15 Haziran 2012

Neden bu kadar seksle bozdunuz kafanızı?

Bilmiyorum, akılların fikirlerin bu kadar seksle meşgul olduğu ve cinsel kavramların bu kadar fazla ortalarda...

Bilmiyorum, akılların fikirlerin bu kadar seksle meşgul olduğu ve cinsel kavramların bu kadar fazla ortalarda dolaştığı bir başka ülke var mıdır dünyada…

Bilmiyorum, gerçek seksin ezilmişliği, horlanmışlığı ve sefaleti ile konuşmalardaki, gazetelerdeki, televizyonlardaki, fantezilerdeki, nihayet kınamalardaki ve yasaklardaki seksin aşırı derecede sık gündeme gelen ve dikkat çeken çeşitliliği ve zenginliği arasında bu kadar devasa bir farkın bulunduğu kaç ülke vardır dünyada…

Bilmiyorum, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel vs. konularda belirli bir süre halkın hizmetinde olmak üzere seçilmiş olan iktidarlar içinde seks konusuna bu kadar fazla kafayı takmış olan kaç hükümet vardır dünyada…

 

‘ÜÇ ÇOCUK’TAN KÜRTAJ YASAĞINA

 

Farkında mısınız, bir süredir hep cinsellik ve onunla ilişkili konularla yatıp kalkıyoruz.

Her şeyin başlangıcı, belki de yaklaşık iki yıl önce Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Öyle tipler var ki, hiç evlenmek gibi bir dertleri yok” türünden “dertleşmesi”nin altında gizliydi.

Cinsellik konusu daha hissedilir biçimiyle, önceleri kulağa bir şaka gibi gelen “Üç çocuk yapın!” tavsiyesiyle gündeme ağırlığını koydu. Tavsiye giderek sıklaştı ve neredeyse bir emre dönüştü.

Dahası sadece ulusal sınırlar içinde kalmadı; Makedonya’dan Kazakistan’a kadar Türk ve Müslüman izlerine rastlanan bir dizi ülkede “stratejik üreme sloganı” oldu. “Babaca bir şaka” sanılan bu sözler hâlâ gülümsemeyle karşılanıyordu.

Bu gülümsemeler eşliğinde, çocuk sahibi olmak veya olmamak gibi doğal bir insan hakkından, “kürtaj yapardın-yapmazdın” tartışması ve tehditleri, hatta sezaryen baskısını doğdu.

 

ETEKLER, HEYKELLER, DİZİLER…

 

Başbakan seslendirdiği için şu sıralarda alenen tartışılan bu konunun başka boyutları çoktan topluma sirayet etmişti oysa.

Vaktiyle sadece bazı resmî bayram ve törenlerde kız öğrencilerin kısa etek giymesi engellenmişti.

Sonra “tahrik edici” bulunan giysiler yüzünden kadınlar giderek daha sık horlanıp aşağılanmaya başladı. Geçen gün İstanbul Fatih’te “Bizi günaha sokuyorsun” diyerek eşofmanlarla otobüse binmesi engellenen Yağmur Yılmaz gibi. Ya da geçen yıl “Çıplak bacaklarınla burada oturamazsın” diyerek otobüsten atılan Nurcan İbrahimoğlu gibi.

Ardından “Biz bu kadar oy aldık; bu televizyonlarda neler gösteriliyor bakalım!” edasıyla dizi filmlere dayılanmalar başladı. Çiçeği burnunda “sanat uzmanları”, Kanuni Sultan Süleyman’ın haremi ve seksle ilişkisi yerine at üstünde durmadan yeni ülkeler fethetmesinin filmleştirilmesi gerektiğini buyurdular.

Sonra “Behzat Ç.” ve “Bir Kadın Bir Erkek” gibi dizilerde evlilik dışı sperm kokusu geldi iktidarın hassas burnuna. “Bi dakka, bunlar devletten izinsiz yatıyorlar galiba” deyip tez zamanda nikâhlayıverdiler dizi kahramanlarını.

Bu arada “O heykelin orası bir şeye benziyor; kalkmalı veya yontulmalı” türü demeçler ve kısa haberler sinsice artmaya başladı hayatımızda. (Edirne’de cumhuriyetin 80. yılı anısına yapılan “Özgür ve çağdaş kadın” heykelinin “ahlâksızlığı teşvik ettiği” gerekçesiyle defalarca parçalanması ve bazı gazetelerde lanetlenerek ve “mozaiklenerek” verilmesi buna örnekti.)

 

‘AHLÂK UĞRUNA’, TERBİYE SINIRLARINI AŞARAK

 

İktidardakilerin “cinsel içerikli girişimleri” çoğaldıkça ve bunlara karşı tepkiler arttıkça tartışma ve açıklamalar sertleşmeye başladı.

Başbakan, bir gösteride polis saldırısına hedef olan bir kişiye “Kız mıdır kadın mıdır, bilemem” türünde garip bir laf edebildi.

Kürtaj konusu, resmî ağızlarda tartışılırken, yok tecavüze uğrayan doğursunmuş, yok kirlenen kadın kendini öldürsünmüş, gibi sorumsuz ve ürkütücü cümlelere açılıverdi birden.

Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, kürtaj konusunda kendisinden farklı fikirde olan bir kadına “Sen çok mu kürtaj yaptırdın? Bu kadar bağırmanın nedeni bu mu?” diyebildi. (Aynı yetkili, daha önce de metro inşaatlarıyla ilgili bir eleştiriye cevap verirken “Döşediğim rayları gösterirsem o rayları ne yaparsın? Artık raylarla resim mi çektirirsin, başka bir şey mi yaparsın, tercih senin!” diye mesaj atabilmişti.)

Bastırılmış cinsellik, yüzde 50 ile kamçılanıp şaha kalkmıştı bir kere! Durmak bilmiyordu.

Başbakan’ın Kürtler’le ilgili bir “siyasi eleştiri”sinde, “ölümlerin artmasından memnun olunması” gibi bir anlamın veciz bir ifadesi yaratılmaya çalışılırken, cinsel sapıklığın bir türü olan “nekrofili” kavramı ağızdan çıkıverdi. 

 

CİNSEL SİLAHLARLA YAYLIM ATEŞİ

 

TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda görüşülen “Herkes; dil, din, mezhep, inanç, ırk, (etnik köken) renk, cinsiyet (cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği) siyasi düşünce ve diğer sebeplerle ayrım gözetilmeksizin hukuk önünde eşittir” yazılı 3. madde, “cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ifadesinin eşcinsel evliliklere yol açabileceği kaygısıyla ve anlı şanlı “genel ahlâka aykırı, neslin korunmasına ters” resmî açıklamasıyla reddedildi.

AKP’nin ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in “hükümet politikası haline getireceğiz” dediği Evlilik Okulları Projesi’nin geçen ayki üç günlük Kütahya kursu örneğinde, “kadınların çalışmasının aile bütçesine ortalama 1200 lira zarar verdiği”, “nikâhsız yaşamanın kadını soysuzlaştırdığı ve ahlâksızlaştırdığı”, “feministlerin kadın hakları savunuculuğu yaparak kadınlara zulüm ettikleri” gibi inciler yumurtlandığı basına sızdı.

En son RTÜK’ün, bir kadın programında “Daha önce flört ettin mi? Düğüne kadar hiç birlikte olmadınız mı?” gibi sorular sorulduğu için ATV’ye rekor düzeyde (234 bin 962 lira) para cezası verdiğini öğrendik.

Yukarılarda bunlar olurken orta ve aşağı sıralar boş duramazdı tabii. Cinsel içerikli yaylım ateşi her alanı taramaya başladı.

Birileri Eyüp’teki Piyer (Pierre) Loti tepesinin adının değişmesi talebini gerekçelendirirken söz konusu yazarın eşcinsel olduğunu da eklemeyi unutmadı. (Pyotr Çaykovski, bunların zamanında yaşamış olsaydı, herhalde dünyanın en büyük bestecilerinden birisini “namus belasına” zevkle keserlerdi.)

Başkaları da göreceli kısa süre önce ceza hukukundan atılan “zina” (evlilik dışı cinsel ilişki) yasağını tekrar gündeme getirdi. “Yukarıdan birilerinin” bu meseleye el atmasının eli kulağındadır

 

\

Yakında prezervatif ve doğum kontrol hapları ile viagranın hükümet demeçlerine konu olması da herhalde artık kimseyi şaşırtmayacaktır.

Bu arada bu “cinsellik uzmanları”nın iktidarda olduğu son 10 yıl içinde, kadına yönelik şiddet suçlarında büyük bir artış yaşandı (kimilerine göre yüzde 1400!). Bu artış içinde Hüseyin Üzmez gibi “dini bütün” zatlar da yerlerini aldılar. Değişik iktidar kademelerinde “imam nikâhı yardımıyla” ve el çabukluğuyla birden fazla kadınla cinsel ilişki hazzına kapılar açıldı.

 

YARGITAY’DAN ‘KATKI’

 

Bu arada konuya yaptığı “tarihî katkı” bakımından asla unutulmaması gereken bir de Yargıtay var tabii. Geçtiğimiz günlerde benim gibi saf birçok insanı şaşırtarak “yeni seks kriterleri”ni açıklayan Yargıtay, anal ve oral seksin “tecavüz, sadist-mazoşist gibi şiddet kullanarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde kurulan ilişkilerle aynı kategoride değerlendirilmesi gerektiğini” buyurdu ve “doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlar” olarak mahkum ettiği bu cinsellik ögelerinin yer aldığı CD’leri yaygınlaştıranlara ve internetten indirenlere 1- 4 yıl arası hapis cezası verilmesi gerektiğini karar altına aldı.

İtiraf edeyim, haberi okuduğumda önce bunu “Acaba Zaytung.com’dan alıntı mı?”, diye birkaç siteden kontrol ettim. Sonra da Yargıtay’ın görev ve yetkilerine baktım. Derken aynı yüksek kurumun adının, Mardin’de 10 yıl önce 13 yaşındayken 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç.'nin bu işi “rızasıyla yaptığı” yolundaki karara karıştığını hatırladım.

Yargıtay “yeni seks kriterleri” saptayıp insanların yatakta ne yapıp ne yapmayacaklarına karışacağına, N.Ç. lekesini temizlese ya! Kendi işiyle uğraşsa ya!

 

KENDİ İŞİNİZE BAKIN!

 

Hükümet kürtajla, kaç çocuk doğurulması gerektiğiyle, TV dizileriyle, kıyafetlerle, heykellerle, evlilik dışı cinsel ilişkilerle, kısacası cinsellik ve onunla ilgili konulardan ürettiği “yapay ahlâk kodeksi” ile uğraşacağına kendi işine baksa ya! 

Ekonomiyle ve sosyal sorunlarla meşgul olsa ya!

Uludere suçunu ortaya çıkarsa ve üzerindeki kuşkuları silse ya!

Kürt sorununu çözse ya!

Anayasayı yenilese ya!

Demokratikleşmenin önündeki engelleri kaldırsa ya!

Tutuklu gazetecileri salıverse ya!

Şikenin üzerine gitse ya!

Ticari yolsuzlukları önlese ya!

Amaç, ahlâklı bir toplumsa bunlardan daha önemli ne olabilir ki!

Hükümetin işi bunları, yani asli görevlerini yerine getirmektir.

Kimsenin özel ve cinsel hayatına karışmak değildir!..

 

Yazarın Diğer Yazıları

Her Türk doğuştan bütün konuların uzmanıdır

Uzun yıllar yurtdışında yaşadıktan sonra Türkiye'ye dönmemin ardından beni en çok şaşırtan şeylerden biri, bu ülke yurttaşlarının önemli bir bölümündeki bu anlaşılması zor "özgüven" olmuştu

Batı ile Rusya arasındaki sırat köprüsünden seçimlere doğru

Seçimlere az zaman kalması ve ekonomik kriz, iktidarı dış politikada daha büyük başarılara koşma yolunda kışkırtıyor. Ama Ukrayna’daki savaşın ve Rusya ile NATO arasındaki gerilimin tehlikeli biçimde gelişmesi, Batı ile Moskova arasındaki daracık bir hattan ilerlemeye çalışan Erdoğan için giderek daha fazla zorluk ve risk yaratacağa benziyor

Vatanı sevmek liderin kıçını öpmek midir?

"Vatanseverlik" bazen saldırmanın gerekçesi oluyor. Bazen susmanın. Bazen jurnalcilik yapmanın. Bazen öldürmenin... Kelimenin içinde "sevmek" olsa da bu kadar çok nefret dolu eyleme gerekçe yapılabilmesi garip değil mi?