02 Mayıs 2024

Amirim, bu adamın komünist anıları var, ne yapalım? Al onu, al al al al!

Özgür Özel dünkü 1 Mayıs etkinliklerine devam etseydi belki de bugünkü Cumhurbaşkanı görüşmesine yara bere içinde gidecekti

1 Mayıs 1977 - Taksim (Fotoğraf: Coşkun Aral)

Acele ediyorum. Çok geciktim.

Tam 47 yıl geçti.

Hızla eve gidiyorum. Daha doğrusu gitmeye çalışıyorum. Ama hızlanmak pek mümkün olmuyor.

O gün Sular İdaresi duvarının üstünden silahlar patladıktan sonra hızla kaçmak gerektiğini düşünmüştük. Ama her yanımız insan doluydu ve herkes kendine göre başka bir kurtuluş yönü seçiyordu. Sonuçta birileriyle çarpışıyorduk, panik anında canımızı kurtarma güdüsüyle önümüze çıkanları aşmaya çalışıyor, bazen de itiyorduk.

Dün havaalanından Taksim'e doğru yola çıktım ama en fazla Levent civarına kadar gidebildim. Sonrası yok! Otobüs, metro, taksi hiçbiri yok! Tam bir vatandaşın canı cehenneme ortamı! Bin bir atraksiyonla ve yolun bir bölümünü de yürüyerek geçseniz bile Taksim Meydan'ı yakınlarında çelikten duvarlarla karşılaşıyordunuz. Sonunda meydana kadar ulaşabildim ve evime birkaç yüz metre kaldı. Ama o kısacık mesafe aşılacak gibi değil. Bariyerler, bariyerler… Polisler, polisler…

47 yıl önce silah sesleri eşliğinde koşmaya çalışıyorduk buralardan. Yol kenarlarında "fruko" polisler ve polis araçları vardı. Panzerler su sıkıyor, ses ve sis bombaları atarak zaten bilinçsizce kaçışan insanları iyice darmadağın ediyordu.

Güzelim Taksim Meydanı o zaman üzerine sıçrayan kanın lekesini bir daha asla çıkaramadı. Bir de leke görünmesin diye karanlık bir gölgenin altına itildi. Yasak işte, yasak, o kadar!

Aslında Taksim Meydanı yasak değil. 1 Mayıs da yasak değil. Ama bu ikisinin bir araya gelmesi yasak!

Oysa benim hafızamda bu ikisi 47 yıldır birlikte yaşıyor.

* * *

40 yıl kadar önce Leningrad'da bayraklar ve balonlarla 1 Mayıs bayramına gittiğimde an gelmiş gözlerim dolmuştu. Bizim memlekette böyle bir bayram niye olmazdı ki!

O dönem fakültede en iyi arkadaşlarımdan biri olan Yunanistanlı komünist Yanis'e kaç kez anlatmıştım kim bilir kanlı 1 Mayıs'ı…

Yıllar sonra, sanırım 2015'in kanlı Haziran-Kasım döneminden birkaç ay sonra Yunanistan'da bir araya geldiğimizde, ben yine onun sorularına cevap vermiştim ve ardından ağır bir sessizlik çökmüştü.

"Yahu, sen yıllar önce de benzeri şeyler anlatırdın. Hiç mi değişmiyor sizin memleket?" diye sormuştu.

Ne acıydı bu soruyla yüzleşmek!

Sahi, bizim memleket hiç mi değişmez?

Yasaklar, baskılar hiç mi bitmez?

Alt tarafı bir bayram kutlaması bu!

Ah, evet, bu yıl ölen yok, ona şükretmemiz gerekiyor herhalde. Kurşun yine var ama plastik. Bir de 70'lerde olmayan biber gazımız var.

Ama ortamımız geçmişin karanlık ve baskıcı geleneklerini çok hatırlatıyor yine.

Ben o zaman Yanis'e cevap verirken şaka yapmaya çalışmıştım:

"Bizim memleket tutarlıdır, kendine özgü siyasi istikrarından hiç vazgeçmez."

Tutarlı… Kararlı… İnatçı… Ne derseniz artık.

Bu arada dün yine "saygıdeğer orta yolcular"dan bazılarını dinledim. Neymiş efendim, "Bu 1 Mayıs konusunda her iki taraf da inat ediyormuş"… Aferin sizin vicdansız ve "dengeli" terazinize!

* * *

Dün evime ulaşmaya çalışırken kendimi labirente bırakılmış fare gibi hissediyorum. Bariyerlerin başını tutan polislerden birine yaklaşıp "Yahu, vallahi benim derdim sadece evime gitmek" türü bir konuşmayı da kendime yakıştıramıyorum.

Aklıma "anarşistçe" düşünceler geliyor. Mesela, o tarihleri yaşamadığı besbelli şu gencecik polislere yaklaşsam ve desem ki:

"Çocuklar, ben 1977'de bu meydandaydım ve silahlar patlamadan önce yaşasın 1 Mayıs diye bağırıyordum." 

Ne yaparlardı acaba?

Önce şaşırırlardı herhalde…

Sonra belki Arka Sokaklar'da çok sık duyulan o ünlü "devlet güvenliğini sağlama cümlesi"ni telaffuz ederlerdi:

"Alın bunu, al al al al!"

Hiçbir şey söylemedim ama şu anda kendimi gözaltına alınmış hissediyorum.

Sadece ben değil, anılarım da gözaltındaydı.

"Amirim, bu adamın komünist anıları var. Ne yapalım?"         

"Al onu, al al al al!"

Taksim Meydanı gözaltında. Ben de. Anılarım da…

Şu anda hepimiz gözaltında göz göze geliyoruz.

Ne yanımızda şaşkınlıkla olan biteni anlamaya çalışan turistler bunun farkında.

"Ne de polis farkında".

* * *

Dün mahzun Taksim Meydanı'nın fotoğraflarından birinde, geri planda bir pankartta "Cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun" yazıyordu.

Olsun, kutlu olsun tabii ama bu sürede bazı konularda kaç arpa boyu yol gittik acaba?

Saraçhane surlarında alınan olağanüstü sıkı önlemlerin neredeyse bu 1 Mayıs'ın sembolüne dönüşen fotoğraflarına baktım da…

Sanırsın Truva savaşında düşmanlarla çarpışmaya hazırlanılıyor.

Sınırlarımızda bu kadar tedbir yok!..

Son seçimlerin birinci partisi CHP'nin lideri Özgür Özel, dünkü etkinliklerin sabah bölümüne katılmış. Eğer devam etseydi belki o da hedef olabilirdi. Ve muhtemelen bugünkü Cumhurbaşkanı görüşmesine yara bere içinde giderdi.

Gerçi yara dediğin illaki akan kanla olmaz…

Mesela, benim yaralarımdan biri 47 yıldır bu meydanla ilgilidir.

Bu arada Cumhurbaşkanı "Ülkemizle birlikte tüm dünyada kutlanan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü tebrik ediyorum" diye mesaj yayımlamış…

Bakalım Türkiye ikinci yüzyılının bir 1 Mayıs'ını Taksim'de kutlayabilecek mi? Bakalım günün birinde bir Cumhurbaşkanımız bizi Taksim Meydanı'ndan tebrik edecek mi?

Ne dersiniz, 47 yıl önce 1 Mayıs'ta yaralanmış olan bizler o günleri görebilecek miyiz?

Hakan Aksay kimdir?

Hakan Aksay, 1981'de 20 yaşında bir TKP üyesi olarak Sovyetler Birliği'ne gitti. Leningrad Devlet Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi'ni bitirdi. Brejnev, Andropov, Çernenko ve Gorbaçov iktidarları döneminde 6 yıllık kıymetli bir SSCB deneyimi kazandı.

Doğu Almanya'da 1,5 yılı aşkın gazetecilik yaptıktan sonra TKP'den ayrılarak Türkiye'ye döndü. Bir yıl kadar sonra bağımsız bir gazeteci olarak Moskova'ya gitti ve 20 yıl boyunca (Yeltsin ve Putin dönemlerinde) çeşitli gazete ve TV'lerde muhabirlik ve köşe yazarlığı yaptı.

Bu dönemde Türk-Rus ilişkileriyle ilgili çok sayıda proje gerçekleştirdi. Moskova'da '3 Haziran Nâzım Hikmet'i Anma' etkinliklerini başlattı ve 10 yıl boyunca organize etti. Dergi ve internet yayınları yaptı. Rus-Türk Araştırmaları Merkezi'nin kurucu başkanı oldu.

2009'da döndüğü Türkiye'de 11 yılı T24'te olmak üzere çeşitli medya kurumlarında çalıştı; Tele1 ve Artı TV kanallarında programlar hazırlayıp sundu; Gazete Duvar'ın Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. Gazeteciliğin yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Rusya-Ukrayna danışmanı olarak çalışıyor. Türkiye'nin önde gelen Rusya ve eski Sovyet coğrafyası uzmanlarından olan ve "Puşkin madalyası" bulunan Hakan Aksay'ın Türkçe ve Rusça dört kitabı yayımlandı.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Arkadaşım İvan yazıma eleştiri ve bir kez daha Ruslarla Türkler üzerine

İktidara karşı tavır takınmak insanın huzurunu ve konforunu kökünden bozma sonucuna yol açıp hayatını zehir edebilir

Rus hayatının ansiklopedisi olarak arkadaşım İvan

O çok iyi, yardımsever, neşeli bir insan. Sadece "yurtseverlik" anlayışı, başa gelen bütün liderlere itaat etmek üzerine kurulmuş

Patron mutlu son istiyor ama kendisi pek mutsuz

ABD, Ukrayna Savaşı’nı kullanarak NATO’yu konsolide etti ama ittifak içindeki çelişkiler giderek artıyor