01 Mayıs 2022

Fatih'te pazar yürüyüşü

Fatih'te sadece birkaç saat geçirip eski İstanbul'u ve onun ruhunu pazarlamayı bırakmak, var olanı korumak, bunun için bir şeyler yapmak gerekiyor

İstanbul sur dışına taşmadan evvel kendine has bir dili, zarafeti, nezaketi barındıran bir semt idi Fatih; İstanbul'un çekirdeği, esası, özü… Beyazıt Meydanı'ndan yürürken yol önce Vezneciler'e varır, sonra Şehzadebaşı ve Saraçhane'yi geçip Fatih'e ulaşılır. 1920'lerin sonuna doğru devreye giren Fatih-Harbiye tramvayı adeta iki ayrı dünyayı, iki yaşam kültürünü birleştirme misyonu yüklenmişti. Fakat Fatih, İstanbul'da tramvayın kaldırıldığı ilk semtlerden biri olma talihsizliğini yaşadı. Bunun tek nedeni İstanbul'daki imar hamlesine Aksaray'dan başlanmış olmasıydı. 1950'lerin sonunda tramvay raylarının kaldırılmasıyla yetinilmedi etrafı da istimlak edildi. Saraçhane'den Edirnekapı'ya uzanan eski yolun ortasında Fatih'te yaşayan insanlara yaz gölgeleri indiren kadim çınar ve Ihlamur ağaçları da bu değişimden nasibini aldı. Fatih'te bulunan sivil mimari örnekleri ve apartman duvar resimleri o dönemden bize kalan aleladenin içindeki fevkaladeyi barındıran detaylar. Bunu anlamlandırmak için Suriçi'nin ruhunu bilmek, hissetmek gerekiyor. Fatih'te sadece birkaç saat geçirip eski İstanbul'u ve onun ruhunu pazarlamayı bırakmak, var olanı korumak, bunun için bir şeyler yapmak gerekiyor. Fatih için son zamanlarda kullanılan "Küçük Suriye" tanımlamaları ya da ezelden mütedeyyin insanların yaşadığı bir yer algısı "Başka İstanbul yok" sözünün içini boşaltmaya devam ediyor…

Başka Dünyalarda Canlı Mahlûkât Var Mıdır? 

Fatih At Pazarı civarında, Mıhçılar Caddesi'nde bulunan Osman Nuri Eralp'e ait olan aile evi ile karşılaşmam 20 Nisan 2019'da evinin giriş holünde bulunan ve bugüne gelebilmiş karşılıklı duvar resimleri ile oldu. 20 yıldır sürücü kursu olarak kullanılan binanın dış cephesinde ve içinde bugüne dek gelebilmiş birçok detay var. 

 

 Soldan sağa Dr. Nurinnisa Eralp Özverim (Büyük kızı), Zehra Maide Eralp (Eşi), Felahattin Eralp (Büyük oğlu), Ezelin Eralp Özverim (Küçük kızı) ve Osman Nuri Eralp.

Osman Nuri Eralp, 1877 Malatya Arapgir doğumlu, Osman Nuri Bey'in asıl uzmanlık alanı bakteriyoloji olmakla birlikte kimya alanında da çeşitli eserler verdiği biliniyor. 1899 yılında Askeri Veteriner Okulu'nda eğitimini tamamlayan Osman Bey önce Organik Kimya Muallim Muavini görevine, 1900 yılı itibariyle de Kimya Muallimliği görevine getiriliyor. 1902'den itibaren bilimsel ve deneysel araştırmalarına Bakteriyolojik Kimyasal Tahliller ve Patolojik Anatomi Şefi olarak devam eden Osman Bey, bakteriyolojik analiz ve inokülasyon yöntemi geliştiriyor. Bu yöntemlerden biri, "Osman Nuri Metodu" adıyla literatüre geçiyor. 1905 yılında Fransa'da yayımlanan adi mikropları içeren muayene maddelerinden verem mikrobunu ayırmak amacıyla subkutan inokulasyon yerine transkutan inokulasyon ile enfeksiyon oluşturma yöntemi, Osman Nuri Metodu adıyla, Besson'un "Technique Microbiologique et Serotherapique" ile Dopter ve Sacquépée'nin "Précis de Bactériologie" kitaplarında yer alıyor. Fransa hükümeti tarafından 1910 yılında "Officier d'Académie" ve "Officier de l'Instruction Publique" nişanları ile ödüllendiriliyor. Osman Nuri Eralp 1918'de "Başka Dünyalarda Canlı Mahlût Var Mıdır?" ismiyle Türkiye'nin ilk bilimkurgu yazarı olarak Osmanlıca kaleme aldığı bilim ve düşünce tarihimiz açısından son derece ilginç ve heyecan verici bir kitap da yazıyor. Osman Bey 1929 tarihinde kendi isteğiyle resmi görevinden ayrılıyor ve hayatının geri kalan yıllarını evinin alt katında bulunan özel laboratuvarında çalışarak geçiriyor. Osman Nuri Eralp, 24 Şubat 1940 tarihinde vefat ediyor.

Osman Nuri Eralp'in cenazesi evinin önünden askeri tabur eşliğinde kaldırılarak Fatih Camii'ne götürülüyor.
Edirnekapı Mezarlığı'ndaki aile kabristanı

 Ahmet Turgut Kut'un aile evi

Turgut Kut 1936 Fatih doğumlu, Suriçi İstanbullu. Saint Benoît Fransız Lisesi'ni bitirip İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'nde Kimya bölümünde dördüncü sınıfa kadar okuduktan sonra gazetecilik bölümüne geçip oradan mezun oluyor. Türk Edebiyat profesörü ve Eski Türk Edebiyatı araştırmacısı Prof.Dr. Günay Kut ile evlendikten sonra Amerika'ya gidiyorlar. İstanbul'a döndüklerinde Atatürk Kütüphanesi'nin ilk müdürü oluyor. Fatih devri yemekleri, eski harfli yazma ve basma eserler konularında uzman kabul edilen Turgut Kut aynı zamanda Mutfak Dostları Derneği'nin kurucuları arasında. Osmanlı Şeyhülislamları ve mezar taşları hakkında yıllardır hazırladığı basılmamış bir çalışması olduğu biliniyor.

  

Fatih, Dülgeroğlu Sokak numara 2'de yer alan yapının ilk sahibi Hasan Tahsin Kut. Hasan Tahsin Bey'in vefatından sonra yapı oğlu Mehmet Asım Kut'a ve Mehmet Asım Bey'in vefatı ile de oğulları Ahmet Turgut Kut ve İsmail Cüneyt Kut'a geçiyor. Fatih İlçesi Tapu Müdürlüğü'nde yapının tapu kaydının 13.12.1932 yılında Hasan Tahsin Kut adına düzenlendiği görülmektedir. Yapının günümüzdeki sahibi Tüm İtfaiyeciler Birliği Derneği'ne satışı ise Ahmet Turgut Kut ve İsmail Cüneyt Kut tarafından gerçekleştirilmiş.

Turgut Kut o günleri şöyle anlatıyor:

"Çocukluğum, öğrencilik yıllarım Fatih'teki Millet Kütüphanesi'nde geçti. Evimle kütüphane arası tam bin iki yüz yetmiş adımdı! Kitaplı bir evde büyüdüm. Ağabeyim rahmetli Cüneyt Kut, Fatih savcısıydı ve onun evinde de kıyamet kadar kitap vardı. Çocuklarında da öyle... Genetik bir şey bu galiba! Ben Tanzimat kalıntısı büyüklerimin yanında yetiştiğim için eski harfleri küçük yaşta öğrendim. Büyükbabam, yani beybabam Hasan Tahsin Kut, Matbaa-i Âmire'nin başveznedarıydı. Evimizde ondan kalan bazı kitaplar da var. Hepsi yazarları tarafından beybabama imzalı. Zaten kitap ilgisi aileden gelir. Ben hâlâ kitapsız bir evde sıkılırım, biliyor musunuz? Bir de hâlâ basılı bir kâğıda basamam. Öyle öğrendim beybabamdan. Basılı her şey emek ürünüdür' derdi. Beybabamın evinde dostlarıyla yaptığı toplantıları sayesinde de kuşak olarak bir hayli insan tanıdım. Mesela İbnülemin Mahmud Kemal Bey, Nurullah Pertev Bey, Mektupçu Osman Ergin Bey ve başkaları..." 

Kıztaşı'nda Salih Sabri Karagözoğlu evi

1912 yılında Marmara Adası Saraylar beldesinde, Abruz koyu ile Yana Manastırı arasında kalan bölgede Türkiye'nin ilk mermer fabrikası İngilizler tarafından inşa ediliyor. 1912-1930 yılları arasında faaliyet gösteren fabrika, ortaklar arasında çıkan anlaşmazlık sonucu satılıyor. Salih Sabri Karagözoğlu tarafından 1930 yılında alınıp yeniden üretime başlayan blok mermer taş kesme fabrikası, 1974 yılına kadar üretimin aralıksız devam ettiği tesis, alınan bir karar ile çalışır durumdayken üretime son verilip kaderine terk ediliyor. Salih Sabri Karagözoğlu'nun fabrikayı satın aldığı yıllarda Türkiye Cumhuriyeti bir yapılanma içindeydi. Özellikle Ankara'da birçok resmi yapı, Bakanlık binaları, istasyonlar, okullar, Adalet Sarayları yapılıyor ve bunların mermerleri İtalya'dan getirtiliyordu. Salih Sabri Karagözoğlu yaptığı ilave yatırımdan sonra Atatürk ile görüşüp Türkiye'nin yeni yapılan kamu binalarının mermer işlerine talip oluyor ve Atatürk'ün emriyle ithalatı yapılan tüm mermer alımları iptal edilip mermer ihtiyacını karşılama görevi Mermer Taş'a veriliyor.

 

Salih Sabri Karagözoğlu'nun evi bugün Özel Fatih Hastanesi olarak kullanılıyor. Binanın dış cephesinde çok fazla değişiklik yapılmış. Evin ana girişi kapatılmış, yanındaki ek binadan giriş sağlanıyor.

Türk bibliyograf ve kitap koleksiyoncusu Mehmet Seyfettin Özege

Türk bibliyograf ve kitap koleksiyoncusu Mehmet Seyfettin Özege'ye ait ev Fatih, Bina Emini Sokak, numara 1'de. Seyfettin Bey yıllar içinde topladığı 50 bin eseri 1961 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi'ne tasnifi yapılmak ve kataloğu hazırlanmak şartıyla bağışlıyor. Uzun bir süre geçmesine rağmen katalog hazırlanmadığı gibi bazı kitapların da kaybolması sonucu Özege bağıştan vazgeçmeye karar verdiğinde ikna edilip katalog hazırlanıyor.

Seyfettin Bey'in vefatına kadar yaşadığı Fatih Bina Emini Sokak, 1 numarada bulunan evi yeğeninin mülkiyetine geçmiş. Ocak 2018'de İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü Atatürk Kitaplığı Özege'nin arşivini tasnif işlemlerini yaptıktan sonra kullanıma sunmuş. Olumsuz saklama koşulları ve zamanın etkisiyle yıpranmış, dağılmış ve muhtemelen kayba uğramış arşivde 11.428 kayıt (2926 Latin harfli, 8316 Eski harfli belge) ve 186 fotoğraf ve bu kayıtlara ilişkin 43 bin 702 poz dijital görüntü bulunuyor.

Bütün bu yapıların birbirlerine olan mesafeleri beş yüz metre… Sarıgüzel Caddesi'nde dünyaya gözlerini açmış Mehmet Akif Ersoy, Safiye Ayla, Ahmet Rasim ve böyle değerli nice ismin yaşadıkları evler ise günümüze ulaşmamış. Evler bugüne ulaşamasa da onların anıları ve eserlerinde Fatih ile olan bağlarını görüyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları

Şehrin panoları

Şehrin Panoları Projesi yerellik ve evrensellik tartışmasının siyasal, toplumsal ve kültürel anlamda hareketli dönemi olan 1950'li yıllarda başlayan mimari-sanat birlikteliğinin, kamusal yapılardaki kimlik arayışından apartmanlara dahil olarak anonimleşen evriminin bir yansımasını çevrimiçi hafızada toplamayı amaçlıyor

İstanbul'un tabela ressamları

Sanayi Devrimi sonrası başlayan Tabelacılık mesleği İstanbul'da 20. yüzyılda ticaretin gelişmesiyle ivme kazanıyor. İnsanların adres bulması, dükkanların içinde hangi ürünlerin satıldığını bilmeleri ve daha önce nereden ve kimden alışveriş yaptıklarını hatırlamaları için yapılan işaret niteliğindeki tabelalar Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı "Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun"un kabul edilmesi ve yeni alfabenin yerleştirilmesi sürecinde boyut değiştirerek Türkçenin doğru kullanımına katkı sağlamış bir meslek olarak da karşımıza çıkıyor

Zamana Değer Katanlar

"Taşlar... Zamanı tutsak eden taşlar... Kadim Şehir İstanbul'un her köşesi yaşamsal öyküler gizledi Karacaahmet'e, Zincirlikuyu'ya, Kanlıca'ya... Şairler şiirler mırıldandı Aşiyan'a, Kandilli'ye, Küplüce'ye... Ressamlar rengini verdi Küçükyalı'ya, Topkapı'ya, Merkezefendi'ye..."