21 Ağustos 2015

Şemsiyeyle güvercini, TOMA’yla halkı... Böyle bir sevmek görülmemiştir...

‘Reis’ siyaseti, teşkilatçılığı, belagati falan iyi biliyor da... İnsan sevmekte, hayvan sevmekte zorluk çekiyor...

Vallahi ne yaptığını, neden yaptığını ben pek anlayamadım.

Saygıdeğer yandaş gazetecilere sormak isterdim:

Arkadaşlar, sizin “Reis” orada ne yapmaya çalışıyordu?

Neden o zavallı güvercini şemsiyesiyle dürtüyordu?

Üstelik yüzünde garip bir gülümsemeyle?..

Ve sanırım biraz da ürkerek, kümesin kapısının gerisinde gizlenmeye özen göstererek?..

Seviyor muydu güvercini?

Güvercin de “sevildiğini” hissediyor muydu acaba o anda?

Benim tüm ilkelliğimle “şemsiyeyle dürtme” olarak gördüğüm şey, Erdoğan açısından “bir tür sevme” miydi?

Eğer öyleyse ben “pes” (e)diyorum...

Ve Attila İlhan ustanın “Ne kadınlar sevdim zaten yoktular” diye başlayan şiirinden dört kelimeyi “Reis”e armağan ediyorum:

“Böyle bir sevmek görülmemiştir.”

 

 

*       *       *

 

Son satırı yazdım ve bir durdum...

Sahiden görülmemiş midir?

Galiba bir ara Başbakan da “çocuk sevmişti”...

Ve hepimizin yüreği ağzına gelmişti.

Hatırlıyor musunuz, bir çocuğu kulaklarından tutmuş, ötekini havaya fırlatmış, üçüncüsünü de kafasından kavrayarak ayaklarını yerden kesmişti.

Yani...

Elbette...

Bütün bunlar da “bir tür sevmek” olabilir.

Duygular tek tip değildir.

Çocuğu kafasından tutup kaldırarak...

Güvercini şemsiyeyle itip dürtükleyerek...  

Halkı da TOMA’larla, gazlarla, coplarla okşayarak “sevmek”!..

 

*       *       *

 

Malum, 7 Haziran’ın sonuçları evdeki hesaba uymayınca “Reis", seçmenlerin bu hatalarını telafi etmeleri için tekrar seçim yapma kararı aldı.

Bu arada “çözüm süreci” ile yüz verip şımarttığı Kürtleri cezalandırmak amacıyla iç savaşı buzdolabından çıkardı.

Son bir ayda yüzlerce insan öldürüldü; kimisi sivil, kimisi asker, kimisi polis, kimisi gerilla...

Kan gölüne dönen ülkede, Erdoğan ilk kez bir şehit cenazesini siyasi mitinge dönüştürdü; orada üzgün bir yüz ifadesiyle seçim mesajları verdi.

Ertesi gün de muhtarlarla haftalık olağan “Saray muhabbeti” sırasında bol bol latife yaptı, güldü eğlendi; elbette o dakikalarda da ülkenin bağrından oluk oluk kan akıyordu.

Biz sıradan ölümlüler, “yüz yılda bir yeryüzüne gönderilen” ve “Allah’ın lütfu” olan liderlerin kafasından geçenleri bilemeyiz.

Onlar dünyaya büyük işler yapmak için gelmişlerdir.

O arada binlerce kişinin ölmesi fazla önemsenecek bir şey değildir.

Tarih dediğin, kanla yazılır.

Ve genellikle, kana en fazla dayanıklı olan, zaferi kazanır.

Duygusal yorumlara, insanî zaaflara, “analar ölmesin”, “yoksul milletin evlatları heba olmasın” falan türü abartmalara pirim vermemek lazımdır.

İktidar, sevgi değil güç üzerine kurulur.

 

*       *       *

 

İktidar ve siyaset, meraklılarının olsun.

Biz Sait Faik’e kulak verelim: “Bir insanı sevmekle başlar her şey.”

“Reis” çocukluğunda ve gençliğinde ne kadar sevildi ve sevdi dersiniz?

Gerçekten de babası ona sert mi davranırdı, bacağından asarak mı cezalandırırdı?..

Kendisi kin ve nefret üzerinden siyasete, düşmanlığa, her zaman birilerine saldırıp yok etmeye pek fazla eğilimli...

Yüzünde hep bir sinir, hep bir gerginlik, hep bir şiddet...

“Dava adamı”, “büyük lider” falan, onu anladık.

Ama bu kavramlarda sevgi yok ki...

Yanı başında onca insan hayatını kaybederken, uzaklarda ölen muğlak bir Esma için gözyaşı dökmek sevgi belirtisi mi, rol ile karışık içinde biriken duygu pıhtısını dışarı atma tarzı mı?

Lafı uzatmadan, “Reis”e şu soruya sorabilsek:

Senin için insan hayatı nedir?

Her gün ölen insanlar için, cenazesine katıldığın askerler ve polislerle onların yakınları için yüreğin sızlar mı bir an olsun?

Ben bu yurttaşlarımın hayatından sorumluydum, onları yaşatamadım, diye cız eder mi için?

Yoksa insandan ziyade, her daim “lider” mi hissedersin kendini; umursamaz mısın yıkılan hayatları?

 

*       *       *

 

Biliyor musunuz, bir sahne nedense aklımdan hiç çıkmıyor.

Bazen insanın özü tek bir sözde, hatta tek bir tavırda, tek bir mimikte gizlidir.

30 Ocak 2013’te Gaziantep’te bir patlama sonucu ölen işçilerle ilgili kısa bir konuşma yapan (videosu yalnızca 20 saniye) Erdoğan, beş kişinin öldüğünü söylüyor. Salondan sekiz diye düzeltme gelince “Canım, ha beş ha sekiz; ne fark eder!” dercesine “Neyse” diyerek düzeltme yapıyor; bu sırada gözleri ve sağ eli “Bununla mı uğraşacağız şimdi!” der gibi...

Çünkü ölenler önemsiz...

Çünkü onlar, yaşamalarıyla ölmeleri pek fark etmeyen insanlar...

Çünkü “Reis” siyaseti, teşkilatçılığı, belagat sanatını falan çok iyi biliyor ama...

Sevmeyi bilmiyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Rusya Erdoğan sonrasına hazır mı?

Acaba Putin, Türkiye'de istikrarlı bir işbirliği içinde davranacak güçlü bir alternatifin varlığına inansa, nasıl bir tavır değişikliğine gidebilir?

Ellerini arkadan bağlama, bacak bacak üstüne atma, karşımda sigara içme!

İmamoğlu'na türbe önünde "ellerini arkadan birleştirme" incelemesi, herhalde Türkiye'nin bugüne kadar gördüğü en gülünç suçlamadır

Size "Orhan Baba" diyenlerin sayısının giderek azalmasını da önemsemiyor musunuz, Sayın Gencebay?

Ben aslında sizi ve müziğinizi severdim ama bunu, değil başkalarına, kendime bile itiraf edemezdim