17 Nisan 2016

Karşımda oturma! Bacak bacak üstüne atma! Elini cebine sokma!..

Devlet yöneticilerine saygı göstermeyi bilmeyenlere zorla öğretiriz biz...

Çocukluğumla ve babamla ilgili aklımda kalan çok uzak bir anı:

Divanda uzanmışım. Ezan sesi duyuluyor. Babam sesleniyor:

“Topla ayaklarını! Ezan okunuyor.”

Sanırım ergenlik döneminde bu sahne tekrarlanmıştı ve bu kez ben “ukalalık” yapmayı denemiştim:

“İslam’ın bütün istediklerini yapsam, yine de ayaklarımı toplamazsam iyi bir Müslüman sayılmam mı, baba?”

“Olmaz, önce saygı göstermeyi öğreneceksin.”

*    *    *

 

Ortaokul yıllarında delikanlılığa merhaba demenin ilk belirtilerinden biri “kendine güven” pozlarıydı.

Yürüyüş, duruş, bakış, sigara tellendiriş...

Benim hoşuma giden görüntülerden biri, ellerin cepte olmasıydı.

Birçok durumda vücuda paralel başıboş sallanan ellerin cep içinde dinlendirilmesi doğal sayılabilirdi.

Ama bizim derdimiz başkaydı: Bazı “hocalarımızın” damarına basmak için yapardık bunu.

Özellikle de “biçimsel saygı” talebiyle canımızı sıkanlara isyan etmek için.

“Elim cepte karşındayım işte; ne yaparsın?..”

*    *    *

Ben ve benim gibiler, bu tür tavırlarla kendimizce otoritelere karşı çıkma çabası içindeyken birçok arkadaşımızın “Türk toplumunun örf ve ananelerine uygun” davranmayı pek çabuk öğrendiğini görüyorduk.

Belki de az sonra arkasından küfür edecekleri öğretmenlerin önünde saygıyla eğilenler, düğmeleri ilikli ceketlerini bile tekrar ilikler gibi yapanlar, ellerini uysal biçimde göbek üstünde birleştirenler...

Bu “pozlar” 40 yıldır ilgimi çeker ve beni güldürür.

Mesela, “Reis ve danışmanları” diye tablosu bile yapılabilecek şu görüntüye ne dersiniz?

Yukarıda kullandığımız, Beşiktaş stadının açılışı sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan otururken, eski Cumhurbaşkanı Gül de dâhil herkesin ayakta dikilmesi de çok ilginç bir fotoğraftı kuşkusuz.

 

*    *    *

 

Son zamanlarda bu konuyu bana tekrar hatırlatan başka haberler de okudum ve izledim.

Olağan şartlarda değil gazeteci olmak, gazete ve televizyonlarda çaycılık yapmasına bile izin verilmemesi gereken biri, A Haber adına Almanya’ya gidip ZDF Kanalı’nın önünde defalarca geri geri yürüyerek bir şeyler mırıldanıyor: “Basın özgürlüğü... Bizden rahatsız oldular... Bak, elleri titriyor...”

Yapacak ve diyecek bir şeyi olmayan gariban, sonunda bir yerden “tutturduğu” kanısıyla coşuyor:

“Elleri cebinde... Çok kaba bir şekilde duruyor... Bakın elleri cebinde... Düşünebiliyor musunuz, bir yönetici, misafirine karşı elleri cebinde... Hakaret eder gibi...”

Adamcağızın ciddi ciddi yaptığı “haber”in videosunu izleyerek gülmekten yerlere yatmak mümkün.

Ama “eller cepte durmak” hâlâ saygısızlığın dik âlâsı tabii...

 

*    *    *

 

İkinci haber pek güldürmüyor.

Yüksekova Haber Gazetesi Yazı İşleri Müdürü ve Van TV muhabiri Zeki Dara, Hakkâri’de Kutlu Doğum Haftası etkinliklerini izlerken bir ara bacak bacak üstüne atmış.

Bunu gören Vali Yakup Canbolat’ın korumaları bu “büyük saygısızlık” için kendisini uyarmış. Uyarıya “Kuran okunuyor” diye dinî bir gerekçe eklemeyi de ihmal etmemişler.

Dara gözaltına alınmış. Ardından bırakılmış. Daha sonra evine polis baskını yapılarak kapısı kırılmış, eşyalar dağıtılmış.

Neden bütün bunlar?

“Vali karşısında bacak bacak üstüne atıyor, saygısıza bak sen!”

Hatırlıyor musunuz, Erdoğan 2014 Kasım ayı başlarında Esenler’de bir kafenin ikinci katındaki bir gencin kendisi oradan geçerken sigara içmesi karşısında sinirlenerek ağzına geleni söylemişti.

 

*    *    *

 

Yıllar önce Erdoğan’ın uluslararası temaslarındaki bazı görüntüleri bende garip bir izlenim doğurmuştu. Örneğin, Obama ile görüşürlerken, ABD Başkanı ne zaman bacak bacak üstüne atsa Erdoğan da atıyordu.

Önce bunun tesadüf olabileceğini sandım. Sonra anladım ki olayın önemi çok büyük: “Kimseden daha güçsüz değiliz biz; saygısızlığa anında ve aynen karşılık veririz!”

Zaten “AKP düşünürleri” ve yandaş medya da zekâları ölçüsünde bu konuyu anlatmaya çalışıyordu. Şu eşsiz çalışmalarında yaptıkları gibi:

Bir fotoğrafta eski ABD liderlerinden Clinton her zamanki rahat haliyle arkasındaki divana yaslanarak önünde ayakta duran Başbakan Ecevit’i dinliyor. Diğerinde ise Erdoğan sanırsın ki Obama’ya fırça atıyor.

Ve AKP’nin alt yazısı:

“10 yılda Türkiye’nin itibarını yükselttik.”

Tabii ne kadar dikkat edersen et, bazı ufak tefek kazalar olmuyor değil. Geçen yıl Kasım ayında Antalya’daki G-20 Zirvesi’nde Erdoğan konuşurken yanındaki Obama’nın utanmadan sakız çiğnemesi gibi.

Adamlar yabancı; onlarda bizdeki görgü yok ki! Ne yaparsın!..

 

*    *    *

 

Yabancı demişken. Gerçekten de bu yabancılarda bizdeki gibi “büyükler”e hürmet gösterilmiyor.

Mesela bakıyorsun, "devletin başı" Obama yanından geçiyor, saygısız Amerikalılar bacak bacak üstüne atmış miskince oturuyor; üstelik de yarı çıplak.

Hep Amerika dedik ama başkaları da öyle. Yunanistan Başbakanı Çipras çarşıda gezerken sıradan bir vatandaş bakın nasıl laubali oturuyor.

Alacaksın içeri bu saygısızları! Yarım saat zevk için, yarım saat de spor için döveceksin!

Bakın ondan sonra devlet yöneticilerine saygı duymayı öğreniyorlar mı, öğrenmiyorlar mı...

 

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...