17 Mayıs 2020

Bir Galatasaray'lı olarak 17 Mayıs 2000'i unutamam, o gece UEFA Kupası'nı kaldırmıştık

20 yıl önce bugün Fatih Hoca'yla aslanları tarihe nasıl geçmişlerdi?

Bugün 17 Mayıs.
Aradan 20 yıl geçmiş.
Bir Galatasaray'lı için 17 Mayıs 2000 unutulmaz bir tarihtir.
Kopenhag'ın Parken Stadı'nda Arsenal'ı devirip UEFA Kupası'nı kaldırırken ben de oradaydım.
Nasıl bir duygu fırtınasına tutulmuştuk, hâlâ hissedebiliyorum. 
20 yıl önce Kopenhag'dan yazdığım Avrupa Şampiyonluğu yazısı aşağıda.

* * *

KOPENHAG
Hani bir söz vardır, öldük öldük dirildik diye.
Çarşamba gecesi Parken Stadı'nda böyle
bir duygu fırtınasına yakalandım.
Bir rüyaydı belki...
İçtenlikle söylüyorum.
Her dakikasında insanı bir geren bir boşaltan
böylesine çalkantılı bir heyecan fırtınasını
hayatımda ilk defa yaşadım.
Üstelik 90 değil, tam 120 dakika.
O da yetmedi, penaltılarla...
Hakikaten öldük öldük dirildik!
O genç insanların, Fatih Hoca'yla
aslanlarının, o korkunç uğultu ve o muhteşem
tezahürat sağanağı altında, penaltı noktasına
koyduğu meşin topa yavaş yavaş yaklaşırken
nasıl olup da diz bağlarının çözülmediğine,
nasıl olup da heyecandan ayaklarının
birbirine dolaşmadığına şaştım.
Profesyonelliğin Allah'ı bu demek!
Büyük oyunculuğun, iç disiplinin, kendine
güven duygusunun anlamı demek ki bu.
Sen heyecandan gözünü kapatıyorsun,
sahaya arkanı dönüyorsun, o yürüyüp vuruyor topa...
Ve gool!
Galatasaray Avrupa Şampiyonu!


Maçın uzatması başlıyor.
Daha 30 dakika var.
Bir oyuncu, Bülent, büyük kaptan zaten sakat!
Bir yıldız, Hagi daha uzatma
başlar başlamaz kırmızı kart görüyor.
Yarım saat boyunca 9.5 kişi kalıyorsun
Arsenal gibi büyük bir rakip karşısında...
Ama yine de çözülmüyorsun.
Kafanı topluyorsun.
Çelik gibi iradeni zekanla birleştirip
o olağanüstü kritik anda, ancak gerçek
profesyonellere yakışan bir soğukkanlılıkla
derhal taktik değiştiriyorsun.
Koşan adamlarını sokuyorsun oyuna.
Kapanıp kilitliyorsun rakibini.
Zamanı çalıyorsun Arsenal'den.
Finali penaltılarla almak için...
Ve alıyorsun!
İşte bu da herhalde bir büyük hocanın
profesyonelliği ya da Fatih Terim farkı demek...
Fatih Terim ve aslanları hiç kuşku yok
hem tarih yazdılar, hem tarihe geçtiler.
Bir hayali gerçekleştirdiler!
Cimbom, futbolcu kimliğiyle ilk kez
Avrupa standardını yakalayan Türk takımı oldu.
Aynı zamanda bilinçaltımızın ve tabii uzun
yılların derinliklerinden yükselen çok yüksek
bir psikolojik duvarı çarşamba gecesi
Kopenhag'ın Parken Stadı'nda yerle bir etti Cimbom.
Gösterdi ki:
Biz de yapabiliriz!
Dünkü yazımda belirttiğim gibi bu bir milat...
Ama aynı zamanda serinkanlı ve büyük düşünme zamanı...

Evet yapabiliriz ama nasıl?
Başarıyı sürekli kılmanın
yolları
nedir?
Nasıl bir altyapıyla başarı
kurumsallaşır?
Sağlam bir mali bünyeye hangi
yöntemle erişilir?
Ülkenin değişik yerlerine futbol
okulları kurmanın plan programı nasıl
oluşturulur?       

Unutulmasın!
Zirve, uçuruma en yakın noktadır!
Akılcı planlama yapılmazsa, zafer
sarhoşluğuyla ne olduğunu anlamadan
düşüverirsiniz uçurumdan...
Galatasaray futbol takımı şimdi çok büyük bir marka.
Yalnız Türk futbolunu değil, Türkiye'yi
sade Avrupa'ya değil bütün dünyaya tanıtan,
Türkiye'nin adını bütün dünyaya duyuran bir marka...
Bu markaya sahip çıkmak lazım.
Taraftarlar olarak...
Devlet olarak...
İş dünyası olarak...
Cimbom'a marka olarak sahip çıkmak demek,
bugün Fatih Terim'le aslanlarına sahip çıkmaktır.
Hoca'yı güçlendirmek, Cimbom'a daha da
güçlendirmesi için önünü açmak demektir.
Öncelik bu...
Ama aynı zamanda gözünü geleceğe dikmek,
yani yarını planlamak demek...
Başarıyı kurumsallaştıracak altyapıyı
oluşturmak için kolları sıvamak demek...
Bir başka deyişle:
Fatih Hoca'nın dediği gibi, bugünün
başarısına mahkûm olmamanın ve başarı
çıtasını sürekli yükseltmenin
kahredici profesyonelliğine yatırım yapmak demek...
Çok tabii, çok insani!
Cimbom, Avrupa şampiyonluğuyla
başarıya susamış Türk insanını ayağa kaldırdı.
Müthiş bir toplumsal dalga ve coşku yarattı
bütün ülkede.
Ne güzel!
Bu bir başarı öyküsü.
Bir Türk romancısı, ozanı, bir Türk bilim
insanı, bir Türk siyasetçisi günün birinde Nobel Ödülü'nü
kazanırsa, yine böylesine bir
toplumsal sevinci yaşayabiliriz.
Bir Türk iş insanı günün birinde bir dünya
markası yaratırsa, o da böyle kutlanabilir.
Ekonomide yapısal değişimle,
demokratikleşme ve hukuk devleti adımlarıyla
Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne tam üye
yapacak siyasetçiler
de bu ülkede büyük
bir toplumsal coşku ve sevinçle zirveye tırmanırlar.
Cimbom, kendi alanında Avrupa standardını yakaladı.
Darısı, diğerlerinin başına.
Fatih Hoca'yla aslanlarını bir kez daha
yürekten kutluyorum.
Böylesine rüya günü bir heyecanı hepimize
yaşattıkları ve Türkiye'ye iyimserlik ve
özgüven aşıladıkları için... (*)


* 19 Mayıs 2000 tarihli Milliyet gazetesinde çıkan yazım.

Yazarın Diğer Yazıları

Benim ruhum o kadar güçlü değil mi, benim aklım o kadar özgür değil mi?..

Soruyorum: Bahçeli-Çakıcı fotoğrafını görünce hiç mi rahatsız olmadınız?..

Trump Amerika'ya savaş ilan etti!

NY Times: Polis vahşeti durmadıkça, adaletin gereği yapılmadıkça protesto gösterileri, isyan devam edecek

Adalet yoksa, barış da yok!

Acılara yabancılaşmak, barıştan uzaklaşmakla eş anlamlıdır