17 Nisan 2013

Dindar olmayanları rahat bırakın artık!

Bakın, efendiler, beyefendiler, beyzadeler (ya da her nasıl hoşunuza gidiyorsa)!

Bakın, efendiler, beyefendiler, beyzadeler (ya da her nasıl hoşunuza gidiyorsa)!

Şunu anlayın artık:

Kimse - sizin keyfinize göre - "bir şey" olmak zorunda değil!

Kimse - "bu ülkede yaşadığı için, doğal olarak" - Türk olmaya mecbur değil!

Kimse (aynı nedenle) Müslüman olmakla mükellef değil!

Kimse sizin benimsediğiniz veya zar zor sabredebildiğiniz siyasi yelpazenin içine sıkışmaya mahkûm değil!

Kimsenin kültürel değerleri, yaşam tarzı ve cinsel yönelimleri sizinkiler gibi olmak durumunda değil!

Kimse sizinle "aynı" olmakla yükümlü değil!

*   *   *

Akılalmaz bir yöntem ve alışkanlık var bu ülkede: Birilerini inatla yok saymak...

Siyasal olarak "sakıncalı" isen YOKSUN SEN! (Yoksa öyle yasalarımız vardır ki, "varlığını ortaya koyduğundan dolayı" anandan emdiğin sütü burnundan getiririz.)

Etnik olarak "pek hazzetmediğimiz" bir kökenden isen YOKSUN SEN! ("Kart kurt" ilerlediğimiz on yıllar boyunca "herkes Türktü" ve "ne mutlu" yaşıyorduk işte!..)

Müslüman ve Sünni değilsen YOKSUN SEN! (Toplulumumuzun "hoşgörü düzeyinin canlı kanıtı" olan "başka dinlere ve uluslara mensup" azınlıklar azala azala epeyce yok oldular; hatta İslam'ın başka mezheplerinden olmak bile cesaret istiyor; ateistler apayrı konu.)

Dahası "egemen" sayılan toplumsal ve kültürel gelenek ve normlardan farklı çizgideysen tam anlamıyla yandın, tümüyle YOKSUN SEN! (Yıktırılan "ucube" heykeller de buradadır, sansürlenen filmler de, baskı altında tutulan eşcinseller de, her adımda gizli bir nefretle sindirilmeye çalışılan modern ve entelektüel kesimler, en başta sanatçılar da...)

*   *   *

Ülkemizin uluslararası kültür dünyasındaki en tanınmış isimlerinden biri olan piyanist ve besteci Fazıl Say, İstanbul 19. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Gerekçesi, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 216/3. ve 218/1.maddeleri uyarınca "halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılama" suçunu işlemiş olması.

Say'ın 5 Nisan 2012'de yazdığı ve "dinin elden gitme ihtimaline karşı bazı sorumlu yurttaşlarca şikâyet edilmek suretiyle yargıya intikal ettirilen" twitlerden biri, Ömer Hayyam tarafından 800 yıl kadar önce yazılmış dizelerden oluşuyor.

Hayyam'ı derhal yakalayıp "yaka paça Türk adaletinin önüne çıkarmak" hiç de fena olmazdı, ama maalesef... Ancak bir süredir "kendi işine bakmayıp" muhalif sözler eden, üstelik ateist olduğunu açık açık haykıran bir sanatçıyı (öyle dünyada çok tanınırmış, Batı'dan tepki gelirmiş falan dinlemeden ve kimsenin gözünün yaşına bakmadan) cezalandırmak pekâlâ mümkün işte.

Yargı kararı açıklandıktan sonra medyada, özellikle de "olay yeri" Twitter'da "düğün bayram eden" ve sanki kendini "memleketin sahibi", "muhafazakâr ve dindar kesimlerin sözcüsü" sayan milletvekili, gazeteci, politikacı ve "halktan şahsiyetler"in önemli bölümü, AKP iktidarını destekleyen çizgideydi. Acaba liderleri Recep Tayyip Erdoğan'ın vaktiyle şiir okuduğu için hapse atılmasından dolayı haklı olarak tepki gösteren insanların bir kısmı, şimdi "zulüm etme imkânının el değiştirmesi" ve "intikam saatinin gelmesi" gibi nedenlerle garip bir mutluluk mu yaşıyorlardı?

*   *   *

Kültür Bakanı Ömer Çelik konuyla ilgili şöyle demiş:

“Ben kimsenin, söylediği bir sözden dolayı yargıyla muhatap olmasını istemem. Ama neticede, yargı karşısında sanatçı, kültür adamı, sıradan vatandaş, politikacı hepimiz eşit durumdayız. Ortaya çıkan sonuç, neticede, alınan bir yargı kararıdır.”

Herhalde "kültürümüzün çınarı" Emek Sineması'nın yıkılıp yerine AVM yapılması da Kültürümüzün Bakanı'na göre "neticede, alınan bir karardır".

Ömer Bey'e diyecek bir şeyimiz yok. Çünkü neticede, kendisi atanan bir bakandır.

Onu atayan Erdoğan, Fazıl Say'la ilgili soruya "Onlarla bizi meşgul etmeyin" diye cevap ver(me)miş. Başbakan'dır, çok işi vardır, anlaşılır bir şey...

Ama onun kadar işi olmadığı için, herhalde "boş vaktinde" ilgili soruyu cevaplayan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın dediği de yabana atılacak cinsten değil:

“Fazıl Say piyano çaldığı için, sanatını icra ettiği için cezaya çarptırılmış değil." (Galiba bunun için iktidara teşekkür etmemiz gerekiyor. Yoksa bu daha iyi günlerimiz mi, yakında piyano çalmak TCK kapsamına mı alınacak?) "Toplumun önemli bir kesiminin değerlerine hakaret ettiği için cezalandırıldı. Hiç kimsenin insanların inançlarına hakaret etme, küfür etme, onları aşağılama hakkı ve özgürlüğü yoktur."

*   *   *

Evet, Fazıl Say'ın siyasetle ilgili açıklamalarının bir bölümünde kullandığı üslup oldukça sorunlu. Ama bu ülkede siyaset yaparken ve konuşurken nezaket kurallarını unutmayanlar o kadar az ki! İktidarı da öyle, muhalefeti de... Ne dersiniz, Sayın Bozdağ, hepsine TCK'dan ufak tefek bir şeyler ayarlayalım mı?

Fikir açıklamada kullanılan üslup, kimsenin özgürlüğüne mal olmamalı. Ve kimse fikirlerini, eleştirilerini ortaya koyduğu için baskı altında tutulmamalı.

Beğenmediği fikirlerle karşılaşanlar da - ister iktidar temsilcisi olsun, ister "sokaktaki adam" - hoşgörü göstermek, tahammül etmek zorunda.

Bunu beceremeyenler "Kürtlerle barış sürecini" nasıl başarılı kılacak?

Yoksa dağarcığımızda az miktarda hoşgörü ve tahammül var da, idareli mi kullanmalıyız; bir durumda cömert, öteki hallerde cimri mi davranmalıyız?

*   *   *

"Fazıl Say meselesi"nin en önemli boyutlarından biri, belki de birincisi, toplumumuzda dindar olmayanlara karşı duyulan tahammülsüzlüğün artmasıyla, iktidarın da bu artışın mimarı olmaya çalışmasıyla ilgili gibime geliyor.

Açık konuşalım: Fazıl Say'ın "dinsizliğini açıkça ilan etmesi" dolayısıyla uzun süredir geniş çevrelerden tepki topladığını bilmeyenimiz var mı?

Bu ülkede dindar olmayanlar, yani ateizm, teizm, deizm, panteizm ve agnostisizm taraftarları kendilerini hep gizlemek zorunda mı kalacaklar? İktidar ve toplum, onların her birinin gözünün içine doğru işaret parmağını sallayarak "YOKSUN SEN" mi diyecekler?

Kimliklerde “din hanesi” yaratıp neredeyse kimseye sormadan “İslam” diye yazmakla, “yüzde 98'i, hatta 99'u Müslüman toplum olmak" nedeniyle övünmekle, yerli yersiz bir şekilde "Elhamdülillah Müslümanız" ("Müslümanım" değil - hepimiz - "Müslümanız") söylemini bir balyoz gibi insanların kafasına vurmakla toplumsal barışın ve demokrasinin neresine geldik bugüne dek?

Anayasa’nın 24. maddesinde “vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyeti”nden, “kimsenin, ibadete (…) dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağından, dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağından ve suçlanamayacağından” söz eden güvenceleri giderek unutmakla ve unutturmakla daha nerelere gideceğiz?

Herkes Türk değil işte! Bunu anlamak için on binlerce insanın ölmesi mi gerekiyordu?

Ve herkes Müslüman ve Sünni değil! Dahası herkes dindar da değil!

Rahat bırakın artık farklı olanları!

Rahat bırakın artık dindar olmayanları!

Ve şunu da bilin ki, dindar olmayanların da güçlü bir ahlak anlayışı olabilir. Hatta onlar, dini, bu dünyadaki haksızlıklara karşı mücadeleden "itinayla" soyutlayıp sadece "öteki dünyaya yatırım" olarak yorumlayan "dindarlar"a kıyasla, çok daha ahlaklı olabilirler.

 

NOT: Din ile ahlak arasındaki ilişki, dine inanmayanların karşılaştığı baskılar, dindar olmayıp da tarihte önemli rol oynayan kişiler, dünyada ve bazı ülkelerde ateistler ile agnostiklerin oranı üzerine oldukça ilginç bilgileri T24 yazarı Örsan K. Öymen'in Ateistler ve Agnostikler Baskı Altında! başlıklı yazısından okumanızı öneririm.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Size "Orhan Baba" diyenlerin sayısının giderek azalmasını da önemsemiyor musunuz, Sayın Gencebay?

Ben aslında sizi ve müziğinizi severdim ama bunu, değil başkalarına, kendime bile itiraf edemezdim

Levent Gültekin'e toplu dayak ve Türklerde mertlik kavramı

Düello birçok ülkede mertçe vuruşma biçimi olarak yaygınlaşmış. Bizde kabul görmemiş. Bizde adım başı pusu kurma, gafil avlama, sırtından bıçaklama...

"Ölümlerin sorumluları hesap vermelidir!"

Bugün olay yerinde ilginç bir anıt vardır: Hayatını kaybeden 71 kişinin anısını yaşatmak amacıyla birbirine bağlı 71 koca inciyi andıran devasa yuvarlaklar...