27 Kasım 2014

Ey yandaş gazeteciler, siz ne ara böyle zenginleştiniz?

Yandaş medya sallandı. Geminiz su aldı. Şimdi siz ne yapacaksınız?..

Gerginsiniz...

Hata yapmamaya, durumu iyice anlamaya çalışıyorsunuz.

Cümlelerin arasına sıkışmış bir işaret, haberlerin gerisinde bir ışık, birilerinin tavrında saklanmış bir kılavuzluk bulmaya gayret ediyorsunuz.

Yan gözle ve kaçamak bakışlarla (kaç)AK Saray yönüne bakıyorsunuz.

Efendinizin ne düşündüğünü, ne diyebileceğini merak ediyorsunuz.

Hem de ne merak!

Ölümüne bir hevesle bunu öğrenmek istiyorsunuz.

Acaba O kimi destekliyor? Yarın durum değişir mi?

"Ortada kalmamak için çok akıllı davranmalıyım" cümlesi dönüp duruyor kafanızın içinde.

Ne yapsanız da "yandaşlıktan aforoz edilmeseniz", itibar sandığınız şeyleri ve o lanet paracıklarınızla avantalarınızı kaybetmeseniz?

Dışarıya karşı soğukkanlı görünseniz de içiniz titrek bir telaş hali sergiliyor.

Çünkü yandaş medya sallandı.

Bazı yandaşlar - iktidarın kontrolü dışında ya da en azından öngörüsünün üzerinde bir gürültü kopararak - öteki yandaşlara savaş açtı.

Geminiz su aldı.

Fareler hareketlendi.

Şimdi siz ne yapacaksınız?..

 

Yandaş medya bir türlü 'olmuyor'

 

12 yıldır iktidarın en yoğun uğraştığı alanlardan biri medya.

12 yıldır medyayı susturmak, korkutmak, satın almak, değiştirmek, "yandaşlaştırmak" için tonla çaba ve para harcandı.

Eh, tümüyle de boşa gitmedi herhalde.

Bugün eskiden beri AKP'nin geleneksel çizgisinde veya yakınında olanların dışında birçok gazete ve televizyon kanalı "yandaş" saflarda; bazıları da sessizce hizaya getirildi/getiriliyor.

Tek tek gazeteciler bakımından kat edilen aşama da az değil. Kayıtsız şartsız yandaş olanların sayısı - merkez sağdan, muhafazakârlardan, milliyetçilerden, liberallerden, hatta bazı sol renklerden ustalıkla süzülüp akan güçlerle - çığ gibi büyüyüverdi. Bir de "çaktırmadan yandaşlık yapanlar" ve "durumu idare edenler" var.

Ama yine de yandaş medyanın toplamı, halkı yeterince etkileyemiyor, iktidarın önüne koyduğu görevleri hakkıyla yerine getiremiyor.

Gazetecilik benzinle çalışan bir mekanizma değildir; akıl ister, yürek ister, yetenek ister, gerçekle samimiyet ister.

İstediğin kadar para harca, "vermeyince mabut neylesin Mahmut" mevkiinde patinaj yaparsın.

Onun için de Efendin, gizli ve açık toplantılarda esip gürler, fırçalar atar, "Alo Fatih" der, "Mustafa, niye atmıyorsun bu adamı?" diye sorar.

Sen "Haklısınız efendim. O şeyi hemen şey edeceğiz" falan geveleyip kalan mesleki erdem kırıntılarını da karanlık bir tepside iktidara sunarken, aslında ne kadar derin bir uçurumdan aşağı yuvarlandığını hissedemezsin bile.

 

Yandaş medyada operasyon

 

Bugünlerde "haklısınız efendim"cilerden biri daha gitti. Yanında birkaç kişiyi götürerek.

İktidara en yakın işadamlarından Ethem Sancak'ın sahibi olduğu Star ve Akşam Gazeteleri’nde sansasyonel bir operasyon yapıldı.

Star Medya Grup Başkanı Mustafa Karaalioğlu, Star Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ziya Cömert ve Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ocaktan aynı anda kapının önüne kondular.

Star Gazetesi'nden İbrahim Kiras ve Hakan Albayrak istifa etti. Başkalarının da gideceği veya gönderileceği söyleniyor.

Operasyonun Yeni Şafak ve Takvim gazeteleri de dahil tüm yandaş medyaya yayılabileceği, "Yeni Türkiye'ye yeni yandaş medya" oluşturulacağı iddiaları havalarda uçuşuyor.

Dün internet, özellikle de sosyal medya yavaş yavaş kaynamaya başlarken, Yeni Şafak'ta yayımlanan birkaç yazıda "gidenler"e destek sesleri yükseldi ve "operasyonun olası mimarı" Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Yiğit Bulut'a tepki gösterildi.

 

Sahi, siz nasıl böyle 'yandaş' oldunuz?

 

En ilginç yazılardan biri dünkü Yeni Şafak'ta Ali Nur Kutlu'dan geldi. (Medyada daha önce "Ali Nur Kutlu" takma adıyla yazılan yazıların, Anadolu Ajansı Genel Müdürü Kemal Öztürk'ün kaleminden çıktığı iddia edilmişti.)

"Bu davanın çocukları" başlıklı yazıda şöyle bir bölüm vardı:

"Hepimiz fakirken ve rutubetli bodrum katı evlerde yaşarken bu davaya adamıştık kendimizi. Biz fakirken çektik çilesini bu davanın, fakirken aşık olduk bu davaya, fakirken dayak yedik nezarethanelerde. Çocuklarımızı fakirken doğurduk.

Sonraları çetin imtihanlardan geçtik. Keşke işkenceyle, dayakla, açlıkla imtihan olsaydık. Hiç bilmediğimiz yerden hesaba çekildik, parada, makamdan, mevkiden...

Bu davanın çocukları imtihanları kaybetti, günahlara battı, gaflete daldı..."

Aynı isimle (@alinurkutlu) Twitter'den atılan şu mesaj da yazıyı tamamlar nitelikteydi:

"Biz bu davaya fakirken adadık kendimizi. Yine fakirliğe döneriz ama aramıza sızmış sahtekarlara ve açgözlülere eyvallah etmeyeceğiz."

Eksik olsa da güzel bir itiraf.

Doğrusu sizin aranızdaki ekip çatışmaları, saray entrikaları, menfaat mücadeleleri ve bu arada "Bulutçu" musunuz, "Karaalici" misiniz, "Sancak" bölümünde misiniz, geminin arkasında bir başka yerinde mi; bunlar zerre kadar umurumda değil.

Benim sorularım başka:

Siz ne ara böyle zenginleştiniz?

Vicdanınızı ve mesleğinizi nasıl pazara çıkardınız?

Güçlenmek için hangi "fedakârlıklar"a katlandınız?

Nasıl bu derece yandaş oluverdiniz?

 

Gerçek gazeteciliğe var mısınız, yok musunuz?

 

Fakirliğe döner misiniz ve içinizden kaçı son dönemde sahip olduğu avantajlara veda etmeye dayanabilir; bunu bilmem ve tartışmam da.

Eğer hedefiniz, iktidarın kanatları altındaki kavgada birini ötekine tercih etmek çapıyla sınırlıysa, "gerekirse fakirliğe dönüş" fedakârlığınız fazla bir şey ifade etmiyor.

Keşke dönmek istediğiniz yerde gazetecilik olabilseydi.

Keşke gerçekleri söyleyen ve yazan birer gazeteci olma hedefini seçebilseydiniz.

Keşke mesleğinizi ahlak ve vicdan ile sürdürmeyi amaçlayabilseydiniz.

Bunlar "boş" ve "soyut" laflar mı, diyorsunuz?

Peki, daha açık ve somut konuşalım o zaman:

Yolsuzlukları, "sıfırlamaları" yazacak mısınız, yazmayacak mısınız?

Herkesin ağzındaki "tapeler" hakkında bildiklerinizi açıklayacak mısınız, açıklamayacak mısınız?

Reza Zarrab'dan, Urla villalarından, (kaç)AK Saray'dan bahsedecek misiniz, bahsetmeyecek misiniz?

Devletin tüm kurumlarının, parlamentonun, yargının, medyanın ele geçirilmesi için başlatılan vahşi saldırıya ışık tutacak mısınız, tutmayacak mısınız?

İktidarın kendine ve yandaşlarına daha fazla kazandırmak amacıyla doğayı talan etmesine, ihalelere el koymasına, ekonominin çarklarına hukuk dışı müdahalelerine karşı çıkacak mısınız, çıkmayacak mısınız?

Yüzlerce meslektaşınız işsiz, baskı altında, bir bölümü hapiste; onların haklarını savunacak mısınız, savunmayacak mısınız?

"Alo Fatih" ve "Alo Mustafa"lara tepki gösterecek misiniz, göstermeyecek misiniz?

"Haklısınız efendim. O şeyi hemen şey edeceğiz" tutumunun (öz)eleştirisini yapacak mısınız, yapmayacak mısınız?

@AksayHakan

 

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...