11 Temmuz 2024

Ah bizim kısacık hayatımız ve asık suratlı kaderimiz

Türkiye dünyada pozitif duyguları en az deneyimleyen, en az gülümseyen ve en çok öfkelenen insanların yaşadığı ülkelerden biriymiş

Evrenin tarihi 14 milyar yıla uzanıyormuş, dünyanın yaşı da 4,5 milyar yıl civarındaymış.

Ya bizim ömrümüz?

Bilemedin 70-80 yıl.

14 milyar, 4,5 milyar ve 70-80 yıl…

Yaşam süremiz bit kadar bile değil.

Türkiye'de ortalama ömür erkeklerde yaklaşık 75 yıl, kadınlarda 80'den biraz fazla.

Kendimizi ne kadar önemsersek önemseyelim, yaşayacağımız bu kadar.

Fikirlerimiz ve kararlarımız ne kadar değerli olursa olsun, bakışımız ne kadar akıllı ve yürüyüşümüz ne kadar havalı olursa olsun, sonuçta buyuz, bu kadarcık süresi olan yaratıklarız.

Kendimizi dünyanın en süper kahramanı olarak gördükten bir saniye sonra başımıza gelecek bir taşla ya da trafik kazasıyla her şey bitebilir.

Yani abartacak bir şey yok bu hayatta. Hayatın kendisi de dâhil.

Ne var ki elimizdeki en önemli şey o olduğu için onu önemsememek de olmaz.

Peki, nasıl geçiriyoruz bu hayatı?

Biz "özgür irademiz" ile?

Üzerinde yaşadığımız ülke, yasalarına ve kurallarına bağlı olduğumuz iktidar sistemi ve toplum nasıl bir hayat dayatıyor bize?

Milyarlarca yıllık bir süreçte "bize ayrılan mikroskobik süre" içinde nasıl yaşıyoruz?

* * * 

Elbette bu tür soruları dünyanın bütün ülkelerinde herkes sorabilir.

Ama şartlar farklı farklıdır tabii; Norveç'te başka, Kenya'da başka, Şili'de başka, Afganistan'da başka…

Konuyu dağıtma diyorsanız hemen "toplayayım".

Türkiye'ye gelelim.

"Dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri" veya "NATO'nun ilk 5 ülkesinden biri" falan, lütfen bunları geçiniz.

Bunlar bizim kısacık ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi göstermiyor. Hatta tersine, gizliyor.

Şu kısacık hayatımızı nasıl yaşıyoruz? Mutlu, huzurlu ve neşeli miyiz?

Nerdeee!..

Türkiye insanların dünyada neredeyse en mutsuz, en huzursuz ve en neşesiz olduğu ülke haline geldi.

Oksijen Gazetesi'nin son sayısında Selçuk Şirin'in ilginç bir yazısı vardı.

"Gallup'un 2024 Global Duygular Raporu'na göre Türkiye tüm dünyada pozitif duyguları en az deneyimleyen ülkelerin başında geliyor. 142 ülke arasında bir gün içinde pozitif bir duygu yaşayanların oranı en düşük olan 3 ülkeden biri Türkiye. Kuzey Kıbrıs ve Afganistan ile aynı yerdeyiz!"

Buyurun buradan yakın!

* * * 

Şirin Gallup'un tatsız verileri gözümüze sokmaya devam ediyor:

"Şimdi lütfen dünü düşünün. Dün çok güldünüz veya gülümsediniz mi? Bu soruya evet diyenlerin oranı Latin Amerika, Asya ve Afrika'daki pek çok ülkede yüzde 80'lerin üstünde. Endonezya ve Senegal'de bu oran yüzde 90'ı buluyor. Türkiye bu ölçekte dünyada en az gülen insanların yaşadığı ülke! Bizde sabahtan akşama kadar çok gülen ya da gülümseyenlerin oranı yalnızca yüzde 37. Bizden daha az gülünen tek ülke var, o da Afganistan!"

Devamında konunun benim de çok önemsediğim bir boyutu gündeme geliyor. Her gün yeni bir şeyler öğreniyor muyuz bu hayatta? Heybemize küçük de olsa 1-2 artı atabiliyor muyuz? Hani "o günü boşuna yaşamadım" diyebilmek için…

"Dünyada ortalama olarak her iki kişiden biri (yüzde 54), bir önceki gün yeni bir şey öğrendiğini söylüyor. Pek çok ülkede bu oran yüzde 70-80 bandında. Bizde ise bu oran yalnızca yüzde 23. Bu ölçekte de Bangladeş ve Afganistan ile aynı ligde, sıralamanın en sonundayız. Bir insan yeni bilgi öğrenmeden, ilginç deneyim tecrübe etmeden yaşadığı hayattan nasıl keyif alır?" 

Araştırmanın "dünyanın en öfkeli insanları" bölümündeki veriler de iç açıcı değil. En öfkeliler Kuzey Kıbrıs'ta yaşıyormuş. "Irak, Ermenistan ve Ürdün öfkeli insanların en çok olduğu diğer ülkeler. Türkiye de en çok öfke yaşayan ülkeler arasında. Bizde bir önceki gün öfkelenenlerin oranı yüzde 37. Vietnam, Finlandiya, Estonya ve Portekiz dünyada en az öfkeli insanların yaşadığı ülkeler."

Ve Şirin devamla Birleşmiş Milletler Mutluluk Endeksi'nde Türkiye'nin mutluluk bakımından 2013'te 155 ülke arasında 77. sırada yer aldığını, 2023 raporunda ise 106. sıraya düştüğünü hatırlatıyor. 

* * * 

Güzel yazı ama içimize yine sıkıntı çöktü, değil mi?

Gülecek halimiz mi kaldı? 

Ben Oksijen'i okurken ve bunları düşünürken metrodaydım. 

Çevreme baktım.

Gerçekten de insanların çoğu "aşırı ciddi". "Asık suratlı" da diyebiliriz.

Birçoğu sadece ellerindeki telefon sayesinde "yaşam belirtisi" gösterebiliyor.

Koca vagonda sadece bir kadın gülümsüyor.

O da tek başına.

Yani kendi kendine bir şeyler düşünüyor ve neşeleniyor.

Bir dakikaaa!

Biz Türkler bunu da hoş karşılamayız.

"Kendi kendine gülene deli derler."

Ben tam bunları düşünürken kadın benim kendisine baktığımı fark ediyor.

Gülümsüyorum.

Kadın da gülümsemesinin dozunu bir tık artırıyor.

Birlikte gülümsüyoruz.

Artık kadın "deli" değil. 

Onu kurtardım!

Ama o da ne? Kadın ayaklandı ve bir sonraki istasyonda iniverdi.

Bense yüzümdeki gülümsemeyi henüz silmedim. 

Kadından boşalan "deli" kategorisine tıkılma riskim var.

Bari Gallup araştırmacıları bir yerlerden çıksa da beni fark etse…

Hakan Aksay kimdir?

Hakan Aksay, 1981'de 20 yaşında bir TKP üyesi olarak Sovyetler Birliği'ne gitti. Leningrad Devlet Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi'ni bitirdi. Brejnev, Andropov, Çernenko ve Gorbaçov iktidarları döneminde 6 yıllık kıymetli bir SSCB deneyimi kazandı.

Doğu Almanya'da 1,5 yılı aşkın gazetecilik yaptıktan sonra TKP'den ayrılarak Türkiye'ye döndü. Bir yıl kadar sonra bağımsız bir gazeteci olarak Moskova'ya gitti ve 20 yıl boyunca (Yeltsin ve Putin dönemlerinde) çeşitli gazete ve TV'lerde muhabirlik ve köşe yazarlığı yaptı.

Bu dönemde Türk-Rus ilişkileriyle ilgili çok sayıda proje gerçekleştirdi. Moskova'da '3 Haziran Nâzım Hikmet'i Anma' etkinliklerini başlattı ve 10 yıl boyunca organize etti. Dergi ve internet yayınları yaptı. Rus-Türk Araştırmaları Merkezi'nin kurucu başkanı oldu.

2009'da döndüğü Türkiye'de 11 yılı T24'te olmak üzere çeşitli medya kurumlarında çalıştı; Tele1 ve Artı TV kanallarında programlar hazırlayıp sundu; Gazete Duvar'ın Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. Gazeteciliğin yanı sıra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde Rusya-Ukrayna danışmanı olarak çalışıyor. Türkiye'nin önde gelen Rusya ve eski Sovyet coğrafyası uzmanlarından olan ve "Puşkin madalyası" bulunan Hakan Aksay'ın Türkçe ve Rusça dört kitabı yayımlandı.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Okuyucu'nun düşündürdükleri: Erotizm, gurur, suç, sorumluluk, korkaklık…

Tanımlanması zor ama film boyunca sık sık insanın karakterinin güçlü veya zayıf olmasının nelere yol açabildiğini düşündüm

Siyasi liderlerin hırsı, dünyanın en büyük sorunlarından biri

Koltuğa alışan kişi güç, para ve alkışlarla vedalaşmak istemiyor. Bu uğurda bazen arkadaşlarına ihanet ediyor, bazen de cinayetler işliyor

Yıl sonuna kadar ateşkes mümkün mü?

Savaşan tarafların liderlerinin ateşkesi gerçekten isteyip istemediğini ve ABD’nin buna izin verip vermeyeceğini bilmiyoruz