27 Temmuz 2014

Merhaba komünizm! Merhaba Ovacık!

"Söz dönüyor dolaşıyor 30 Mart seçimleri sonrası "Türkiye'nin tek komünist belediyesi" olarak ünlenen Ovacık'a geliyor."

"Komünistler Moskova'ya!"

Bu ak sakallı ve kara yürekli slogan, Türkiye'de on yıllar boyunca meydanlardan ve gazete sayfalarından zehir saçmıştı.

Küfürden beterdi.

Hedefinde her zaman komünistler olmazdı; farklı düşünen, muhalefet eden herkesin üzerine sıçrayabilirdi. Ortalarda pek komünistin olmadığı 50'li yıllarda Demokrat Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri birbirlerine "komünist" diyerek hakaret etmeyi marifet sayarlardı.

70'li yılların ikinci yarısında ve 80'lerin başında söz konusu slogan, neredeyse tetiği çekilen silahtan çıkan kurşun gibiydi; sonrasında sık sık ölüm, yaralanma, işkence ve hapis getirirdi.

"Komünistler Moskova'ya!"

Bir arkadaşım, bu slogandan en çok etkilenen kişi olduğumu söyleyerek benimle dalga geçmişti. Çünkü vaktiyle slogana içtenlikle uyarak Moskova'ya gitmiştim. Gidiş o gidiş! Dönüş bavulunu toparlamam 26 yıl sürdü.

Bu arada "komünizm" Rusya'yı terk etti. Artık "kapitalistler Moskova'ya" denmeye başladı.

Ama Anadolu'nun hafızasında, komünizm ile Moskova kelimeleri, en azından komşu bölmelerde yer almaya devam etti.

On yıl kadar önce (yani Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından çok sonra) mitinglerde ciddi ciddi bu sloganı atıp sinirli el kol işaretleri yapan insanları gördüğümde çok şaşırmıştım.

*   *   *

Her ne kadar yetişkinler dünyasında, özellikle de "aydınlar" arasında hiçbir şeye şaşırmamak zekâ belirtisi sayılsa da, şaşkınlık çok insani bir duygu bence.

İşte şimdi yine tatlı bir şaşkınlık ortamındayım.

P24'ün Seçim Otobüsü'yle Munzur Nehri'ni izleyerek merkezine ulaştığımız Tunceli (Dersim), gittiğimiz birçok şehirden çok farklı.

Burada solcu olmak, Alevi olmak, Kürt olmak çok doğal. Dört ay önceki seçimlere göre, sağ oylar yüzde 20'yi bulmuyor.

Geçtiğimiz yollarda kızıl bayraklar, sol içerikli pankartlar, İbrahim Kaypakkaya posterleri dikkat çekiyor.

Yol demişken, buradaki cadde ve sokak adlarını unutmayalım: Nâzım Hikmet, Behice Boran, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Yaşar Kemal, Arif Sağ, Olof Palme, Nelson Mandela...

Neredeyiz biz? Türkiye'de mi?

Gazeteci arkadaşlar sık sık burasının "bambaşka bir ülke" ya da "kurtarılmış bölge" olduğuna ilişkin şakalar yapıyorlar.

Son yıllarda artık kronikleşen alışkanlığımla, gittiğim her yere "burada yaşanılır mı?" sorusuyla bakıyorum. Tam da ben bu soruyla oyalanırken önümüzden silahlarını tahrik edici tarzda sergileyerek geçen polisler ve durmadan sokakları teftiş eden "akrepler" hayallerimi selamlıyor.

Dağlarla çevrili küçük kentin dört bir yanında "kalekol" denilen özel karakollar dikilmiş.

Dersimli arkadaşlarla sohbet ederken onları unutuyoruz tekrar. Bu kentte insanları iktidar yalanları ile aldatmanın pek kolay olmadığını anlıyoruz bir kez daha. Ama bu demokratik aklın ve bilincin faturası epey pahalıya çıkmış. Buranın her sokağından birçok siyasi cenaze kaldırılmış.

Söz dönüyor dolaşıyor 30 Mart seçimleri sonrası "Türkiye'nin tek komünist belediyesi" olarak ünlenen Ovacık'a geliyor.

1981'de 2 bin km'lik mesafeyi aşıp "komünist Moskova"ya varabildiysem, şimdi - her ne kadar yaşlı ve yorgunlar sınıfının kapısındaysam da - yalnızca 60 km yol kat edip "komünist Ovacık"a ulaşabilirim, hatta ulaşmalıyım, diye düşünüyorum. Bu isteğimi grubumuzdaki birçok arkadaş paylaşıyor, en kararlıları İMC'den Ceyda Karan ve T24'ten Cem Sey ile ertesi sabah yola koyuluyoruz. (Bu arada yazıda kullanılan fotoğraflar Cem'in.)

*   *   *

Yolda bir yandan muhteşem doğaya dalıp gidiyorum, bir yandan da düşüncelere dalıyorum.

Komünizm ve Türkiye...

Yakın zamana kadar bu kelimeleri aynı cümlede kullanmak bile cesaret isterdi.

Oysa "tanışıklık" çok eskilere uzanıyordu.

Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı kazanmamızın etkenlerinden biri de, 1917 Ekim Devrimi sonrasında Mustafa Kemal yönetimindeki yeni Türkiye'ye silah ve para yardımı yapan Bolşevik Rusya'ydı.

O karmaşık ve kanlı dönemde, 10 Eylül 1920'de Türkiye Komünist Partisi (TKP) kurulmuştu. Bundan 4,5 ay kadar sonra da partinin lideri Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı Karadeniz'de öldürülmüştü.

Sonradan korkunç ve ilkel bir antikomünizmin etkisi altına girdi Türkiye.

Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'ın 70 yıl kadar önce söylediği "Bu memlekete komünizm gerekiyorsa ve komünizm yararlı bir şeyse onu da biz getiririz, size ne oluyor?" sözleri de, üçüncü cumhurbaşkanı Celâl Bayar'ın 80'li yıllarda dile getirdiği "Bu kış Türkiye'ye komünizm gelecek" kehaneti de bu tarihin içinde yer aldı. Dahası halk arasında "komünizmde aile ve namus yoktur; evine gelen erkek başkasının şapkasını görürse karısını ona bırakıp çıkar" gibi yalanlar bile etkili olabildi.

1961'de doğan Türkiye İşçi Partisi (TİP), 1965'te kurulan Fikir Kulüpleri Federasyonu ve Devrimci Gençlik (DEV-GENÇ), sonradan ortaya çıkan parti ve örgütlerle komünizm ve sosyalizm düşüncesi yaşatılmaya çalışıldı. Kim bilir kaç kişi bu mücadelede öldü, sakat kaldı, yıllarını hapislerde geçirdi.

Köprülerin altından çok sular aktı. Komünist idealleri kullanarak kurulan düzenlerin adaletsizliği, hatta katliamları ortaya çıktı. "Sosyalist sistem" olarak adlandırılan ülkeler ittifakının çöküşünden sonra komünizm fikri zayıfladı. Ama Türkiye'deki antikomünizm hep tetikte, hep azgın kaldı.

İşte 20 Haziran 2013 tarihli Milliyet Blog'da yayımlanan bir yazıdan satırlar:

"Türkiye’de komünizm tehlikesi yok diyenlere cevap!

Gezi Parkı olayları komünizmin Türkiye için nasıl büyük bir tehlike olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu insanlar sosyal adalet, eşitlik, özgürlük adına sokaklara dökülüyorlar. Ama komünizmin insanlara ne büyük acılar ve sıkıntılar getirdiğinden hiç haberdar değiller..."

Bugün Wikipedia'da, "Türkiye'deki komünist partiler listesi" bölümünde 13 yasal ve 9 yasadışı komünist partisinden bahsediliyor. Bir de benzer ideolojik yaklaşımları olan Kürt örgütleri var...

Kürtlerin gücü ortada. Ama ötekilerin kitlesel bir başarı sağladıklarını savunmak kolay değil.

*   *   *

Duvara şöyle bir bakıp önünden geçmek üzereydik. Ama mihmandarımız Hayati Göngören uyardı, durduk.

1972'de idam edilen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın duvardaki resimleri sanat şahaseri değil belki; ama ta o yıllardan kalmış.

Demek ki Tunceli'nin Ovacık ilçesi "40 yıllık direniş ruhu"na sahip. Belki de daha fazla. 30 Mart yerel seçimlerinde Demokratik Halklar Federasyonu ve TKP'nin ittifakı 656 oyla (Ovacık'taki toplam oyların yüzde 36'sı) sandıktan zaferle çıkınca "Türkiye'nin tek komünist belediyesi" olarak gündeme oturmuş. 

Ziyaretimiz sırasında seyahatte olan Başkan Mehmet Fatih Maçoğlu ile telefonla görüşüyoruz. İşe Halk Meclisi oluşturarak başlamış. Ulaşım ve su fiyatlarını düşürmek, Cemevi ve Zazaca kursu açmak da öncelikli hedefler olarak belirlenmiş.

Ovacık'tan her yıl üç öğrenci TKP aracılığıyla Küba'ya eğitime gönderilecekmiş.

Bunu duyunca aklıma önce "eski TKP" aracılığıyla SSCB'de eğitim görmeye giden kendi gençliğim,  sonra da "Acaba Sovyetler ve müttefikleri dağılmasaydı Ovacık'a yardım ederler miydi?" sorusu geliyor.

Yağmur gibi yağan sorularımıza sabırla cevap veren Hayati, bir soluk alma fırsatı bulduğunda bizim kendileriyle ve Ovacık'la ilgili ne düşündüğümüzü soruyor.

Cevap vermek için erken. Eğer kalıcı başarılar yaratamazlarsa, "bir zamanlar siyasette ve yerel yönetimde farklı bir renk oldukları" söylenecek, zamanla da unutulacaklar. Ancak uzun vadeli sonuçlar yaratabilirlerse küçücük bir ilçeden koca bir deneyim doğacak...

Başkan Maçoğlu, demeçlerinde, Fatsa ve Fikri Sönmez deneyiminden yararlanmaya da özen göstereceklerini vurguluyor. Kuşkusuz önemli bir tarih bu. Sonu acı bitse de.

Dönüşte dağlar, yeşillikler ve nehir eşliğinde Tunceli'ye doğru ilerlerken şoförümüz Yusuf Bey, bölgedeki doğanın zenginliğinden övgüyle bahsediyor. Ne var ki yakın zamana kadar buraları çatışma alanıymış, bu yollardan korkuyla geçilirmiş.

Onu dinledikçe bir kez daha, AKP'nin savsaklamaları yüzünden şu anda bir "ateşkes"ten öteye geçemeyen "barış süreci"nin kalıcı ve geri döndürülemez bir hale getirilmesinden daha önemli hiçbir şeyin olmadığını düşünüyorum.

@AksayHakan

 

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...