karşısına çıktılar.
Mütalaasını açıklayan savcı,
sanıklar hakkında
19 yıla kadar hapis
cezası istedi.

Bir habere 19 yıl hapis...
Haber yazmak suç olur mu?
Gazetecilik suç olur mu?
İçimden lanet okumak geliyor.
Yuh olsun diyorum kendi kendime.
51 yıldır gazeteciyim.
Gazeteci milleti hâlâ mahkeme
koridorlarından kurtulamadı
bu memlekette...
Ne kadar hazin.
Haber yapıyorsun!
Doğru hapse...
Yazı yazıyorsun!
Doğru hapse...
Konuşuyorsun!
Doğru hapse...
Barış Terkoğlu'nun sesi yükseliyor:

Biz bu adliyenin önünde kaçıncı kez toplandığımızı bilmiyoruz.
Kaçıncı kez adalet çığlığı attığımızı hatırlamıyoruz.
Kaçıncı kez yasalar aracı kılınarak rehin alınmış
gazetecilerin fotoğrafını taşıdığımızı sayamıyoruz.

Dahası var.
Neyle suçlandığını bilmeden,
avukatı bile gelmeden, tam üç aydır
tutuklu yargılanabiliyor bir gazeteci,
hapis yatabiliyor bir meslektaşım:
Müyesser Yıldız. 

Haberi okuyorum:

Odatv Ankara Haber Müdürü
Müyesser Yıldız,
tutukluğunun üçüncü ayında
yeniden mahkemeye çıkarıldı.
Mahkeme, avukatının duruşmaya
katılmasını bile beklemeden

Yıldız'ın tutukluluğunun
devamına karar verdi.

Ve işte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Başkanı
böyle bir memlekete gelebiliyor.
Böyle bir memlekette kuvvetler ayrılığını,
yargı bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü
hiçe saymış bir Tek Adamı Saray'ında ziyaret edebiliyor,
bunu içine sindirebiliyor. 

Yetmiyor.
Bir de İstanbul Hukuk Fakültesi'nden
fahri hukuk doktorası alıyor.
Mehmet Altan'ı okuyorum:

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
Başkanı Sayın Robert Spano’ya açık mektubumdur.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Türkiye’den
yapılmış altmış bini aşkın bireysel başvuru var. 

Türkiye hak ihlalleri konusunda
Rusya’dan sonra ikinci sırada
yer alıyor.

Malûmunuz olduğu üzere,
anayasal hakları yok sayılmış

Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarından biriyim.
Malûmunuz üzere diyorum,
çünkü başvuru dosyamı
sizin daha önceki başkanı olduğunuz
2. Daire değerlendirdi.
AİHM’in sizin başkanlığınızdaki 
2. Dairesi, 20 Mart 2018 tarihinde 
evrensel hukuk açısından “emsal karar”
özelliğini taşıyan gerekçeler ile
kişi özgürlüğü
ve güvenliği hakkım ile
ifade özgürlüğü hakkımın
ihlal edildiğine karar verdi.

Türkiye’yi mahkûm etti.

Beni sarsan, İstanbul Üniversitesi’nden
fahri doktora alacağınızı
öğrenmem oldu.
İstanbul Üniversitesi darbeci Kenan Evren’e de 
“hukuk fahrî doktorası’”vermişti.

Sayın Başkan,
Ben, “fahrî hukuk doktorası”
alacağınız İstanbul Üniversitesi’nde

kesintisiz otuz yıl hocalık yaptım.
27 yıl önce de profesör oldum.
Anayasa'nın üç maddesinin
ihlali sonucu tutuklandıktan
bir ay sonra,  cezaevindeki hücremde,
29 Ekim 2016 tarihinde

KHK ile üniversiteden ihraç
edildiğimi televizyonda duydum.

Beni ve pek çok akademisyeni ihraç edenler ile
size fahrî doktora verecek olanlar aynı kişiler.  

Bu davalar hâlen devam ediyor
ve pek muhtemeldir ki,
sizin başkanı olduğunuz
AİHM önüne de gelecektir.
Ancak siz o süreçte İstanbul Üniversitesi’nden
fahrî doktora diploması almış
bir Yargıç olacaksınız.
Yüzlerce öğretim görevlisini
haksız bir şekilde okuldan atarak
işsizliğe ve yoksulluğa mahkûm eden
bir üniversitenin fahrî üyesi olmak
bilmiyorum ne kadar övünç verici.

Son olarak Can Dündar'ın o hüzünlü sesi kulağıma çalınıyor:

Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin
çiğnenen onuru...

Başka ne yazayım ki?..


DİPNOT:
Akşam saatlerinde mahkeme heyeti, gazetecilerin 'Devletin Güvenliğine ve Siyasal Yaralarına İlişkin Bilgileri Açıklamak' suçundan beraatlerine karar verdi. Mahkeme ayrıca, 'istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek' suçundan gazeteciler Barış Pehlivan ve Hülya Kılınç'ın 3 yıl 9 ay, Murat Ağırel, Ferhat Çelik ve Aydın Keser'in 4 yıl 8 ay 7 gün hapis cezasına hükmetti. Mahkeme kararında, tutuklu kaldıkları süreyi göz önünde bulundurarak tutuklu tüm gazetecilerin tahliyesine hükmederken, Pehlivan, Kılınç ve Ağırel'in yurt dışına çıkışlarını yasakladı.

Yazarın Diğer Yazıları

Evet öyle, tek hayırlı reform bir an önce iktidardan çekip gitmenizdir!

Çünkü siyasette inandırıcılığınız, güvenilirliğiniz, dürüstlüğünüz çoktan sıfırlandı

Sevgili Selo'ya: Evet, kötülüğe karşı iyiliği savunmaya devam edeceğiz!

140journos videosundan: Babamı bir gece yarısı evden küfürlerle alıp götürdüler...

Alaattin Çakıcı... Mafya yine devlet hizmetinde... Ve can sıkıntısı...

Mafya-devlet ilişkileri son bulmadıkça, hukuk da, demokrasi de kapıyı çalmaz