02 Kasım 2015

Seçimin üç sürprizi, Ertuğrul Özkök’ün kıvraklığı ve Galileo’nun hüznü

AKP'nin seçim başarısıyla birlikte Ertuğrul Özkök'ten 'artık 17-25 Aralık’ı, hesaplaşmayı falan bırakalım; önümüze bakalım' çağrısı...

AKP büyük bir zafer kazandı.

Bu sonucu kimse beklemiyordu.

Anketler, onları yapan şirketlerle birlikte uçtu gitti.

Onu bırakın, iyimser AKP’liler bile genellikle yüzde 43-45 civarından iktidara ulaşmayı hedefliyordu. 

En büyük sürpriz, AKP’nin aldığı bu beklenmedik derecede yüksek oy oldu.

İlk elden yorumlar yapıldı: AKP’nin oy desteği MHP’den SP’ye, Hüda Par’dan Kürtlere kadar yayılabildi.

Bu konu önümüzdeki günlerde daha ayrıntılı olarak ele alınacak mutlaka.

Bahçeli hak ettiği sonucu aldı

 

MHP lideri Devlet Bahçeli, 7 Haziran’dan sonra oluşan yüzde 60/40’lık tabloyu tersine çeviren ve AKP’ye verdiği büyük destekle, bir bakıma 1 Kasım’ın yolunu açan en önemli etkenlerin başındaydı.

Şimdi ilk fatura önüne kondu: Büyük bir başarısızlıkla karşı karşıya kaldı.

MHP’nin başından ayrılmamakta direnirse, kendisiyle birlikte partisini de iyice dibe itmeye ve muhtemelen AKP’yi daha da güçlendirmeye devam edebilir.

Anketlerin çoğu MHP ve Bahçeli için düşüş sinyallerini ortaya koyuyordu. Ama bu kadar ciddi bir yuvarlanma beklenmiyordu. İkinci sürpriz bu oldu.

Milletvekili sayısı açısından MHP’nin HDP’nin gerisinde kalması da, önemli bir siyasi-moral faktör olarak milliyetçi-ülkücü camianın tepesinde sallanacak gibi.

PKK, Demirtaş’ın çizgisine darbe vurdu

 

HDP, lideri Selahattin Demirtaş’ın da dediği gibi, olağanüstü baskı ve saldırılar altında, doğru dürüst seçim kampanyası yürütemeden, mitinglerini bile iptal ederek çok zor bir dönemden çıktı.

Her şeye karşın HDP’nin oy oranı olarak dördüncü, milletvekili sayısı olarak üçüncü parti olması önemli bir sonuç ve demokrasinin güçlenmesi, Kürt sorununun çözülmesi perspektifi açısından değerli bir kazanım.

Ancak bu, büyük çoğunluğun HDP’nin baraj sorunu yaşamadan rahatça Meclis’e gireceği, hatta gücünü arttıracağı kanısında olduğu, dolayısıyla sonuçta yanıldığı gerçeğini değiştirmiyor. HDP’nin barajı geçmesi kolay olmadı. Bu durum da seçimlerin üçüncü sürprizi olarak karşımıza çıktı.

Demirtaş dün geceki basın açıklamasında soru almadı ve “her şeye karşın kaybettikleri 1 milyon kadar oyla ilgili değerlendirmelerin daha sonra yapılacağını” vurgulamakla yetindi.

HDP’nin 7 Haziran’da kazandığı büyük başarıya kıyasla güç kaybetmesinin analizleri, herhalde önümüzdeki günlerin en dikkat çekici gündemlerinden biri olacak.

Ama bir şey bugünden ortada: PKK tarafından seçilmiş olan savaş ve askerî yöntemlerle ilerleme politikası, Demirtaş’ın temsil ettiği “Türkiyelileşme, barış ve demokrasi” çizgisine ağır darbe vurdu.

Bundan sonra ne olacak? Hangi yoldan, nasıl gidilecek? Aynı zamanda HDP’nin ve Demirtaş’ın geleceğiyle ilgili bu soruların nasıl cevaplanmaya çalışılacağını göreceğiz.

CHP yerinde saydı: Olmuyor, olamıyor...

 

Son dönemde “yumuşak ve yapıcı tavrıyla” güç kazandığı savunulan Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’nin aldığı sonuç – ayrıntı rakamların ötesinde – ne anlama geliyor?

Bence CHP yerinde sayıyor. Kılıçdaroğlu son yıllarda birçok şey yapmaya gayret ediyor, kan ter içinde koşturuyor. Ama sonuç ortada: Doluya koysa almıyor, boşa koysa dolmuyor. Hep yüzde 25 civarında kalıyor, yüzde 30-35 hedefi hâlâ rüya gibi duruyor.

Galiba CHP daha enerjik ve radikal adımlarla sosyal demokrat çizgiye gelemezse, milliyetçilikle arasına sınır koyamazsa, sosyo-ekonomik alandaki reformcu çizgisini ve Kürt sorunu gibi kritik konulardaki çözüm önerilerini netleştiremezse, önemli bir sıçrama yapamayacak ve halkın gözünde “iktidar alternatifi” olamayacak.

 

Ertuğrul Özkök’ün kıvrak dansı

 

AKP ciddi bir zafer kazandı. Daha net konuşalım: Zafer, en başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ait. (Başarıyı önemli ölçüde – kuşkusuz bu seçimlerle birlikte konumunu pekiştiren – Ahmet Davutoğlu’nun hanesine yazanların, durumu abarttıklarını düşünüyorum.)

Yakında başkanlık sistemi şöyle veya böyle tekrar gündeme gelecektir. Muhalefete ve medyaya karşı baskılar ağırlaşacaktır. İktidar kurumları, her şeyi, özgüvenini perçinleyen Erdoğan’ın istediği yönde geliştirmeye çalışacaktır.

Pısırık toplumumuzda, medyadan iş dünyasına kadar geniş bir yelpazede, bugünden itibaren Erdoğan’a bağlılık yeminleri artacak, her fırsatta “Yavuz Bingöl pozu” vermeye çabalayanlar çoğalacaktır.

Ben “bugünden itibaren” dedim ama, Hürriyet’in eski kaptanı Ertuğrul Özkök bu işe hemen dün akşam başladı. CNN Türk’teki programda, büyük bir süratle ve kıvraklıkla “Artık 17-25 Aralık’ı, hesaplaşmayı falan bırakalım; önümüze bakalım” türü cümleleri bir solukta şevkle sıraladı. Birçoklarının gireceği yola ilk aleni adımı attığından dolayı kendisini kutlayalım.

 

Şimdi rahmetli Galileo’yu nasıl hatırlamazsın!

 

Tamam, AKP önemli bir seçim zaferi kazandı.

Tamam, cumhurbaşkanı Erdoğan gücüne güç kattı.

Ama...

Türkiye’nin önündeki önemli meseleler ne olacak?

Demokrasi ve hukuk devleti ihtiyacı nereye gidecek?

Devasa boyutlar alan ekonomik sorunlar nasıl çözülecek?

Yolsuzluk ve rüşvet bulutları nasıl dağıtılacak?

Tam bir çıkmaza giren dış politikada düğümler nasıl çözülecek?

Ve daha bir sürü soru...

Biliyorum, zaferler soruları ve sorunları bir süre gölgede bırakır. Böyle şeylerden bahsedenlere tepeden bakılır. Çünkü gün, muzafferi kutlama, övme, elini öpme ve (yukarıda görüldüğü gibi) “hesaplaşmayı bırakarak önümüze bakma” günüdür.

Farklı görüşte olanların en azından susması beklenir.

Peki, tamam, susalım.

Ama sussak ve hatta tersini söylesek bile, gerçek değişmiyor ki!

Galileo’nun yüzyıllar önce fısıltıyla haykırdığı gibi:

"Eppur si muove!.." (Ama dünya yine de dönüyor!..)

Yazarın Diğer Yazıları

Ellerini arkadan bağlama, bacak bacak üstüne atma, karşımda sigara içme!

İmamoğlu'na türbe önünde "ellerini arkadan birleştirme" incelemesi, herhalde Türkiye'nin bugüne kadar gördüğü en gülünç suçlamadır

Size "Orhan Baba" diyenlerin sayısının giderek azalmasını da önemsemiyor musunuz, Sayın Gencebay?

Ben aslında sizi ve müziğinizi severdim ama bunu, değil başkalarına, kendime bile itiraf edemezdim

Levent Gültekin'e toplu dayak ve Türklerde mertlik kavramı

Düello birçok ülkede mertçe vuruşma biçimi olarak yaygınlaşmış. Bizde kabul görmemiş. Bizde adım başı pusu kurma, gafil avlama, sırtından bıçaklama...