01 Haziran 2020

Kara Köpek'in yazarı Fırat Uran: Kapalı kapılar ardında kalmış başka bir İstanbul’u anlattım

Fırat Uran, depresyonun insanı ileriye götüren, derinleştiren ve ters köşe eden bir yanı olduğunu düşünüyor

Sevdiğinizi geri kazanmak için ne kadar ileri gidebilirsiniz?

Neler yapabilirsiniz?

"Köpek olmak" deyimini hatırlatarak bunları sorgulayan Fırat Uran’ın ikinci kitabı Kara Köpek yayımlandı.

Hukuk eğitiminin ardından Sinema ve Televizyon okuyan Uran, kitaplarında LGBTİQA+ hikâyeleri merkeze alıyor.

İlk kitabı Otobanda Kaybolanlar İngilizce’ye çevrildikten sonra yurt dışındaki algı için "Kafalarında canlandırdıkları, çölde develerimizle dolandığımız Türkiye’yi bulamadılar. Onlara kapalı kapılar ardında kalmış başka bir İstanbul’u anlattım," diyor.

Kara Köpek’te ise kapalı kapılar ardına depresyonu da ekliyor.

Fırat Uran, depresyonun insanı ileriye götüren, derinleştiren ve ters köşe eden bir yanı olduğunu düşünüyor.

- Size kara köpekler bastığında kitabınızdaki gibi tepesine çikolatalı sütle binip fiyuu ve wuhuu diye bağırabiliyor musunuz?

Benim kara köpeğim geldiğinde kuyruğumu kıstırıp evime kapanırım. Yaşama dair tüm sistemlerim geçici süreliğine çalışmaz hâle gelir. Aklım bana emirler vermeye başlar. Bu emirler tek tek olur; çünkü birden fazla şeyi yapacak gücüm yoktur. "Şimdi suya git," der. Islanırım. Sonra "Üstüne bir şeyler giy," der, onu yaparım. İlk iki gün aralıksız film izleyerek kendimi toparlamaya çalışırım. Bu dönem geçince arka arkaya bir sürü program yaparak kendimi sokağa atarım. Yoğunluğun içinde bir bakmışım köpek gitmiş.

- İlk kitabınızda da gey karakterleri merkeze almıştınız. Kitap İngilizce’ye çevrilince dışarıdan Türkiye’ye bakış nasıl oldu?

Şaşırdılar tabii ki. Kafalarında canlandırdıkları, çölde develerimizle dolandığımız Türkiye’yi bulamadılar. Onlara kapalı kapılar ardında kalmış başka bir İstanbul’u anlattım. Alan adlı tanımadığım Amerikalı bir okurun benimle paylaştığı yorumu paylaşabilirim.

"Sevgili Fırat,

Kitabına Amazon’dan ulaştım. Bir süre önce bitirdim. Çok güzeldi. Okurken fark ettim ki her yerin kendine has bir gey hayatı var. Bazı mekânlar diğerlerine kıyasla daha açık fikirli. Kitabında tasvir ettiğin İstanbul’daki gey hayatı, biz Amerikalılar için egzotik, otantik ve hayat dolu. New York’a kıyasla daha az rahatsız edici. Bir gün İstanbul’u görmeyi çok isterim. Son olarak, Alaz ve Batu’nun yaşadıkları masum ve sürükleyiciydi. Bu masumiyet ne yazık ki yaş ilerledikçe kayboluyor. Hatırlamak iyi geldi."

Alan, New York, 2019

- Türkiye’de yayımlanan LGBTİQA+ kitaplardan radarınıza girenler hangileri? Mesela beş tane sayacak olsanız... 

İlk sıraya Perihan Maden’in yazdığı Ali ile Ramazan’ı koyarım. Okurken ağladığım yerler olmuştu. İkinci sırada Duygu Asena’dan Paramparça var. Kendisini sürekli zor durumlar içine sokan evli bir adamın gizli ilişkilerini anlatıyordu. Üçüncü favorim Ahmet Güntan’ın Tam O Sırada adlı kitabı. Çok sevdiğim bir repliği paylaşmadan geçmeyeyim. Yatılı okulda geçen bu kitapta "Kız Cengiz’ diye bir karakter var. Çamur Timur kitabın bir yerinde ona şöyle diyor: "Bak sen bu güzelliğinle disiplin kurullarında çürürsün." Dörde Yalçın Tosun’un Peruk Gibi Hüzünlü kitabını koyarım. Bu kitapta özellikle Muzaffer ve Muz öyküsünün yeri ayrıdır. Son olarak Ahmet Tulgar’ın Birbirimize adlı öykü kitabı. En çok Şampiyon adlı öyküyü sevmiştim. Yağlı güreşçilerin öyküsü. Ata sporu.

- Bu seneki Pride’da ne yapacaksınız?

Lambda İstanbul Derneği ile kitaplarım üzerine canlı yayın yapmayı planlıyoruz. Tarihi henüz kesinleşmedi. Kesinleştiğinde Instagram hesabımdan duyuracağım.

- "Kara Köpek’ karanlık yerlerdeyken Berk’in babası ile konuşma yaptığı sahneyi yazma süreci nasıl gerçekleşti?

 - Normal insanlar gibi olamazdın sanki!

- Normal, ne boğucu bir kelime!

- Bizi hiç düşünmüyorsun, değil mi? Senin yüzünden insanların yüzüne bakamayacağız!

- Hangi insanlar? Arkadaşlarından dem vuruyorsan, onlar gerçek dostlarınsa, senin her türlü yanında olurlar. Olmuyorlarsa da salla gitsin! Sana yararım dokunmuş olur.

- Kes sesini! Bundan sonra seninle aynı çatı altında yaşamak istemiyorum.

Şimşek çaktığını düşünün. İnsanların buna tepkisi ikiye ayrılır: Birinci tür kendini eve kapatıp perdeleri çekip televizyonu açıp hiçbir şey olmamış gibi davranır. Bilmediği şeye olan korkusunun üstesinden bu şekilde geliyordur. İkinci tür ise merak eder: Neden böyle bir şey oldu? Bunu tecrübe eden başka insanlar var mı? Onlar ne hissetti? Bu konuyla ilgili filmlerde, kitaplarda, bilimsel makalelerde neler söylenmiş? Araştırıp öğrenmeye başlar. Sonunda korkulacak bir şey olmadığını, bunun doğanın bir parçası olduğunu anlar. Birbirinden farklı düşünce sistemleri olan bu iki tür arasındaki uçurum zaman geçtikçe büyüyor. Bilmediğiniz her şeye, perdelerini çeken birinci tür olarak yaklaştığınızdaki oluşacak karanlığı hayal edin. İşte Berk ve babası arasında geçen konuşma bu iki türün yüz yıllardır aralarında geçen savaşın sözlere dökülmüş hâlidir.

- "Bir gün ben de kendi ütopyamı kurmak isterdim" cümlesi geçiyor kitapta. Sizde de var mı böyle bir istek?

Meksika’nın Guadalajara şehrinde gezerken El Palacio de Las Vacas adında bir ev gördüm. Burası varlıklı bir adama aitmiş. İçinde sevdiği arkadaşlarını ve sanatçıları toplayıp birlikte yaşamış. İlginç gecelere ev sahipliği yapmış. Benim ütopyam böyle bir yer olurdu. Terk edilmiş kocaman eski bir ev. Bitkiler ele geçirmiş. İçinde sevdiğim arkadaşlarımla birlikte bir şeyler üretebildiğim insanlar var.

- Anubis’ten bahsedebilir misiniz? Anubisle ilişkiniz nasıl?

Anubis, Mısırdaki ölüler tanrısı. Yarı köpek yarı insan şeklinde olan bu tanrının görevi ölüleri korumak ve yüceltmekti. Anubis’i ilk defa Kahire Müzesi’nde görmüştüm. O zamanlar Kara Köpek diye bir kitap yazıp içine illüstrasyonunu koyacağımı bilmiyordum. Ölüm tanrısını neden köpek başlı insan şeklinde tasvir ettiklerini düşünmüştüm. Köpeklerin bekçilik görevleri vardır. Belki de ölümün bekçiliğini yaptığını düşündükleri için böyle tasvir edilmiştir. Ben de bunu kitabıma uyarladım. Berk karakterinin travmasının bekçisidir Kara Köpek.

- Kitaptaki şarkılardan Spotify listesi yapmışsınız. Bunun dünya örneklerinden bahsedebilir misiniz? Transmedya hikâyeciliği yaptığınızı düşünüyor musunuz?

Evet. Kitabın içinde çalan parçaları Spotify’dan dinleyebiliyorsunuz. Yazarken olay örgüsüne müzikler düşünürüm. Bu, aldığım film eğitimlerinden gelme olabilir. Kitap bittiğinde fark ettim ki içinde birçok şarkı geçiyor. Daha derine inmek isteyen okuyucular olursa listeden çalan parçaları kolayca dinleyebilirler diye düşündüm. Dünyada bunun başka örnekleri kesin vardır; fakat ben denk gelmedim. Bir hafta önce Kara Köpek’in Instagram hesabından (@kara.kopek) okuyuculara, kendi kara köpekleri geldiğinde hangi şarkıyı dinlediklerini sordum. Gelen şarkıları da kitabın listesine ekledim. İlginç bir liste oldu.

Kitaptaki çizimler nasıl ortaya çıktı?

Soğuk bir New York gecesinde sokakta sigara içerken "My Tunnels Are Long and Dark These Days"i dinleyip Ece Cangüden’e mesaj attım. Bu ikimizin şarkısı. Ece’ye onun gibisini bulamadığımı ve ikinci kitap için de birlikte çalışmak istediğimi söyledim. Cevap olarak yarım gülen surat gönderdi ve bunu düşüneceğini söyledi. Ondan istediğim uzun ve meşakkatli bir işti. Ece’nin kendi büyümek istediği alanlar var. Garip heykeller yapmak istiyor. Desenler çalışıyor. Böyle bir vakti ayırmak isteyecek mi, düşünmek istedi. Birkaç gün sonra benimle bir kez daha dans etmeyi kabul etti. Ece, kitabın çizimlerinde pembe ve siyah renkleri kullanmak istedi; çünkü siyahın Kara Köpek’i, pembenin ise Ege karakterinin toz pembe hayatını temsil ettiğini düşündü. Görselleri oluştururken arkadaşlarımızın görüntülerini kullandık. Bir süre WhatsApp gruplarında Ece, onlardan tuhaf fotoğraflar istedi.

- "Tıpta kıdem muhabbeti var abi demek zorunda kalıyorsun," diye bir cümle var kitapta. Hiç birilerine istemediğiniz halde abi/abla dediniz mi?

Bir tanıdığım vardı. Yaşı benden büyüktü. "Bana abla deyip saygı göstereceksin" diye buyurmuştu. Yapmadım. Neden yapmadım? Çünkü saygının sadece yaştan gelmediğini düşündüm. Yani mesela Hitler’in yaşı benden büyük diye ona saygı duymalı mıyım? Bu anlamda hiç kimseye istemediğim hâlde abi/abla demedim.

- "Kara Köpek’ birden fazla anlamı olan bir başlık. Güç oyunları hoşunuza gidiyor mu?

Gücün el değiştirmesi hoşuma gidiyor. Sabit bir güç, diktatörlüğe doğru gitmeye müsait olduğundan sevmiyorum.

Kara Köpek, İngilizlerin depresyona verdikleri bir isimdir. Bu ismi ilk kez DOT tiyatrosunda Sarı Ay adlı oyunu izlerken duymuştum. Yıllar sonra kara köpek hissiyatına sahip bir karakterin kitabını yazdım.

Depresyon toplumun geneli tarafından olumsuz bir şekilde tanımlansa da onların aksine, insanı ileriye götüren bir yanı olduğunu düşünüyorum. Farkındalık yaratıyor. Derinleştiriyor. İnsanı ters köşe ediyor. Bu anlamda yazdığım Kara Köpek karakterinin bu özellikleri taşımasını seviyorum.

Bir diğer anlamı ise köpek olmaktan geliyor. Birisine boyun eğip ne derse yapma durumu yani. Sevdiğinizi geri kazanmak için ne kadar ileri gidebilirsiniz? Neler yapabilirsiniz? Köpek olmak deyimi üzerinden bunları sorguluyorum.

- BDSM anlayışınızdan bahsedebilir misiniz?

BDSM denildiğinde insanların aklına genellikle Grinin Elli Tonu geliyor. Böyle olması talihsiz bir durum; çünkü kendi içinde çeşitli dallara ayrılıyor. New York’ta yaşarken bir süre bir Master’a yardımcılık yapmıştım. Bu süreçte birçok farklı seansı gözlemleme fırsatım olmuştu. Psikolojik tarafı ağırlıkta olan bir alan. Bu tarz oyunların temelinde güven olması gerektiğini düşünüyorum. Bu, olmazsa olmaz bir unsur. İkinci olarak güce sahip olan Master’ın, iktidarının nefretten gelmemesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde gidilmesi istenmeyen yerlere doğru gidebilir. Son olarak oyun bittiğinde karşılıklı olarak sarılmanın aradaki bağ için önemli olduğunu düşünüyorum.

 - Seks sahnelerini yazarken kendinizi sansürlediğiniz oldu mu?

Evet, oldu. Kara Köpek’in üçüncü taslağını editörlerim Leman Sevda Darıcıoğlu ve Mehmet Emin Adanalı’ya gönderdiğimde benzer yorumlar geldi. Üçüncü bölümün sonundaki seks sahnesini Türk filmleri gibi en önemli yerinde kestiğimi söylediler. "Görüntü karanlığa düşer, ertesi gün olur," gibi yani. Yorumlarını okuyunca güldüm. "Evet hakikatten öyle olmuş," dedim ve eklemeler yapıp düzelttim.

- "Otuz yaşından önce kitap yayımlamayın," diyenler var. İlk kitabınızı otuz yaşından önce yayımladınız. Ne düşünüyorsunuz?

Yazarlığın yaşla gelmediğini düşünüyorum. Anlatmak istediğin samimi bir hikâye varsa okumak isteyen insanlar olacaktır. Bu insanların bazıları sevecek bazıları sevmeyecektir. Sonuçta herkes her kitabı sevmek zorunda değil. Bunu unutmayıp her yaştan insan kendini ifade etmeyi denemeli.

- Kitabın gelirinin ne kadarı havyanlar için ayrılacak?

Kara Köpek basında yer almaya başladığında, kitabın Kitap Koala’dan satın alınması durumunda elde edilen gelirin masraflar düşüldükten sonra sokak hayvanları için harcanacağını söylemiştim. Bu haber birkaç el değiştirdikten sonra "Kitabın Geliri Sokak Hayvanlarına Bağışlanacak" başlığı ile çıkmaya başladı. Ben de o zaman öyle olsun diye düşündüm. Ödeme yapıldıktan sonra ödül mamalardan alıp birkaç köpek dost edineceğim.

- Yazmak terapi etkisi yaratıyor mu?

Kesinlikle.

- Yazmak ve görülmek arasında nasıl bir ilişki var?

Doğrudan bir ilişkisi var. Bir şey anlatıyorsun ve birçok insan tarafından okunuyor. Kalplerine giriyorsun, zihinlerinden geçiyorsun. Bu inanılmaz bir his. Artık vazgeçebileceğimi sanmıyorum.

- Sinema bölümünde okurken neden 7 ders yerine 26 ders aldınız?

Ben hep sinema okumak istedim; fakat hukuk okudum. Sinema öğrencileri ile tanıştığımda çok şey bildiklerini düşünüp imrendim. Bir akşam iki sinemacı arasında geçen bir konuşmada hiçbir şey anlamadığımı fark edince çok üzüldüm. Bu bende bir yara açtı. Bu yaranın adı "Ben yeterince şey bilmiyorum" oldu. Bilgi’de sinema okurken fark ettim ki öğretmenin izni olursa yüksek lisans öğrencileri lisans derslerine girebiliyor. Kendi kendime dedim ki "Ben burada kimseye çaktırmadan sinema okuyabilirim." Bunun üzerine bulduğum her derse girmeye başladım.

- Sırada ne var?

Yirmi altı dersi tamamlamış olmama rağmen Sinema ve Televizyon yüksek lisansımı hâlâ bitiremedim. Tez yazacaktım; fakat elim asla gitmedi. Bir gün iç sıkıntısından ölürken kendi kendime dedim ki: "Ben niye kimsenin hiçbir zaman okumayacağı bir tez yazmak için kendimi günlerce hırpalayayım?" Bunu yapmamaya karar verdim. Tezliyi projeliye çevirip Kara Köpek’in senaryoya çevrilmesi ile mezun olmayı teklif ettim. Senaryo ustası Öktem Başol danışmanım olmayı kabul etti. Bunu yapmak istiyorum. Kara Köpek film olsun istiyorum. Senaryo tamamlandıktan sonraki hedefim iyi bir dosya ile Köprüde Buluşmalar’a katılıp bu filmi hakkıyla çekebilecek iyi bir yapımcı bulmak. Ve o yapımcıyı bulacağım.

www.firaturan.com

https://kitap.solaunitas.com/kara-kopek

Yazarın Diğer Yazıları

Pandemi dayanışmaları: Müzisyenler, kadınlar ve alternatif eylem biçimleri

Destek kampanyaları, çevrim içi sohbetler, film günleri...

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden Mert anlatıyor: Talepleri neler, Kâbe'ye hakaret ettiler mi, eylemlere katılanlar kimler?

"Mücadelemizin kirli yollarla bastırılmaya çalışıldığını gördüğüm için sinirliyim. Tutuklanan arkadaşlarım için özlem doluyum. Kayyıma karşı çıkarken bir yandan ders çalıştığım için yorgunum"

Ülkemi ben yönetsem…

Kendimi durduramadım. Yazdıkça yazdım...