14 Şubat 2019

Hayatını sessiz adımlar üstüne kurmak

Güç Başar Gülle ile son albümü Reverse Perspective'i konuştuk

Güç Başar Gülle’nin son albümü Reverse Perspective / Tersten Perspektif çıktı.

Modern hayatın bize yüklediği tüketim ve hız odaklı yaklaşıma karşı, sahip olduklarımıza farklı açılardan bakıp -yine modern hayat içinde kalarak- kendimizi dönüştürmek, yeni bir yaşam formu oluşturmak, albümün temel noktası olarak tanımlanıyor.

Ben önceki albümleri dinlerken şu videoya* takıldım: İlk Renk (2010) albümünden, Günlük.

Oysaki bu söyleşinin konusu yeni albümdü**.

Gülle’nin Türk müziği, caz ve klasik batı müziği birikimi var.

Çocukluğu, babasının Ağrı’dan getirdiği uzun hava kayıtlarını dinleyerek geçmiş.

Şimdilerde -2019 Mart ayında- Amerika’daki birçok okulda kendi geliştirmiş olduğu caz armoni yaklaşımını sunmaya hazırlanıyor.

Bilgi ile sessizlik arasında derin bağ olduğuna inanıyor. Paylaştığı o sufi sözünü düşünüyorum ben de: bilen söylemez söyleyen bilmezmiş.

Güç Başar Gülle’ye sordum:

 

Pavel Florensky’nin Tersten Perspektif adlı kitabını okuduktan sonra albüme ismini veren şarkıyı bestelemişsiniz. Bu süreçten bahsedebilir misiniz?

Tersten perspektif, Orta Çağ görsel sanat tekniği olup Rönesans öncesi var olan yaşam şeklinin bir formu olarak adlandırılabilir. Rönesans ile birlikte gelişen doğrusal perspektif ile terkedilmiş ve lineer perspektifin Batı dünyasındaki her noktasına fizikten müziğe, felsefeden geometriye nüfuz etmesinden sonra tamamen unutulmuş bir bakış tarzıdır.

Batı müziğini anlama derdimin yoğun olduğu dönemlerde teorik kitapların tarihsel açıklamalardaki yetersizlik beni başka alanlarda araştırma yapmaya itiyordu. O dönem elime geçen Pavel Florensky’nin Tersten Perspektif ve Erwin Panofsky’nin Perspektif-Simgesel Bir Biçim kitapları görselliğin batı dünyasındaki yerini anlamamda ve diğer disiplinler için nasıl bir alt yapı kurduğunu görmemde çok önemli yerleri oldu. Ben de master çalışmamda batı müziği armonisinin gelişimi ve görsel sanatlar arasındaki ilişkide lineer perspektif algısının nasıl form aldığını göstermeye çalıştım.

Rönesans ile insanlığa hayat veren bu formun Endüstri Devrimi sonrası şekli bir değere dönüştüğünü ve hayatımızda yük oluşturduğuna inanıyorum. Bu durumu hem tartışmaya açmak hem de alternatif hayat formlarının olacağını göstermek için Tersten Perspektif yaklaşımını armoni içerisinde nasıl kullanabilirim niyetiyle yola çıktım.

“Benim için Parker modern cazı kuran, Davis güçlendiren ve Coltrane ise kıran bir rol paylaşmışlardır” diyorsunuz. Sizin kendi caz yolculuğunuzu inşa etme, güçlendirme ve kırma duraklarınız nelerdir?

Bu soruya aslında müzik yolculuğumdaki duraklarım olarak cevap vermek isterim. Paco de Lucia ile ayakta durmayı, Miles Davis ile birey olmayı, Mozart ile formu kırmayı değil dönüştürmeyi öğrendim.

Boğaziçi Felsefe eğitiminiz albümünüze nasıl yansıyor?

Felsefe bana düşünsel bir disiplin kazandırdı. Mezun olduktan sonra müzik tarihi, teorisi ve performans pratiği alanlarında bana yapısal ayrımlar yapmamı ve söylenen taklidi bilgileri daha sağlıklı bir yere koymamı sağladı. Bu sayede tarihi ve teorik bilgileri pratikle buluşturabiliyorum. Aslında akademik camiada var olan teori ve pratik arasındaki boşluğu felsefe sayesinde doldurdum diyebilirim. Bu bağlamda felsefenin hayatımdaki yeri büyüktür. Felsefenin yaratmış olduğu düşünsel esneklik farklı müzik kültürlerini kıyaslarken daha anlamlı bir resim oluşturmama yardımcı oldu. Bu albüm bu resmin somutlanmasıdır diyebilirim.

Osmanlı-Türk müziğini araştırırken tersten perspektif algılayışının formunu görmeye başladım ve Osmanlı kültürü daha anlamlı hale geldi. Batı kültürünün temel noktalarını sorgularken doğrusal perspektif anlayışının nasıl yapısal bir öneme sahip olduğunu gördüm. Caz müziğini anlamaya çalışırken batı müziği armonisi ve caz ritimlerinin birlikteliğinin nasıl dünyaya yayılıp bir disiplin haline geldiğini gördüm. Şu anda modern dünyanın girdiği çıkmazı açmak için tersten perspektif anlayışını batı armonik yapısı içerisine yedirerek bütün dünyaya cazın ritmik ve melodik formları içerisinde göstermek istedim.

Berklee’deki yıllarınız olmasaydı albümünüzde neler farklı olurdu?

Söylemek istediğim şeylerin lisanı caz olmazdı ama bir şekilde söylerdim. Söylemek istenen şeyden eminseniz dil sadece teferruat. Bunun en iyi örneği medeniyetlerin bilgi paylaşımındaki çeviri dönemleridir. Dimitri Gutas’ın Yunanca Düşünce Arapça Kültür kitabı bu konuda çok güzel bir çalışmadır. Araplar söylemek istedikleri şeyleri biliyorlardı bildiklerinin Yunan düşüncesi ile eşleşmesi sonucu o literatüre yoğun ilgi gösterdiler 800-1000 [yılları] arası. Söylemek istediğiniz şeyden eminseniz ifade aracınız ne olursa olsun kendinizi sağlıklı ifade ediyorsunuz. 

Dört senelik Berklee Caz Kompozisyon lisansını iki senede bitirmişsiniz. Bu nasıl olabildi?

Boğaziçi lisans programından 12 kredi transfer edildi. Daha sonra seviye belirleme sınavlarında ve ders atlama sınavlarında yaklaşık 24 kredi atladım. Onun öncesinde Türkiye’de aldığım özel dersler ve kendi çalışmalarımla bu süreci hazırlamıştım. Sadece caz kompozisyon derslerine yoğunlaşıp beş dönemde geri kalan 60 krediyi tamamlayıp mezun oldum.

Şarkıların isimlerini nasıl veriyorsunuz? Birkaçının hikâyesini anlatmak ister misiniz?

Tersten Perspektif albümündeki isimler ya teknik ya içerik olarak son beş yılımda hayatımda çok yoğun yer alan kavramlar.

Miles Davis bir röportajında “Charlie zaten öyle çalacaktı çünkü babası tap (ayak) dansçısıydı” cümlesi beni caz müziğinde başka bir boyuta taşıdı. O zamana kadar daha teknik baktığım ve efsane gördüğüm bir kişilik birden bana yakınlaştı ve arkadaşçasına bir paylaşım başladı. Charlie Parker’ın çaldığı melodiler daha anlamlı bir hale geldi ve benim için enformasyondan çok bana hayat veren bir yapı oluştu ve müziğime akmaya başladı. O yüzden ilk parçayı Parker’s Tappings ile Charlie Parker’ın babasına adamak istedim.

Kültür tarihinde ışık ve gölge arasındaki ilişki dünyaya yön veren kültür insanlarının en çok ilgilendiği konu olmuştur. Einstein’dan, Mimar Sinan’a, Leonardo Da Vinci’den İbn Arabi’ye bu konu hayatlarında çok önemli bir yer tutmuştur. Leonardo Da Vinci perspektif çalışmalarında ışık ve gölge arasındaki ilişki üzerine resimdeki objeyi çok daha canlı kurmanın yollarını aramış, Mimar Sinan form arayışında benzer bir yerde durmakta. Bu insanların ortak noktası bulundukları anı olabildiğince özümseyip o ana en uygun formu ortaya koymak ve hepimizi asırlarca tatmin edecek güzellikleri yakalamak olmuş. Fakat sanılanın aksine dış dünyalarında değil iç dünyalarında yapmışlar bu keşifleri, sonra dünyaya yansıtmışlardır. Bu durumu en iyi özetleyen söz İbn Arabi’den gelmiş “İnsan ışık ve gölge arasındaki çizgidir”. Bu ortak nokta beni hâlâ çok etkilemekte o yüzden albümde Light & Shade yani Işık ve Gölge adlı bir parça olsun istedim.

Los Angeles’taki genç hapishanesinde mahkûmlar için Türk müziği atölyesi düzenleme fikriniz nasıl gelişti? Türkiye’de var mı böyle çalışmalarınız?

11 Eylül sonrası Amerika’da kültürlerarası diyalog çok yaygın bir hâl almıştı. Çoğunluğu Berklee öğrencisi ya da mezunu birçok müzisyenden kurulu bir orkestra kurdular. Ben de bu orkestra içerisine davet edildim. Washington-Detroit-Texas ve Los Angeles’ta hem konser hem de workshoplar içeren bir program vardı. Los Angeles’ta mahkûmlara Türk müziği anlatmak ve çalmak bu organizasyonun bir parçasıydı. Türkiye’de böyle çalışmalarım yok.

Sosyal medyadan şarkıların sıkça paylaşıldığı şu dönemde [elimizle tutabileceğimiz] albüm yapmak nasıl bir boşluğu dolduruyor?

Şu anda müzik endüstrisi büyük bir kriz yaşıyor. O yüzden işitsel algı popüler olan görsel araçlara indirgeniyor giderek. Yaşanılan kriz bence her alanda olduğu gibi müzik endüstrisinde de bir anlam krizi. Şarkınızın gerçekten anlamlı, içten ve samimi bir içeriği varsa görsellik süsleyici bir nitelik olarak yer alır. Şu anda böyle şarkılar yok, herkes görsellikle açıkları kapatmaya çalışıyor. Ben aslında anlam boşluğunu doldurmaya çalışıyorum. Yaşadığımız hayat o kadar ezberler üstüne kurulu ki kimse ne yaşadığını ne hissettiğini bilmiyor. Bunun arkasında ne olduğunu anlayamadığımız bir doğrusal bakış formu var. Ben bu formun yapısal noktalarını sorgulatıp anlam için yer açmaya çalışıyorum.

Albümde Silent Steps adında bir şarkı var. Sizin de hayatta ‘silent step’leriniz [sessiz adımlarınız] oldu mu hiç?

Ben hayatımı sessiz adımlar üstüne kurdum diyebilirim. Çok güzel bir sufi sözü vardır, Bilen söylemez söyleyen bilmez diye. Bilgi ile sessizlik arasında derin bir bağ olduğuna inanıyorum. İnsan kendisinden kaçmak istediği zaman en çabuk sığındığı yer ses. Sessizliği tecrübe etmem sesle kendimi ifade etmem için daima çok güçlü bir zemin olmuştur. En önemli silent step’im babam öldükten 15 sene sonra bunu kabul etmeyi öğrenip kendi gözlerimle dünyaya bakmak oldu.

Öğrencilerinizden neler öğreniyorsunuz?

Öğrencilerden en önemli öğrenimim neyi ne kadar iyi bilip bilmediğim. Eğer bir konuyu üç cümlede anlatabiliyorsanız o konuya hâkimsiniz. Anlattığınız şey yeterince açık değilse öğrenci anladığını onaylasa bile gözleri kabul etmez. Anlayan gözlerin tatmininden hemen ne kadar iyi anlatıp anlatamadığınızı anlıyorsunuz. Daima bu süreci takip ederek anlattığım konuların temel noktalarına ait bilgimin çözünürlüğünü arttırdım. Bu sayede hem eğitmenliğim de hem de müzisyenliğim de çok yol aldım. 

Pedagoji ile ilgilenmeye nasıl başladınız? Öğrencilerin yetilerini açığa çıkarmaları için nasıl yöntemler deniyorsunuz?

Yaklaşık on sene önce kendimi çok derin bir krizde buldum. Çok kuvvetli bir akademik geçmişim olmasına rağmen temel konularda derin bir boşluk olduğunu fark ettim. Sonra her şeye sıfırdan başlama kararı aldım. Hayatımın en zor dönemleriydi. Hayatımdaki birçok şeyi durdurup müzikteki temel noktaları anlamaya çalışmakla işe başladım. Bu dönemde yoğun bir pedagojik araştırmaya giriştim. Modern pedagojik araçların yeterli olmadığını fark ettikten sonra Tao-Rönesans-Antik Yunan ve Modern öncesi İslam literatürünü incelemedim. Bu araştırmalardan kendime göre bir harman yapıyorum ve bu bilgileri ihtiyaca binaen hem kendimde hem de öğrencilerimde uyguluyorum.

Aslında en temel kullandığım yöntem Stoacılar’ın kullandığı dolaylı iletişim yöntemi. Yani ben yoğunlukla öğrencilerle konuya uygun bir şekilde kendi hikâyemi paylaşıp çalıştığımız konuyu öğrenciyle baş başa bırakıyorum. Didaktik bir şekilde şöyle ya da böyle yapmalısın demiyorum. Ayrıca öğrencinin algılayış formunu belirledikten sonra o algılayış formuyla bilgiyi aktarıyorum.

Albüm konserlerini nereden takip edebiliriz?

Facebook, Twitter ve Instagram’da @basargulle hesaplarımdan takip edebilirsiniz.


Reverse Perspective (2019)

Güç Başar Gülle (g)

Tamer Temel (s)

Apostolos Sideris (b)

Cem Aksel (d)

Albümün mastering’i Pieter Snapper tarafından Babajim Istanbul Studios & Mastering’te tamamlanmış.

Kayıt ve mix Cem Çatık’a ait.

Fotoğraflar ve kapak tasarımı Aykun Tasciian’a ait.

* https://www.youtube.com/watch?v=RjJNH7CcL3k

** https://www.youtube.com/watch?v=ix_NtaFzqT4&list=PLulibo_kZyQzAlW6D0A4MWNMLj04O7Gkx

*** https://www.youtube.com/watch?v=qhProsG3ffA&t=2s

Yazarın Diğer Yazıları

Duygusal ensest

Çocuğa büyükmüş gibi davranmak, “Ne kadar olgun çocuğumuz var” başlığı altında çocuğu dert ortağı yapmak ona kendi yükünü vermektir

Çok düşünen kadınlar

Görünen o ki, çok düşünmek kişiye zarar veriyor

Theresa May’li köpek oyuncakları

Refleks herhalde, aniden bu köpek oyuncaklarının Türkiye versiyonunu düşündüm