25 Haziran 2024

Duygusal tutku ile Orta Avrupa futbolu karşı karşıya: Bize beraberlik bile yetiyor, Çekya ise yenmek zorunda, haydi çocuklar!

Milli Takım, itibarıyla kolayca oynanabileceğini sananlara sahada bir ders verecek; son 16 bileti bizim olacak

Türk futbolseverler her maç günü Dortmund sokaklarını kırmızı beyaza boyadı. Bu sefer Çekya ile tur için Hamburg'da oynayacağız. Milliler sahada, futbol kaçıkları 90 dakika tribünde durmayacak.

Haydi bastır Türkiye!
Aslan topçularımız,
bütün Türkiye, hepimiz
size sesleniyoruz.
Çekleri dağıtacak gücünüz,
yeteneğiniz fazlasıyla var.
Futbol kaçıkları da her tarafta.
Ellerinde bayraklar,
sırtlarında milli formalar,
su  gibi, seller gibi
akıyorlar sokaklarda,
meydanlarda.
Bakın bakın,
her taraf kırmızı beyaza kesilmiş.
"Haydi bastır Türkiye!"
tezahüratı her yanda
patlamış durumda.


Euro 2024'ün en coşkulu tribünleri bizim. Kerem'in Gürcistan'a attığı 3. golden sonra, taraflar kutlama için oyunculara sarılırken...

Haydi aslanlar,
hepimiz size güveniyoruz,
sizin zaferinizden
söz ediyoruz her köşede.
Evet öyle,
Çekya elimizden kurtulamaz,
tur bizim,
çeyrek final biletini
elimizden alamazlar.

Gürcistan maçında yaşadığımız heyecanı Çekya maçında da yaşayacağız. Çok yetenekli ayaklarımız var. Turu alan biz olacağız, bu gruptan 2. çıkacağız.


Son 16'ya kalan biz olacağız.
Biliyorum, sadece
vatan millet sakarya
edebiyatıyla kazanılmaz
futbol maçı.
T24'ün futbol yorumcusu
Melih Şabanoğlu'nun
bana ilettiği şu satırlara:

Türkiye hakkında belki de en doğru analizi
ülkemizde de futbol oynamış
Pepe yaptı
Portekiz maçının ardından:

"Türkiye çok duygusal
bir takım.
Tutkuyla oynuyorlar."

İşin püf noktası belki de bu.
Portekiz maçında yenilen
ilk golün arkasından yaşanan
duygusal dağılma sonucunda
ikinci golü kalemize kendimiz atmıştık,
ortada hiçbir tehlike yokken...
Evet biz duygusal bir milletiz,
bu da Milli Takım'a yansıyor.
Çekya ise bizim tam tersimiz.
Kısa pasa dayalı
orta Avrupa futbolu oynuyorlar.
Belirli bir sistemleri var.
Öne de geçseler,
geriye de düşseler
bu sistemlerinden hiç ödün vermiyorlar.
Ancak ben,
Portekiz yenilgisinin ardından
neredeyse linç edilen Montella
ve çocuklarının bugün sahada
bu lince karşı reaksiyon vererek
patlama yapmalarını bekliyorum.
Bize bir beraberlik bile yetiyor.
Yenmek zorunda olan taraf ise Çekya.
Hadi çocuklar,
bu şansı iyi değerlendirin
ve sizin itibarınızla
kolayca oynayabileceğini sananlara
güzel bir ders verin sahada...

Portekiz karşısındaki yenilginin faturasını medyanın büyük bölümü Montella'ya kesti. Cumartesi gününden beri aralıksız olarak suçlanıyor, mantığa sığmayacak şeylerle itham ediliyor. Çekya karşısında oyuncularla beraber o da kendisini eleştirenlere bir ders vermek isteyecek.

Evet, eminim, bu dersi vereceksiniz.
hiç kuşkum yok,
Çekya geçilecek!

* * *

Euro 2008'deki o Çekya maçı
aklımdan çıkmıyor. Cenevre'de
kül rengi bir sabaha uyanıyorum,
içimde kıpırdamaya başlayan heyecanla,
maç heyecanıyla birlikte...
Hava kapalı, yağmur çiseliyor.
İçimdeki sıkıntı...
Maç ne olacak?
Çekleri yenip turu geçecek miyiz?
Bir yensek, iki maçta finaldesin...
Düşünebiliyor musun
iki maçta finali yakalıyorsun,
üçüncüde kupa senin.
Yani Viyana’nın fethi!
Neden olmasın?
Önce hayal etmeyi öğren!
Ve 68’in sloganını hatırla:

Gerçekçi ol, imkansızı iste!

Frene bas oğlum Hasan.
Çekler çok iyi takım.
Avrupa futbolunda sağlam yeri olan,
sistemi oturmuş, gelenek,
ekol  sahibi bir takım.
İsviçre’ye Almanları iki kez yenerek,
grup birincisi olarak geldiler.
Şu Koller’e bak,
ünlü santforları.
Boyu 2.02, 100 kilo, ayakkabısı 50 numara
ve 87 milli maçta tam 54 gol...
Ama Koller eski Koller değil.
Çok fazla da zıplayamıyormuş.
Ayrıca bizim zebella gibi,
aslan gibi bir Servet’imiz var,
gözünü daldan budaktan sakınmayan...
Şunu da unutma, Rosicky gibi bir stardan,
oyun kurucudan yoksun durumda Çekler.
Büyük futbolcu Nedved’leri de
yok artık, milli takımı bıraktı.
Bizde de Emre Belözoğlu sakat.
Ama psikolojik üstünlük bizde.
İsviçre maçıyla birlikte
moral ve özgüven aşılandı takıma.
Bir de başarıya açlık konusu...
Bunlar da avantajlarımız.
Futbol bu, belli mi olur.
Yazı parça parça geliyor, sıkıcı.
İngiliz The Daily Telegraph’ın
başlığı güzel:

“Türkler tarih yazdı!”

Ve ben de oradaydım, bu tarih yazılırken.
Hâlâ da heyecanını yaşıyorum.

2008'de Çekler karşısında 2-0 geriye düştüğümüzde 'bu sefer bitti' demiştik. Ancak 15 dakikada hikaye tamamen tersine döndü. Dünyanın en iyi kalecilerinden Cech ellerinden kaçırdı, Nihat boş kaleye tamamladı: 2-2! Türkiye, İsviçre maçına dair yazılanların mürekkebi kurumamışken yeni bir hikaye yazıyordu.

Maçın etkisinden kurtulabilmiş değilim.
Bizim gazeteci milleti bayılır,
“Tarihe tanıklık ettim!” demeye...
Ya da gerçekten çok önemli bir olayın içindeyse,
“Ben oradaydım!” cümlesinin
altını çizerek tarihe not düştüğünü
anlatmaktan hoşlanır.
Geçen akşam da öyle oldu.
Stad de Geneve’de, son 15 dakikada
bir mucize gibi gerçekleşen şahlanışla
Çekleri, tıpkı İsviçre maçındaki gibi
can havliyle yenerek,
Avrupa’da son 8'in içine girerken
milli takımımız gerçekten tarih yazdı
ve biz gazeteci milleti de
duygu fırtınaları içinde buna tanıklık ettik.
Ama ilk yarı bittiğinde böyle değildik.
Hele 62. dakikada 2. golü de
yediğimiz zaman dağılmıştık.
Aldığım notlara bakıyorum:

İyi başlamadık maça...
Sürekli top şişiriyoruz ileriye
ama alan, tutan yok.
Çekler’in oyununa bakınca,
“Bu takım bizi yener!” duygusu
tomurcuklanıyor. Çekler çok daha etkili.
Bizim takımda inisiyatif alabilen,
kendine güvenen, topa basıp,
adam eksiltip top dağıtabilen
-biraz Arda dışında- tek oyuncu yok.
Zor dostum zor! Buraya kadar mı?..
Bu maçı çevirebilmek
tam bir mucize artık!
Dakika 70...
Çekler’in üçüncü golü
direkten döndü. Yazık, buraya kadarmış,
bu oyunla, bu yapıyla bu kadar.
Sürpriz yapamadık!
Böylesine umutsuzdum.
Ve 75. dakikada Arda çıktı sahneye...
Dünyanın en iyi üç kalecisinden
biri Petr Cech, 88’de Nihat’a
beraberlik golünü hediye etti.
90’da da Nihat öyle şahane
bir gol attı ki...
Dünyalar bizim oldu.
Çekler yıkıldı, biz dirildik!
Futbol bu işte.
Ne yapacağı belli olmuyor.
Güzelliği de buradan kaynaklanıyor.

Nihat'ın 90'da gelen o müthiş plase. 2-0'dan 3-2'yi bulmuştuk. Son dakika golünün sevinciyle Tuncay uçuyor; 2 dakika sonra kaleci Volkan kırmızı kart görecek ve kendisi kaleye geçecek. En altta kaptan pazubentiyle golü atan Nihat.

* * *

Hiç kuşkunuz olmasın.
Milli Takım, aslan topçularımız,
çarşamba akşamı da
Çekler karşısında 16 yıl önceki
heyecan kasırgasını ve zaferi
bize yine yaşatacaklar.
Mudo da heyecandan dalgalanıyor.
Bana aşağıdaki güzel mesajını iletti:

73 senedir hem futbolun
hem de denizin içindeyim.
Şu anda da seyir halindeyim
Deniz aklımı alır,
fakat bu sefer alamadı.

Mustafa Taviloğlu

Aklım çarşamba akşamında...
Oraya giden kim olursa olsun,
ister özel uçak,
ister tren,
ister arabasıyla.
O kalabalık, 
o ay yıldızlı formalar,
ay yıldızlı yüzler hep aklımda?
Neden mi?
Çünkü bu sefer başka bir şey var...
Herkeste ümit ve inanç var.
Yılların takımı kuruldu.
Avrupa'nın sayılı oyuncularından
isimler var kadromuzda.
Ronaldo ile gazetelere kapak olan yıldızımız Arda,
İtalya liginin en iyi orta sahası Hakan,
Uzak ara Avrupa'nın en iyi sol beki Ferdi.
Müthiş gençler!
Hepsi başarı kokuyorlar!
O yüzden yutkunamıyorum!
Bu takıma çok güveniyorum.
Hep beraber olalım.
Haydi hep bir ağızdan:

Haydi çocuklar haydi çocuklar haydi!
Dünya zaferinizi alkışlayacak inşallah...
Rastgele, rastgele, rastgele,
haydi bastır Türkiye!

Hasan Cemal kimdir?

Hasan Cemal 1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1965 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1969 yılında Ankara'da haftalık Devrim dergisinde başladı. Yeni Ortam dergisi, Anka Ajansı ve Günaydın gazetesinde çalıştıktan sonra 1973 yılında Cumhuriyet gazetesine girdi. 1979 - 1981 yılları arasında Ankara Temsilciliği yaptı. 1981-1992 yılları arasında Cumhuriyet Gazetesini Genel Yayın Yönetmeni olarak yönetti. Cumhuriyet gazetesi Cemal'in yönetimindeyken 1986'da Sedat Simavi Ödülü'nü kazanarak "yılın gazetesi" seçildi. 

1992-1998 yılları arasında Sabah gazetesinin birinci sayfa yazarlığını yaptı. 1998'den 2013'e kadar yaklaşık 15 yıl boyunca Milliyet gazetesinde yazdı. Nokta dergisi 1989 Doruktakiler ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti köşe yazısı ödüllerini kazandı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 2004 yılında da "Araştırma" ödülünü Hasan Cemal'in çalışmalarına verdi. 

28 Şubat 2013'te Milliyet'in manşetinde yayımlanan "İmralı Zabıtları"nın yayınını savunduğu için dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan'ın tepkisine hedef oldu. Milliyet yönetimi, "Başbakan'ı ve medya sermayesini sorgulamaktaki ısrarını" gerekçe göstererek yaklaşık 15 yıldır yazdığı gazetedeki köşesini kapattı. 

Milliyet ile yolları ayrıldıktan sonra yaptığı röportajlar ve kaleme aldığı yazılar, bağımsız internet gazetesi T24'te yayımlandı. Türkiye medyasının en etkili ve kıdemli isimlerinden olan Hasan Cemal, Mart 2013'ten beri T24'te yazıyor. Harvard Üniversitesi Nieman Gazetecilik Vakfı Louis M. Lyons Gazetecilikte Vicdan ve Dürüstlük Ödülü'nü "hayatı boyunca basın özgürlüğünü savunmak için gösterdiği çaba nedeniyle" 2015 yılında Hasan Cemal'e verdi. Cemal, Türkiye'de bu ödülü alan ilk gazeteci oldu. 

Bir dönem Bilgi Üniversitesi'nde "Medya ve Politika" dersleri veren Hasan Cemal'in yayımlanmış 13 kitabı, tarih sırasıyla şöyle: 

Tank Sesiyle Uyanmak (1986)

Demokrasi Korkusu (1986)

Tarihi Yaşarken Yakalamak (1987) 

Özal Hikâyesi (1989)

Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım (1999)

Kürtler (2003)

Cumhuriyet'i Çok Sevmiştim (2005)

Türkiye'nin Asker Sorunu (2010)

Barışa Emanet Olun (2011)

1915: Ermeni Soykırımı (2012)

Delila - Bir Genç Kadın Gerilla'nın Dağ Günlükleri (2014)

Çözüm sürecinde Kürdistan Günlükleri (2014)

- Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor (2018)

- Hasan Cemal'in "Zamane Diktatörleri" adını taşıyan basılmamış bir kitabı daha var

 

Yazarın Diğer Yazıları

Yoksa yine darbe mi?...

"Bana saldırıp da Erdoğan iktidarına hiç saldırmayanların kimliklerine bakın. Onların meselesi mülteci sorunu değil. Onların meselesi, Türkiye'nin içeride kaos yaşayarak otoriter bir rejime gitmesi..."

Yazık oldu, iyiydik ama tarih yazamadık

Yarı final elimizden kaçtı, ancak altın bir jenerasyon yakaladığımızın sinyalini tüm Avrupa'ya verdik

Futbol kaçığının maç keyfi...

Takım tutmadan maç seyredemem, Almanya mı, İspanya mı?.. Almanya'yı tuttum, İspanya kazandı!