25 Ocak 2019

Erdoğan - Putin #10YearChallenge: Bir ‘like’ yapıp geçse miydim?

10 yıl önce, 10 yıl sonra... Daha iyi dost olduk mu? Ne gezer! Bence 10 yıl önce Ruslarla daha iyi dosttuk...

Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği, dönemin trendlerine uygun bir “güzellik” yapmış. Facebook sayfasında gördüm. Malum #10YearChallenge kalıbını Rus ve Türk liderlerine uygulamış.

İki fotoğrafın birinde (2009’dan) Putin ve Erdoğan’ın 10 yıl önceki bir görüşmelerinden neşeli bir fotoğraf görüyoruz.
İkincisinde ise iki lider önceki günkü son buluşmalarında. Bu ikinci fotoğraf da neşeli gibi...
Elçilik altına not da koymuş:
“Dostluğumuz barış getiriyor”
Vladimir Putin ile Recep Tayyip Erdogan #10YearChallenge 
1. Soçi, 16 Mayıs 2009
2. Moskova, 23 Ocak 2019

Güzel, değil mi?..

 

***

Bu tablonun lezzetini bozmak istemem ama...
10 yıl öncesinin ve bugünün Erdoğan’ı ve Putin’i farklı. Aralarındaki ilişki de farklı. Fotoğraflara yansıyan “neşelilik hali” bile aynı değil.
Birazcık Rusça’dan çeviri kokan “Dostluğumuz barış getiriyor” cümlesi oradaki en hoş mesaj! Evet, dostluk ve barış istemek en doğal ihtiyacımız. 10 yıl önce de, (o tarihten) 10 yıl sonra da...
Ama daha iyi dost olduk mu?
Barış özlemimizi kısmen de olsa giderebildik mi?

Ne gezer!
Daha açık söyleyeyim:
Bence 10 yıl önce Ruslarla daha iyi dosttuk.
Daha iyi ticaret yapardık (bütün ticari ilişki tarihinin rekoru olan yıllık 38 milyar dolarlık hacim 2008 sonunda yakalanmıştı. Onun gazıyla “100 milyar hedefi” koydular ama şimdi 30 bile zor!)
10 yıl önce Putin ve Erdoğan daha iyi dosttu. İktidara gelmesinden kısa süre sonra Rusya’nın dış politikası ile enerji hatları arasında güçlü paraleller oluşturan Putin, yakın çevresindeki bazı etkili isimlerin “Erdoğan’a güvenmeyin, sonuçta İslamcı bir politikacı!” uyarılarına karşın, özellikle 2004 sonundaki ilk Türkiye ziyaretinin ardından Türk liderle iyi bir bağ kurdu. 
O zaman iki devlet arasındaki ana sorunlarından biri yine “güven meselesi” idi. Ancak iki lider çok dinamik ve kararlı bir çizgi izleyerek ülkelerini birbirine yaklaştırdı.

Bu katkılarını unutmamak gerek.

***


Türkiye’nin hem iç hem de dış politikadaki değişme eğilimlerine, özellikle de “Arap Baharı” ve “Esad’ın kısa sürede devrileceği” gibi yanlış okumalara bağlı olarak, 2011’den itibaren iki devlet arasında ara sıra sıkıntı yaşanır oldu. Ama yine de ikili ilişkilerin yapıcı  temposu korunuyor, çelişkiler hoşgörüyle gideriliyor ya da gizleniyordu.
30 Eylül 2015’te Rusya’nın Suriye savaşına bizzat katılması ile Türkiye’nin Ortadoğu hayalleri suya düştü. Ve 24 Kasım 2015’te bir Rus savaş uçağı düşürüldü.

İki devlet savaşın eşiğine geldi. Erdoğan’ın ve özellikle Putin’in o aylardaki söylemini buradan hatırlatmak bile gelmiyor içimden. 
Moskova ağır yaptırımlarla Ankara’yı sarstı. Sonunda 2016 yazında Türkiye’nin “yumuşatılmış” özür metni ve sonrasında liderler arasındaki “buz gibi” bir görüşmeyle ilişkiler onarılmaya başlandı.
“Yıkmak kolaydır, bir günde, hatta bir anda yıkabilirsin; ama yıkılanı asla kısa sürede yapamazsın!” 
Bu cümleyi Rus dostlarımdan çok duydum, Rus gazetelerinde çok okudum.

***

Sonuç?
Bence yıkılan hâlâ onarılamadı.
Artık eskisi gibi Türkiye-Rusya ilişkileri yok; neredeyse tümüyle Erdoğan-Putin ilişkileri var bugün. 
Her konu onlarda, başka türlü yürümüyor. Onun için de bu ikilinin durmadan görüşmesi “dostluğun pekiştiğini” değil, durumun zor idare edildiğini gösteriyor.
Ve en önemlisi: Her şey Suriye’ye bağlı artık!
Taraflar birbirini idare ediyor, Suriye’de kendi çıkarlarına göre karşısındakinden yararlanmak istiyor.

Ama güçleri farklı tabii: Rusya hem daha kuvvetli, hem de oturmuş bir diplomasisi var. Türkiye hem daha zayıf, hem de son yıllarda durmadan gelgitler ve savrulmalar yaşıyor.
Evet, ikinci fotoğrafın da gösterdiği gibi liderler iyi geçinmeye çalışıyor. Kimse artık yeni bir 24 Kasım istemiyor. 
Ancak Suriye savaşının gidişine göre her şey yine farklılaşabilir diye herkesin yüreği ağzında: Siyasetçilerin, iş çevrelerinin, aydınların, halkın, Türk-Rus ailelerin...

***

10 yıl...
#10YearChallenge
“Dostluğumuz barış getiriyor”
Ama maalesef durum pek iyi değil.
Keşke her şey böyle toz pembe olsaydı da ben de oraya bir “like” yapıp geçseydim...
Öyle değil işte! 
İki devlet arasındaki güven eskiden zayıftı... 
Şimdiyse neredeyse hiç yok!..

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ne güzel başbakanımızdın sen, Binali Abi!..

Bazı muhaliflerin sempatik bulduğu Binali Yıldırım, kendisinden çok daha fazla eleştirilere hedef olan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Bülent Arınç gibi insanlara göre daha cesaretsizdir

Çocukluk aşkım, arkadaşım, sırdaşım

Bir gün aşksız, yapayalnız ve kupkuru kalırsan, eski ve küçük aşklar işine yarayabilir... Ben bunu parlak kırmızı gelinciklerden öğrendim...

İmamoğlu mazbatayı aldı ama devrim falan olmadı, İstanbul fethedilmedi, ‘hürriyet kavgası’ kazanılmadı

İmamoğlu’nun kazanmasını Kurtuluş Savaşı’na benzetenler, onunla Atatürk’ü zorlama montajlarla el sıkıştıranlar, 17 Nisan'ı 'İstanbul’un AKP’den kurtuluşu' ilan edenler çoğaldı...