09 Aralık 2018

Seks iyi hoş da, erkekler pek zavallı...

Bizim memlekette erkekler pek de hakkıyla kullanamadıkları için hep açlık çeken cinselliklerini her alanda sınamayı düşler

Okan Bayülgen’in önce “her kötülüğün anası” olarak nitelendirdiği seksi bıraktığını söylemesi (“Aaa, ciddi mi acaba? Ne kadar ilgiiinç!”), birkaç gün sonra da şaka yaptığını duyurması (“Neyse, rahatladık. Yoksa erkeklerden biri gerçekten ‘sıra dışı’ olacaktı ki bu, biz çoğunluğu daha da grileştirecekti”) tartışma gündeminde kendine epeyce yer açtı. Bu iki açıklama arası bir sürü görüş dile getirildi. (En cin yorum tabii ki Haydar Dümen’den geldi: “Dümen yapıyor çakal!”)

İnsanların ilgi çekme, beğenilme ihtiyacı çok güçlü. Özellikle de bu duyguları, kendisini – her şeyin yanı sıra – “seks objesi” olarak da görmesini istediği cinsten armağan alma ümidi...

Cesaret, akıl, mizah... Bunların her birinin seksi özellikler arasında özel yeri var.

Ama sonuncusu (yani mizah) sürprizlerle dolu ve gerçekten çok şakacı.

Mesela, espri yaparak kadınların hayranlığını kazanma çabasında olan erkek de (“büyük oyunu gören” gözlerde) komik duruma düşme riskiyle karşı karşıya kalabiliyor.

Çünkü durmadan ve her yolla ilgi ve beğeni kazanma çabası, söz ve tavırları paketleyen jelatin ne kadar parlak olursa olsun, insanı âciz ve muhtaç duruma düşürebiliyor.

Neylersin, hayat!.. Hepimiz biraz (veya birazdan biraz fazla) gülünç ve zavallı yaratıklarız...

*        *        *  

Cinsellik haberleri her zaman öne çıkmaya eğilimlidir. Sadece Bayülgen’in şakası ve Dümen’in “analizi” gibi şeyler değil ne yazık ki, taciz ve tecavüz olayları da.

Geçen gün açıklanan Avrupa Konseyi Raporu’nda, Türkiye’de tecavüz suçundan hüküm giyenlerin sayısının 2013-2015 döneminde 523'ten 12 bin 253'e çıktığı bildiriliyordu.

“Dünya tecavüz ligi” diye bir şey olsaydı, herhalde Türkiye olarak liderliğe talip olurduk.  
Gazetelere bakılırsa hayatımız durmadan taciz, tecavüz, “namus cinayeti”, cinsel suçlardan yargılanma, hüküm giyme ve hafifletici nedenlerle yakayı sıyırma olaylarıyla geçiyor.

Bu gazeteler bir yandan cinsel sapıklık ve suçları kınar gibi yaparken, öbür yandan sayfalarını ve sitelerini “kim, kimi, nasıl?..”dedikodularıyla dolduruyorlar. Tahrik edici kıvrımları ve gölgelenmiş şehvet gizemlerini sergileyen “haber görselleri” de cabası… 
Bir yandan “Türk erkeğinin sekse düşkünlüğü” anlatılıyor; Alman, Rus, Hollandalı demeden dünya kadınlarını nasıl “fethettiğimizin”destanları yazılıyor... Diğer yandan Türk kadınının cinsel açıdan mutsuz olduğuyla ilgili araştırmalar yayımlanıyor (bu kadınların cinsel partnerleri kim acaba, uzaylılar falan olmasın?)...   
Giderek sıkışan bir mengenenin içine hapsolmuş zavallı yurdum erkeğine ise, “sabır- hayal-patlama” üçgeninde sinirli voltalar atmak düşüyor...  



*        *        *  

Bizim memlekette erkekler hep “silahlı” dolaşırlar. Silahları cinsellikleridir. O silahı koruma ve hakkıyla kullanma kaygısı bazen hayatı zindan eder onlara. Erkek olmak zor zanaattır.  
Bizim memlekette erkekler hep birilerinin kendilerini aşağılayacağı korkusuyla gezerler ve bu korkuyu belli etmemek için sert yüz ifadeleri kullanırlar. Çabuk alınırlar ve kendilerine hakaret ettiğini düşündükleri kişiyi cezalandırma kararını düşünmeden alırlar. “Gözü karalık” olumsuz bir özellik değil, övgüye değer yanlarıdır.  
Bizim memlekette küfür için bıçak çekilir, adam vurulur. “Namus meselesi” dedin mi akan sular durur. Ar ve namus dedikleri ise nedense kafa ve yüreklerde değil, bel altında ve bacak arasında aranır. Arayan da, saldıran da, cezalandıran da genellikle erkektir. 
Bizim memlekette erkekler pek de hakkıyla kullanamadıkları için hep açlık çeken cinselliklerini her alanda sınamayı düşlerler. Yalnızca zor erişilir bir keyif aracı değildir cinsellik. Bazen bir cezalandırma biçimidir. Düşmanına ve düşmanının dişisine “kötülük yapma” güdüsü bu çarpık cezalandırma anlayışından doğar. 

 *        *        *  



Amerikalılar, Saddam’ın oğlu Uday’ın malikanesinde binlerce porno yayın, yüzlerce kadının telefon numarası, bir de içinde “Avrupa’da senin gibi erkek yok” cümlesi geçen mektup bulmuşlardı...  
Uday’ın yatak odasının duvarını ise Bush’un ikiz kızları Jenna ve Barbara’nın fotoğrafları süslüyordu.  
Onlar dünyanın en güzel veya seksi kızları oldukları için mi? Elbette hayır. Ama “Saddam’ın oğlu” illaki “Bush’un kızları”nı istiyor; çarpık seksi özlemlerini, siyasi ve askerî realitelerle bulamaç yapıp kendine böyle bir cinsel fantezi sunuyordu.  
Eminim Uday, elinde olsa bu fanteziyi gerçekleştirmek için Irak’ın yarısını verirdi.  
Ama Irak’ın tümüyle birlikte Uday da gitti. Yalnızca çarpık fantezileriyle birlikte yıkılan bir duvardan izler kaldı geride.  
Ya Türk erkekleri? Onların duvarlarını ve hayallerini süsleyen kadınların hepsinin dünya güzeli olduğunu mu düşünüyorsunuz?..  

*        *        *  

Bizim memlekette erkekler güçsüz ve kırılgandır. Bunu belli etmemek için şiddeti el altında tutarlar. Bakışları, jestleri, tavırları serttir. Cesaretleri hep “kanıtlanmak” ister. Korkularını bastırmak için korkuturlar.  
Bizim memlekette erkekler bir türlü gideremedikleri cinsel iştahlarını yatıştırmak için düşlerini saldırganlığa mahkûm ederler. Zengin fantezileri sanata, spora, politikaya taşar. Nice büyük zaferler kazanırlar bu fantezilerde.  
Gerçek hayattaki zaferleri ise acınacak kadar azdır.