29 Mart 2019

Erdoğan küskün muhalifleri oy kullanmaya ikna etti

Gücünün sınırlarını anlayan muhalefet, en başa 'hata yapmamayı' koyuyor; iktidara puan kazandıracak pozisyonlardan uzak duruyor

Boksörler ringe çıkıyor.

Birisi ringlere ve dövüşmeye çok alışkın.

Güçlü kuvvetli, iri yarı, kaslı pazulu...

Ama epeyce yorgun.

Yine atak, agresif ve cesur...

Ama morali çok yüksek değil.

Tecrübeli, hatta en ringlerdekilerin en tecrübelisi...

Ama eski heyecanı yok.

Hiç ara vermiyor, her gün kaç yere gidiyor, kaç kez konuşuyor, durmadan uslu gazetecilerin karşısına çıkıyor...

Büyük bir enerji bu...

Başka türlü de davranamaz.

Çünkü her şeyin kendisine bağlı olduğunu görüyor. Başka kimseye güvenmiyor.

Bütün maçlarda o dövüşüyor: İstanbul ve Ankara belediye başkanlığından Anadolu’nun en küçük ve ücra yerlerine kadar her yerde muhalefetin karşısındaki iktidar adayı bizzat o...

Her şeyini ortaya koyuyor.

Tek isteği var: Şu maçı da “hayırlısıyla” kazasız belasız atlatmak...

Ve maçsız geçecek uzun yıllara doğru adım atıp “sonrası Allah kerim” diye derin bir nefes alabilmek...

*          *          *

Erdoğan yine başrolde.

Ama bu sefer – son 17 yıl içinde ilk kez – seçmenin önüne yeni ve heyecan verici hedefler koyamıyor.

Çok sevdiği mağdur rolünü de tüketmiş görünüyor.

Millet ona ne istediyse verdi. En son 24 Haziran’da “bütün sorunların sihirli çözümü” olarak sunduğu başkanlık rejimi için vize istemiş ve almıştı.

Bugün diyeceği yeni bir şey kalmamış gibi.

Zaten yeni bir şey demiyor da.

Sadece korkutuyor.

“Beka” diyor...

Kendisine karşı çıkanlar için direkt ya da dolaylı olarak “terörist” suçlamasını her daim elinin altında tutuyor...

“HDP-PKK-terörizm-dış mihraklar...” propagandalarını bir kez daha piyasaya sürüyor...

Ama galiba bu sefer eskisi kadar “verimli sonuçlar” alamıyor.

Çünkü bu sözler – hâlâ milyonları etkilemesine rağmen – eskisi kadar tılsımlı değil.

Ve artık çoktandır “yeni” değil.

Oysa yeni bir şeyler var ortada: Ekonomik kriz, devasa yoksulluk, çığ gibi büyüyen işsizlik...

Üstelik bu sorunlar halk arasında, Erdoğan’ın en ön sıraya çıkartmaya çalıştığı terörizm ve beka meselesine göre çok daha yakıcı ve öncelikli.

İktidarın ekonomide beceriksiz olduğunu “yüzde 50”den daha fazlası görmeye başladı.

Gerginleştirme, düşmanlaştırma, kamplaştırma dönemi kapanmadı elbette; bu siyaset bugün de çok etkili...

Ancak yıllardır bu yöntemle bütün azınlıkların hakkından gelen iktidar, şimdi bu zamana kadar arkasına aldığı çoğunluğun önemli bir bölümünü kaybetmiş veya kaybedecek hale gelmiş durumda.

*          *          *

Muhalif boksörler yıllardır yeniliyor bu ringlerde.

Ama son yıllarda iyi maçlar çıkardıkları da oldu. Mesela, 7 Haziran 2015’te...

Son seçimlerde tartışmalı durumlar da çoğaldı: Hakem hataları da, atılan yumrukların bir türlü puana dönüşmemesi de, yaşanılan karanlık sürprizler de giderek daha çok gündeme geliyor.

Bugün muhalefet biraz daha akıllanmışa benziyor.

Her şeyden önce daha gerçekçi.

Kendisini daha iyi tanıyor. Çok güçlü olmadığını, seyircileri Erdoğan gibi ateşleyecek yeteneği bulunmadığını kavramışa benziyor.

Rakibinin zaaflarını daha iyi gördüğü izlenimini veriyor.

Onun için en başa atak yaparak puan kazanmayı değil, “hata yapmamayı” koyuyor; Erdoğan’a puan kazandıracak pozisyonlardan uzak duruyor.

“Beka” kavramı yerine yerel sorunları ve onları çözmeye istekli adayları, “terörizm” söylemi yerine ekonomik krizi ileri sürüyor.

CHP muhalefetin merkezinde. Yanına birçok yerde İyi Parti’yi, bazen birkaç adım mesafeden de olsa Saadet Partisi’ni alıyor.

Diğer yandan HDP’den çeşitli sosyalist çevrelere kadar geniş bir yelpazeyle fiili işbirliği zeminini açık bırakmaya gayret ediyor.

Gerçi iktidarın “teröristlerle ittifak” propagandasını her zaman başarıyla savuşturamıyor ve ayrıca kutuplaşma siyasetinin sonuçlarını aşarak AKP-MHP seçmenlerine fazla ulaşamıyor.

Ama son dönemde daha sonuç alıcı adımlara yöneliyor.

Bu arada muhalefete yardımcı olan en büyük siyasi realite, yine Erdoğan’ın kendisi.

Cumhurbaşkanı o kadar saldırgan bir seçim kampanyası yürütüyor ki, daha düne kadar oy kullanmama eğilimindeki “24 haziran küskünleri” artık muhalefete candan bir destek vermek amacıyla değilse bile iktidara ders vermek hevesiyle sandıklara gitmeye hazırlanıyor.

Kuşkusuz HDP’nin birçok önemli kentte aday çıkarmama kararı da siyasi dengelerin iktidar aleyhine dönmesinin önemli etkenlerinden biri.

*          *          *

Sonuç ne olur?

Seçim güvenliği ne durumda?

Muhalefet geçmiş deneyimlerden yeterli dersi çıkarabildi mi?

Söylemesi zor.

İktidarın hiç olmazsa bu alanda enerjik ve yaratıcı çözümler üretmesi şaşırtıcı olmayacak.

Ama ne olursa olsun Saray’ın bu seçimlerden güler yüzle ve yüksek moralle çıkması çok zor.

Belki Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı pragmatik politikasının bazı sonuçları sayesinde bir gözüyle gülecek kadar kazançlı çıkabilir.

Ancak “ortaklık” toplamda beklenen hasadı vermezse diğer gözüyle ağlayabilir.

Sahi, 31 Mart sonrasında ülkemizin ve tarihimizin “erken seçim ilan etme şampiyonu” Bahçeli yine sürpriz yapar mı dersiniz?..

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ne güzel başbakanımızdın sen, Binali Abi!..

Bazı muhaliflerin sempatik bulduğu Binali Yıldırım, kendisinden çok daha fazla eleştirilere hedef olan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Bülent Arınç gibi insanlara göre daha cesaretsizdir

Çocukluk aşkım, arkadaşım, sırdaşım

Bir gün aşksız, yapayalnız ve kupkuru kalırsan, eski ve küçük aşklar işine yarayabilir... Ben bunu parlak kırmızı gelinciklerden öğrendim...

İmamoğlu mazbatayı aldı ama devrim falan olmadı, İstanbul fethedilmedi, ‘hürriyet kavgası’ kazanılmadı

İmamoğlu’nun kazanmasını Kurtuluş Savaşı’na benzetenler, onunla Atatürk’ü zorlama montajlarla el sıkıştıranlar, 17 Nisan'ı 'İstanbul’un AKP’den kurtuluşu' ilan edenler çoğaldı...