14 Şubat 2011

Yaredir sinede, ne yapsan kolay unutulmaz (ESKİ SEVGİLİ)

Ankete güvenmek gerekirse, bugün halkımızın yüzde 57'si Sevgililer Günü’nü...


Ankete güvenmek gerekirse, bugün halkımızın yüzde 57'si Sevgililer Günü’nü kutlamayı düşünmüyormuş. Ama bunun kutlamayı reddetmek olduğunu sanmayalım hemen. Sevgililer Günü’nü kutlamayanların yüzde 42'si buna neden olarak “sevgilisinin olmamasını” gösteriyormuş.
Ankette bu yüzde 42’nin içinde kaç kişinin hiç sevgili sahibi olmadığı, kaç kişinin ise sevgilisinden ayrıldığı yazmıyor... 

 *       *       *

Hani bugün 14 Şubat ya... 
Yok yok, Dünya Sevgililer Günü’nün önemini falan anlatmayacağım size. 
Roma’da 3. Yüzyıl’da hain İmparator Claudius’un zavallı Aziz Valentinus’u öldürtmesinden hiç bahsetmeyeceğim. 
Sevgiliye alınması gereken hediyelerden söz etmek niyetinde de değilim kesinlikle.
Aragon’dan şiirler de okumayacağım.
Ben yalnızca bugünün fark edilmeyen mahsun gölgesine işaret edeceğim. 
Sevgililer günü, aşk, mutluluk derken, varlıklarını nankörce unuttuğumuz birilerini hatırlatacağım: Eski sevgilileri.

*       *       *

Bizi hatalarımızla seven, bazen değiştirmeye çalışan, çoğu kez bu hatalara yenilerini eklememize aracılık eden, birlikte olmaktan heyecan duyduğumuz, bize kendimizi daha iyi tanıtan, kapris yaptığımız, kaprisini çektiğimiz, kıskandığımız, bizi kıskanan, kavga ettiğimiz, özlediğimiz, kendisine döndüğümüz, bize tekrar kucak açan veya artık kabul etmeyen, isteyerek veya istemeden geride bıraktığımız eski sevgililerimizi...
Ama bu konularda konuşup yazmak o kadar zor ki... Ben işin kolayına kaçarak başka birisinin cümlelerini kullanacağım bunun için. 
Hayır, Murathan Mungan’ın Maskeli Balo’sundaki 

Yaredir sinede eski sevgili 

Ne yapsan kolay unutulmaz

Ağlama geçmişe yaşadık bitti 

Anılar bizi yalnız bırakmaz 

dizelerine sığınmak değil niyetim. 
Yıllar önce “uygarca” (!) ayrılıp kendisiyle “arkadaş” (!) kaldığımız zeki ve şakacı bir kadının bana gönderdiği ve yaşı geçmiş bütün bekârlara yönelik iğneli, hatta çuvaldızlı bir anonim “sevgililer günü kutlaması” (!) mektubunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

BEKÂR ERKEĞİN BİR GÜNÜ

Gazı açıp tavayı koyacaksın.
İki adet yumurta alacaksın.
Birini yere düşüreceksin.
Pencerenin önüne gidip bir sigara tellendirerek gençliğini hatırlayacaksın.
Bu arada ekmek almayı unuttuğunu fark edeceksin.
Bunları düşünmeyi bırakıp tavaya uzanacaksın.
Elin yanacak.
Küfür edeceksin.
Son yumurtayı bir kenara bırakıp makarna paketine sarılacaksın.
Sonra yumurtalı döşemeyi temizlemeye kalkıp bir bez arayacaksın.
Bez bulamayınca gazete kullanmaya karar vereceksin.
Kullanmak istediğin gazetedeki bir ilana takılacak gözün.
Orada tanışmak isteyen bir kadının adını okuyacaksın.
Sonra gazetenin geçen yıldan kalma olduğunu görüp sinirleneceksin.
Odaya geçip kız arkadaşının telefonunu çevireceksin.
Tam onu bir restorana davet etmeye hazırlanırken kendi kendine “değer mi?” diye sorup vazgeçeceksin.
Ekmek almak için bakkala gideceksin.
Dönerken yolda köpeğiyle gezen güzel bir sarışına rastlayacaksın.
Köpeğin hoşuna gideceksin.
Sarışının hoşuna gitmeyeceksin.
Sıkıntını dağıtmak için sinemaya gireceksin.
Filmin ortasında makarnayı ateşte unuttuğunu düşünerek telaşla eve döneceksin.
Ocağı yakmadığını göreceksin.
Yemek tarifi kitabının yardımıyla başarısız bir deney daha yapacaksın.
Bu arada camları temizlemek gerektiğini düşüneceksin.
Sonra tatil günlerinin geçmek bilmediğini tekrarlayacaksın kendine.
Kızının doğum günü olduğu aklına gelecek, telefona sarılacaksın.
Doğum gününün bir ay önce olduğunu hatırlayıp duracaksın.
Televizyonu açacaksın.
Uzun süre ekrandakinin film mi, haber mi, reklam mı olduğunu anlamaya çalışacaksın. 

“Televizyonunuzu kapatmayı unutmayınız” yazısını görünce bu çabandan vazgeçeceksin. 

Acıktığını hatırlayacaksın. 

Hâlâ hislerinin seni uyardığı üzerine keyifle felsefe yapacaksın. 

Işığı kapatacaksın. 

Yatağa gireceksin. 

Soyunmadığını fark edeceksin. 

Bir haftadır aynı giysilerle dolaştığın aklına gelecek. 

İlk aşkın canlanacak gözünde. 

Ama yüzünü tam çıkaramayacaksın.
Küçükken ne olmak istediğini hatırlayacaksın.

Doğum gününün yaklaştığını düşüneceksin.

“Erkekler ağlamaz” sözü yankılanacak kulaklarında.


Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...