21 Mart 2014

Twitter yasağını Diyarbakır'da Newroz'la karşılamak ne keyifliymiş

Newroz Alanı'ndayız. Buradaki insanların en çok istedikleri şey, barış. Onlar herkesten çok özlemişler barışı...

Diyarbakır / Newroz Alanı

Uyandım. Hemen haberlere baktım.

Normal bir insan uyanınca önce yüzünü yıkar, biliyorum; ama ben normal olmayan bir iktidar tarafından "yönetilen" normal olmayan bir ülkede yaşadığımdan dolayı normal olmayan bir insanım.

Dün gece, bağırmaktan sesi yırtılmış, yüzü gözü kararmış bir adamın "Tvitır-mvitır hepsinin kökünü kazıyacağız" çığlıkları eşliğinde uyumuştum.

Uyandım, baktım, adam gerçekten de kırmış Mavi Kuş'un kanadını!..

Twitter'ım gitmiş...

Gece yarısı haince vurulmuş...

Ama o elbette ölmez, bilirim.

Daha birçok diktatörün helvasını yer bu "Tvitır-mvitır"lar...

Sen istediğin kadar bağır-yırtın meydanlarda!

Hemen baktım internete, bizim T24 de dahil birçok sitede (sonradan bazı televizyon kanallarında da gördüm), bu çağdışı yasağın nasıl basit bir "vücut çalımı" ile aşılabileceği anlatılıyordu.

Benim gibi teknoloji fakiri bir internet kullanıcısının bile yasağı delmesi bir dakika sürmedi.

"Keserim ha topunuzu" diye tehdit eden zalim yetişkinlere inat, tekrar top oynamaya başlayan çocukların coşkusuyla Twitter'a girdim.

İlk karşıma çıkan twit beni şaşırttı. Putin'in danışmanlarından Surkov bizim yaşadığımız rezaleti twitlemiş. Türkçesi şöyle:

Twitter Türkiye'de yasaklandı. Erdoğan: "Twitter'ı yok edeceğim. Uluslararası topluluk beni ilgilendirmez. Herkes Türkiye'nin gücünü görecek." dedi. Putin'i solladı...

Sonra Twitter'ın yasaklanmasıyla ilgili bir çok mesaj gördüm.

Bir tanesine takıldım kaldım önce, sonra RT yaptım (yani kendi hesabımdan aynen ve bir kez daha "kullanıma sürdüm"):

Halbuki bilmezler mi bir şey yasak olunca Kürt mutlaka deler. Bundan sonra görün Kürtleri Twitter'da. :) Yasakları delik deşik edecekler. :)

Ve uyandım. Tam anlamıyla uyandım şimdi. Kendime geldim. Nerede olduğumu, nereye geldiğimi hatırladım.

Diyarbakır'dayım, Diyaribekir'da, Amed'de...

Bugün Newroz...

Bir twit daha "sallayıp" yüzümü yıkamaya gittim:

Twitter yasağını Diyarbakır'da karşılamak ayrı zevk :) Bugün Newroz! Yıllarca yasaklanan bayram! Yaşasın Newroz ve Twitter'ın kardeşliği! :)

*   *   *

Diyarbakır Newroz Alanı'na gidiyoruz. Yollar tıkalı. Ama bu kez sıkıntılı değil, mutlu bir kalabalık tıkamış yolları. Kelimenin tam anlamıyla: b-a-y-r-a-m!..

Arabamız daha fazla ilerleyemiyor. Tabanvaylarla devam! O da kolay değil. Bütün Diyarbakır burada! Hatta tüm civar iller! O da ne; Adana, İzmir, Bursa, İstanbul, Eskişehir plakalı otomobiller!.. Herkes burada!..

Alana yaklaştık mı, hâlâ uzakta mıyız, anlayamıyoruz. Ama artık geçtiğimiz her yerde birçok insan ve her yerde bayram var...

Türküler, şarkılar, marşlar, danslar...

Çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek...

Newroz Parkı... Konuşmacıların gür sesi... Milyonluk bir alan dolmuş taşıyor...

Kendimize bir geçiş koridoru açana kadar ter içinde kalıyoruz. Bir ara hafızamın yaşlı bir bölmesinden eski bir cümlem dökülüyor:

-    Yeter artık; bundan sonra kitlesel mitinglere gitmem. Kalemimle ne kadar ulaşabilirsem artık...

Kalem cepte, ama ayaklar - erken verilmiş sözlere pek aldırmadan - paşa paşa geçiyor işte binlerce insanın arasından.

Burası yıllardır ihmal ettiğim Diyarbakır. Amed yani... Kürt kenti... Newroz başkenti...

Rengârenk giysili ninelerle sohbet ediyoruz. Zafer işaretiyle poz veriyorlar kameralara. Bebelerle top oynuyoruz. Onlar da aynı pozu veriyorlar küçücük elleriyle.

Yediden yetmişe nice acılar çekmiş, zafere hasret kalmış bir kent burası. Ve zaferi hak etmiş...

Sloganlar ve türkülerle sahneye doğru ilerliyoruz. Güçlükle de olsa "açık hava tribünü"müze ulaşıyoruz. İşte o zaman kalabalığın nefes kesici görkemini hissediyoruz.

Montaj-dublaj yok burada, usta! Yüz binlerce insan burada işte! Kim bilir, belki "k" harfini ensemde dostça patlata patlata coşan Kürt meslektaşımın deyişiyle, "en az iki milyon var, bileklerimi keserim!"

*   *   *

Konuşmalar ve sloganlar birbirini izliyor. Herkes en önemli anı bekliyor. Lider Abdullah Öcalan'ın mesajının okunmasını.

Gözlerim artık kalabalıklara alışıyor. Yine tek tek insanları görebiliyorum. Ve onların yüzlerini, gözlerini, mimiklerini, bakışlarını...

Şundan hiçbir kuşkum yok: Bu insanların en çok istedikleri şey, barış. Onlar herkesten çok özlemişler barışı.

On yıllardır gördükleri baskıları, sürgünleri, ölümleri, zindanları, işkenceleri, yakılıp yıkılan köyleri, dışkı yedirme de içinde en korkunç aşağılama yöntemlerini, en kalleş düşmanlıkları geride bırakmasını bilmişler.

Ve bir yılı aşkındır silahlar patlamıyor ve insanlar ölmüyorsa, bu, sorunu çözmekten çok kendi kontrolüne alma, durumu idare etme ve ne pahasına olursa olsun iktidarını sürdürme peşinde olan AKP iktidarının değil, Kürtlerin eseri.

Bir grup yerli ve yabancı gazeteci olarak P24 Platformu tarafından düzenlenen bölge gezisinde, AKP belediye başkanı adaylarıyla da görüştük, Kürt liderleri ve adaylarıyla da.

AKP'lilerin tepeden bakan ve "onlara o kadar hak verdik, hâlâ eleştiriyorlar" derken kibir içinde boğulan ifadelerini de kazıdık hafızamıza; Ahmet Türk'ün, Osman Baydemir'in içten bir üslupla paylaştığı sorunları, acıları ve haklı sitemlerini de.

Hayır, ne illa Kürt olmak gerekiyor, ne de PKK'lı, BDP'li veya HDP'li! Katılmadığınız birçok görüşleri de olabilir. Tıpkı benim gibi.

Ama bugün artık şunu hissetme, kabul etme, hatta haykırma günüdür: Türkiye'de iktidarlar Kürtleri ezme, onları aşağılama yolunda birbirleriyle yarıştılar on yıllardan beri.

Ve maalesef halklar, sıradan insanlar, dahası aydınlar da birbirinin acısına yeterli duyarlılığı gösteremedi, göstermedi. Sözüm en başta kendimize tabii: Kürtlerden uzak durmayı, onların yaşadığı çilelere kaygısız kalmayı marifet sayan Türk aydınlarına.

*   *   *

Önümde dalga dalga uzanan Newroz coşkusuyla beraber sağa sola saçılan düşüncelerimi ve duygularımı toplamaya çalışıyorum.

Eh, buraya sadece coşku yaşamaya ve fotoğraf çekmeye değil, yazı yazmaya da geldik.

Aklımda ve yüreğimde birikenleri yazıya eklemeden fotoğrafları "twitlemek" istiyorum.

Olmuyor. Hani aşmıştım yasakları! (Sadece ben değil, on binlerce kişi aştı tabii. Aralarında Abdullah Gül ve Bülent Arınç da var. Ama yasak, dolu dizgin sürüyor. Böyle acayip bir memleket burası.)

Acaba bu "tvitır-mvitır yasakları" Newroz'un etkisini gölgelemek için mi bugün uygulamaya kondu?

Bir kez daha yüklüyorum "özgürlük korsanı" programlardan birini. Tekrar deniyorum. İşte bu fotoğraflar, Diyarbakır'dan, şu anda, şimdi...

Ve Öcalan'ın mesajı okunuyor iki dilde... Ana teması barış, yine barış!..

Sonra sıra yazıyı bitirmeye, ardından T24'e yollamaya geliyor.  

İnternet de yollar gibi tıkalı.

Biz Diyarbakır'da bayram kutlarken internet tümüyle kesilmedi ya?

Yazım ulaştı mı acep?

Aldın mı eyy T24?

T24 okurları, ulaşabildim mi sizlere?

Newroz Alanı'ndaki bayramı paylaşabildim mi biraz olsun?

 

@AksayHakan

 

Yazarın Diğer Yazıları

Petersburg mu Moskova mı; şaka mı yapıyorsunuz siz?

Uzun bir aradan sonra gittiğim Petersburg'da hem geçmişten hem de bugünden birçok çelişkili düşünce ve duygu aklımı kurcaladı

Ukrayna Barış Zirvesi ne getirdi, ne getiremedi?

Kiev'in çabaları "Küresel Güney" denilen ülkelerin bir kısmını etkilese de, pek çoğu ve bu arada BRICS üyeleri mesafeli durmayı tercih etti

Putin’den Batı’ya tehdit, Erdoğan’a uyarı: Bu gidiş, gidiş değil

Putin’in yakın zamana kadar sık görüştüğü Erdoğan'a önemli bir mesajı, ilk kez gördüğü gazeteciler aracılığıyla iletmeye çalışması tuhaf değil mi?