31 Mayıs 2018

Almanya Başbakanı Merkel'e açık mektup: Yoksa tarih bizi yeniden şaşırtacak mı?..

Ya da biz tarihten gerekli dersleri çıkarttığımızı gösterecek miyiz insanlığa?..

Fotoğrafa bakıyorum.
Mevlüde Ana'yla Almanya Başbakanı Merkel.
Demek 25 yıl geçmiş.
Çeyrek asır önceydi.
Mevlüde Ana'nın iki kızı, iki torunu ve bir yeğeni Almanya'nın Solingen şehrinde bir gece vakti ırkçılar tarafından cayır cayır yakılarak hayata veda etmişlerdi.
Sabah'ta çalışıyordum.
Ertesi gün uçağa atlayıp gitmiş, kundaklanan evin önünde Mevlüde Ana'yı dinlemiştim.
Acılı sesi hala kulağımdadır:     

Bir çiçek diktik,
büyütüp altında yaşamak
istedik.
İzin vermediler.
Her gün korku içinde yaşamak istemiyoruz.

1993'ün Mayıs sonuydu.
O günü unutmadım.
Bir gece önce kundaklanan evin kara enkazından geniz yakan dumanlar tütüyordu. 
İnanılmaz bir vahşetti yaşanan.
Herkes uykudayken gelmişlerdi. Ellerindeki bidondan gaz döküp tutuşturmuşlardı evi.
Kaçarlarken, Heil Hitler diye bağırdıklarını duymuştu Alman komşular...

Sivaslı Mehmet Karakoç da bir şiir bırakmıştı yangın yerine: 
Zaten yanıyorum
vatandan ayrı
içimiz kavrulmuş
hasretle dolu, insanlık bu mu?

"Bu işin sonu geldi beyim;
bizi istemiyorlar..."

Solingen'den yedi ay önce de Mölln katliamı yaşanmıştı.
1992 yılı Kasım ayı.
Almanya'nın Mölln kasabasında ırkçılar üç Türkü cayır cayır yakmışlardı.
Sabah gazetesindeydim.
Ertesi akşam Mölln'e ulaştım.
O geceyi hiç unutmam.
Kuzey Denizi'nden buz gibi rüzgârların estiği berbat bir geceydi.
Irkçı Dazlaklar, ikisi küçük kız çocuğu olan üç Türk’ü kundakladıkları bir evde cayır cayır yakmışlardı.
Üç katlı ahşap evin önünde bir gece önce yaşanan dehşet verici olayı yine yaşıyordum.
Olaydan hemen sonra Mölln polisine gelen telefonda, Heil Hitler diye zafer çığlığı atıldığını yazıyordu yerel Alman gazetesi...
Islak gecenin karanlığında ürkek Anadolu insanın anlattıklarını dinliyordum.
Beyaz sakallı, takkeli bir ihtiyar yanıma sessizce yanaşmış, sesindeki hüzün verici titreşimlerle demişti ki: 

Bu işin sonu geldi beyim.
Bizi istemiyorlar beyim!
Bizi sevmiyorlar.

Bize reva görülenleri tasvip etmeseler de öyle bu.
Polisin koruduğu falan yok bizleri... 

İhtiyarın gözlerinden tarifsiz bir keder okunuyordu. 
Karadeniz Çayevi'nde gece boyunca ne kadar acıklı hayat hikâyesi varsa hepsini dinlemiş, içim acımış, defterime büyük harflerle not düşmüştüm: 
Türkleri Almanya'da can korkusu sarmış!
Sabah’taki köşeme milliyetçilik virüsü üzerine yazmıştım: 

Mölln katliamı, Alman demokrasisiyle siyaset kurumunun aksadığı yanları gözler önüne serdi.
Maddi alandaki çarpıcı başarılarına rağmen Almanya'da milliyetçilik hastalığı bünye biraz zayıflayınca yeniden nüksetmeye başladı.

Anlaşılan mikrop ölmüş değil. 

1993'ün Mayıs sonundaki Solingen katliamından hemen sonra Ren Nehri kıyısında sohbet ettiğim bir Alman entelektüeli şunları söylemişti:

Almanya'da yabancı düşmanlığı yalnız Dazlaklara, Neo-Nazilere özgü değil.
Alman kamuoyunda yabancıya karşı olumsuz duygular çok yaygın.
Yabancı düşmanlığı konusundaki yöntemler herkes tarafından paylaşılmıyor olabilir.
Ama bu konudaki duygu ve düşünceler paylaşılıyor.

Sabah'taki yazıma şöyle devam etmiştim:

Almanya'nın eski Dışişleri Bakanı Genscher de, "Şiddet yanlılarını harekete geçiren nedenleri anlayışla karşılayıp, yöntemlerini onaylamama"nın ne kadar tehlikeli bir tutum olduğuna değinmiş...
Haklı.
Almanya'da siyaset kurumu yabancı düşmanlığının üzerine kararlılıkla yürümüyor. Yürümek bir bakıma işine de gelmiyor, seçim kaygısıyla, oy nedeniyle...
Almanya ateşle oynuyor!

Almanya'nın üzerindeki 
Hitler hayaleti 
yükselişine devam ediyor

Nitekim Almanya'da Türklere, Müslümanlara dönük saldırılar Mölln ve Solingen'den sonra da devam edip gitti.
Irkçılar Türkleri yakmayı sürdürdüler.
1994'te 8, 1995'te 2, 1996'da 3 Türk yanarak can verdi.
2008 yılında, 17 günde beş değişik yerde kundaklama olayları yaşandı Almanya'da.
En korkuncu Ludwigshafen'deki katliamdı, 5'i çocuk 9 Türk öldü kundaklanan evde.
2000'le 2007 yılları arasında 8'i Türk 10 kişiyi öldüren Nasyonel Sosyalist Yeraltı isimli Neo-Nazi örgüt yargı önüne çıkarıldı.
Yıllar geçti.
Irkçılık gerilemedi, ilerledi.
Almanya'nın üzerindeki Hitler hayaleti yükselişine devam ediyor.
Hitler'in Yahudilerinin yerini şimdi Müslümanlar, Türkler aldı.
Yabancı düşmanı, Müslüman düşmanı, Türk düşmanı bir parti, Almanya için Alternatif Parti bugün siyaset sahnesinde en büyük ikinci parti konumunda...
İkinci Dünya Savaşı sonrası büyük bir barış projesi olarak tarih sahnesine çıkan Avrupa Birliği'nin, barış ve demokrasinin temellerini kemirmekte olan ırkçılığın, İslam düşmanlığının yükselişi yalnız Almanya'yla sınırlı değil.
AB içinde Macaristan'dan Polonya'ya, Avusturya'dan Hollanda'ya, Fransa'ya, Britanya'dan Başkan Trump Amerika'sına kadar yabancı düşmanlığı, ırkçılık, otoriterlik, demokrasi karşıtı popülizm güçlenmekte...
Mevlüde Ana'nın Solingen'deki o sesi kulağımda hala çınlıyor: 

"Bir çiçek diktik, büyütüp altında yaşamak istedik.
İzin vermediler.
Her gün korku içinde yaşamak 
istemiyoruz." 

Farklı kültürlerin, milliyetlerin, inanç ve düşünce ayrılıklarının bir arada, barış içinde yaşamaya mahkûm olduğuna nasıl olacak da akıl erdireceğiz?

Kafalarımızın içindeki duvarları da yıkmamız şart!
Milliyetçilik virüsünden ya da illetinden kurtulamadığımız sürece ırkçılık hayaleti tepemizde dolaşmaya devam eder.
Irkçılığın, yabancı düşmanlığının, farklılıklara tahammülsüzlüğün yerine hoşgörü çiçeklerinin açacağı ortamlara kavuşmanın bir başka yolu yok.
Katliamın 25. yıl dönümünde Başbakan Merkel'in Solingen'de Mevlüde Ana'yla verdiği fotoğraf hoştu, güzeldi.
Ama inşallah sadece politik bir fotoğraf olarak kalmaz.
Çünkü barış ve demokrasi adına atılması gereken o kadar çok adım var ki...
Hitler ve Stalin kıskacında korkunç acılar yaşamış olan Almanya'yla Avrupa'nın yeniden o "kötülükler"e doğru savruluyor olması, gerçekten akıl alır gibi değil.
O kadar çok soru var ki kafama üşüşen.
Farklılıkları mahkûm etmekten kendimizi nasıl sıyıracağız?
Farklılıkların bir yerde yaşamın rengi, zenginliği ve dinamizmi olduğu acaba ne zaman insanlığın ortak değeri haline gelebilecek?
Farklı kültürlerin, milliyetlerin, inanç ve düşünce ayrılıklarının bir arada, barış içinde yaşayabileceğine, hatta yaşamaya mahkûm olduklarına, çünkü birbirlerini tüketemeyeceklerine nasıl olacak da akıl erdireceğiz?
Sayın Merkel;
Yoksa tarih bizi yeniden şaşırtacak mı?..
Ya da biz tarihten gerekli dersleri çıkarttığımızı gösterecek miyiz insanlığa?..
Yoksa, gerçek bir barış projesi olarak tarih sahnesine çıkmış olan Avrupa Birliği gözlerimizin önünde eriyip gidecek mi?..  

Yazarın Diğer Yazıları

Yazılarıma bir süre ara veriyorum

Okurlarımın bilgisine...

İngiliz basını çığlık çığlığa, ahmak milliyetçiliğe alkış tutuyor!

Avrupa, 20. yüzyılın başındaki gibi, yine o kanlı tuzağa mı düşecek, "benim milliyetçiliğim seninkinden daha güzel oyunu"na mı soyunacak yoksa?

Hesap vermekten korkan demokrasiden, özgürlükten korkandır!

Cervantes'in sesine kulak verin: Karanlık, bütün günahların üstünü örten kirli bir yorgandır.