17 Haziran 2018

Yemekte miyiz?

İngiltere'de programın süresi yaklaşık 48 dakika sürerken, Ekim 2008'den beri Show TV kanalında yayınlanan Yemekteyiz'in yayın süresi 3 saate yaklaşıyor

Bana göre sosyal bilimler alanında en büyük maharet, genellikle son derece sıradan bulunan, hatta önemsiz sayılan, kesin ve ampirik nesneler aracılığıyla kuramsallık düzeyi çok yüksek olan meseleleri inceleyebilmektir.

Pierre Bourdieu

  • Tiramisunun öz tadını alamadım.
  • Çorba soğuktu.
  • O salata asla gavurdağı değildi. Ancak çoban olabilir. Kaşık salatası belki olabilir; ama baharatı yoktu, asla asla asla gavurdağı değildi.
  • Kıvamını çok beğendim; biraz daha et koyabilirdi.
  • Dışı tam paçanga böreği gibiydi; ama unu biraz tuhaftı.
  • Salataya sonradan sosu koysaydı daha ideal olurdu.
  • Tavuğun bonfilesiz olması hoşuma gitmedi.
  • Sonuçta kimisinin tatlısı iyidir, kimisinin çorbası iyidir.
  • Yalnız tatlının süslemesi çok iyiydi.
  • Pilav tane tane olmamış.
  • Kahve çok sulu.
  • Yoğurt gereksiz yağlıydı.
  • Eti biraz daha pişebilirdi.
  • Tatlıcı gibi olamazdı zaten. Biz tatlıcı değiliz. Tatlıdan puan mı keseyim yani?
  • Cevriye Hanım bence savundu yemeklerini.
  • Bak bakalım o domates mi, biber mi?
  • Bu ne demektir? “Benimle alay ediyor” demektir.
  • Benim bütün yemeklerime bir şeyler bulmaya çalıştılar!
  • Tavuğun parçalı olmasına laf söylediler.
  • Beyhan Bey’in ana yemeğinin yanına makarna olsa olurdu. Yok, hayır, bulgur pilavı.
  • Günah mı çıkarıyorsunuz?
  • Vicdanen rahatsız oldum. Benden bir puan alın lütfen.
  • Dolmasını yedim. Tatlısı kabul etmese de bence çok kıtır kıtırdı. Bir puan daha fazla verebilirdim. Haksızlık oldu.
  • Masamı çekemediler. Gerçek bu! Tam bir ziyafet sofrasıydı. Benim masamı kıskandılar.
  • Bir puanı özellikle ben kendim istedim, sevinsin diye. Vermiş olduğum puanlarda da kimseyi kıracak şey yapmadım. Benim karakterim kimseyi incitmek değildi.
  • Ödülü kazanma hırsı ile beni eleştirdiler.
  • Arkadaşlar kazanmak için gelmiş. Ben eğlenmek için geldim. Torunlarıma anı bırakmak için gelmiştim.
  • Beyhan Bey kendi gününde asabiydi.
  • Nurhayat Hanım doğal bir şekilde sormuştu.
  • Biberin o kadar soyulduğunu ben hiç görmedim! Garibime gittiği için sordum.
  • Emek harcıyorsunuz. “Beğenmedim” deyince insanı asabi durumuna sokabilirsiniz.
  • Bence kimsenin masası güzel değildi.
  • Onlar bu yarışmaya macera olsun diye katılmış.
  • Bizler profesyonel yarışmacılar değiliz sonuçta.
  • Şimdik ne yaparsanız yapın, patlıcanlar dışında kabuk atar. Zarı içiylen beraber yenir.
  • Bana çok tavırlı davrandınız.
  • “Gözümü çok yoruyor” dediniz.
  • Ben şu an size kızmıyorum, gerçekten.
  • 16 puan almışsınız, iki tane 3’ünüz var, iki tane de 5’iniz var.
  • Cevriye Hanım 3 vermiş.
  • 3’lük bir masa mıydı sizce?
  • Yazıp da karşımıza çıkardığı şeyler aynı değildi.
  • Benim kendi düşüncem yani. Damak tadımı alamadığım için 3 puan verdim.
  • Peki, o sizin kendi görüşünüz!
  • Evet, sonuçları açıklıyorum.
  • Ben heyecandan şimdi öleceğim. Bende taşikardi var. Ambulans çağırırsanız.

***

Bayramda bu programa uzun uzadıya maruz kaldım.

Yemek kültürü mühim şey, konuşabiliriz elbette; bununla birlikte sarf edilen cümleler yukarıdaki minvaldeydi.

***

Daha sonra da Fatma Nur Gürbüz’ün tez araştırması* Tasarım Araştırmalarında Televizyonun Veri Kaynağı Olarak Kullanılması: Yemekteyiz Programı Üzerinden Mutfak Kültürünüİncelenmesi ile karşılaştım.

Bu çalışmadan edindiğim bilgilere göre “İngiltere’de Channel 4’da yayınlanan ‘Come Dine with Me’ orijinal bir format olarak dünyada popüler olan yarışma programlarının yaratıcısı Endemol tarafından 27 ülkeye 2005 yılından beri dağıtılmaktadır (Çizelge 4.11). Format yemek pişirme gerçeklik televizyonu programı (İng. Cooking Reality Show) olarak tanımlanabilir. Çok fazla sevilip yaklaşık 27 ülkede satın alınarak tüm dünyada yaygınlaşmıştır. Yarışma, İngiltere’de ünlü bir komedyen olan Dave Lamp tarafından iğneleyici bir biçimde seslendirilmektedir.

‘Primetime’ olarak da bilinen haber sonrası akşam kuşağında yayınlanmaktadır. İngiltere’de programın süresi yaklaşık 48 dakika sürmektedir (‘Come Dine With Me’, 2010).

Ekim 2008’den beri Show TV kanalında yayınlanan Yemekteyiz ise, üç saate yaklaşan yayın süresi ile yurt dışındaki örneklerinden biraz daha farklı ilerlemektedir. Neredeyse tüm sürece, alışveriş, pişirme ve servise hazırlama, servis etme birer saat ayrılmaktadır.”

***

Uzun uzun uyuşturulduk. Peki, nasıl uyanacağız?

Uyuyakalanlardansanız sizi kim, nasıl uyandırsın istersiniz?

Uyanınca göreceklerinizle baş edecek gücünüz var mı? Yoksa böylesi daha mı iyi?

Karnımız açken, psikolojimiz bozulmuşken, sorgulamaktan çok uzakken, önümüze her konanı yiyorken böyle ne kadar yol gideriz?

Diğer yandan internette yaptığım mini araştırmadan anladığım kadarıyla yarışma süresi olan beş gün boyunca para vermeden yemek yiyecek olmak kimilerinin yarışmaya katılma sebebi. Kimisi eğlenmek istiyor. Kimi de işte torunlarına anı bırakmaya gelmiş.

“Bir kütüphane kuruyorum, haydi kardeşler, televizyonu kapatın, oraya gidiyoruz” desem bu haddimi aşmak olmaz mı zaten?

Hem sizin için en iyi olanı ben nereden bilebilirim?

Hem benim bildiğim hepimiz için doğru olmak zorunda mı?

Türkiye’de aksayan birçok mesele varken, vur ensesine ekmeğini al’lar cereyan ediyorken, yemekte olmayıp da ne yapacaktık?

“Kitle iletişim araçları iletişim kurmadığında aptal kutusuna dönüşüyor” dediklerinde elbette kafamızı diğer yana çevirecektik.

Diğer yandan dönem dönem her birimizin ihtiyaçları farklılaşıyor. Bazen kafa dağıtmak istiyoruz, sadece ekrana bakmaya ihtiyacımız var.

Yapımcılar ekrana sorgulayıcı program koysa, reklâm verenler bütçeleri keserler, e hadi onu da anladık diyelim. Vahşi kapitalizmin kıskacından kurtulabilecek miydik?

Popüler kültürün değerleri yok, sosyal sorumluluk projesi yok, dilinden anladığı şey para.

Ve tamam Andy Warhol’cuğum, hepimiz on beş dakikalığına ünlü olduk.

Millete tutmuş pilav yedirttiğimizin farkındayız iyi hoş da, yenen, un ufak edilen en temel haklarımızın ne zaman peşine düşeceğiz?**


https://polen.itu.edu.tr/bitstream/11527/971/1/11700.pdf

** https://www.youtube.com/watch?v=dKK7dlZB6A4

Yazarın Diğer Yazıları

Kara Köpek'in yazarı Fırat Uran: Kapalı kapılar ardında kalmış başka bir İstanbul’u anlattım

Fırat Uran, depresyonun insanı ileriye götüren, derinleştiren ve ters köşe eden bir yanı olduğunu düşünüyor

Feride Dorothy Yıldırım Güneri'nin ardından ağlarken...

Feride Hanım on binlerce kadının yaşamına dokundu ve onların dönüşmesine yardımcı oldu, onlara güç verdi. Pek çok insana iyi geldi. Onu çok özleyeceğimi biliyorum...

"Gericiliğin arttığı yerlere dansın daha fazla girmesi gerek"

Koronavirüs'ten önce kıtalar arası yoğun çalışan Ezgi Zaman "Dans benim için özgürleşme, direniş ve içinde bulunduğumuz sisteme karşı bir başkaldırı aracı oldu," diyor