21 Aralık 2010

Vatan ve aşk

... Monologdan diyaloga geçme isteği doğduğunda, vaktiyle Komünist Partisi’nden atılan...

Karşımda oturan 80 yaşlarındaki adam sonunda patladı:

- Bu garson bir saattir masamıza bakmıyor. Ne zaman çalışmayı öğrenecek bu Ruslar? İnsana saygı göstermeyi ne zaman öğrenecekler? 

Birkaç dakika sustuğunda yatıştığını sanmıştım. Oysa o daha kapsamlı bir eleştiri yağmurunun bulutlarını biriktiriyormuş: 

- Kimse daha iyi yaşamak için bir şey yapmıyor bu ülkede. Tersine, herkes birbirinin hayatını zorlaştırmaktan zevk alıyor. En başta yöneticiler, bürokratlar... En altta satıcılar, garsonlar... Bakın, yollar çöp dolu. Uygar ülkelerde görebilir misiniz bunu? Ortalık hırsız ve hayduttan geçilmiyor. Hayat durmuş aslında Rusya’da; ama herkes sürdüğünü sanıyor. Ekonomi işlemiyor, üretim yerinde sayıyor. Varsa yoksa petrol ve gaz! O da bittiğinde devlet iflas edecek. Sovyetler dağıldı, şimdi sıra Rusya’da...

*      *      *

Monologdan diyaloga geçme isteği doğduğunda, vaktiyle Komünist Partisi’nden atılan Yahudi kökenli bir Rus bilimadamı olduğunu açıklıyor. Babası KGB tarafından gönderildiği sürgünde ölmüş. 
Bütün dünyayı gezmiş. İyi de para kazanmış. Neden “insanca hayat yaşandığını söylediği başka bir ülkede yaşamadığını” sorduğumda “çok geç artık” diyor.

“Rusya’yı seviyor musunuz?”
soruma uzun uzun düşündükten sonra cevap veriyor:

- Hayır. Neden seveyim ki? Kendimi güvende hissetmiyorum. Güven duyulmadan sevgi, aşk olur mu? Bir kadının yalnızca güzel gözlerine vurulup kalır mı insan; yanında kendini güvenli hissetmedikten sonra? Üzerinde bu kadar çile çekiyorsam, ne diye seveyim bu Vatan’ı?

*      *      *      


Kendime onu ikna etme şansı tanımadığım için karşılık vermiyorum. Ama dünyanın, milyonların üzerinde güvensiz yaşamlar sürdüğü ne kadar çileli ülkelerle dolu olduğunu düşünüyorum. Ve insanın, bir çift güzel göz için bu bilimadamının cetvelinden çıkan ölçülere bana mısın demeden hayatını harcayabileceği aşkları aklımdan geçiriyorum.
Epeydir masamıza uğramayan garson, sonunda siparişlerimizi getiriyor. Ay parçası gibi bir kız. Gözlerinde nedenini bilmediğimiz bir ışıltı, dudaklarında sımsıcak bir gülücük. İhtiyara söylemediklerimi içimden telaffuz ediyorum: 

- Bak, karşımızdaki, kötü bir “Sovyet emekçisi” ve güzel bir Rus kadını! Onu eleştirilerle yerden yere de vurabiliriz. Ama ona aşık olup yıllarca peşinden de koşabiliriz. Hayat işte!..

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...