20 Aralık 2020

Veli Saçılık için 20 yıl sonra, AİHM kararıyla gelen adalet: AİHM öyle demiş, tazminata gerek yok

Saçılık, tam 20 yıl sonra, kolunu kaybettiği operasyonla ilgili açılan bütün tazminat ve ceza davalarından kurtulabildi ancak mücadelesi bitmedi. Bitecek gibi de görünmüyor

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Burdur Cezaevi'ne 2000 yılında düzenlenen, cezaevi duvarının dozer kepçesiyle yıkılarak gerçekleştirilen operasyonla ilgili olarak açılan tazminat davasında, tam 20 yıl sonra çarpıcı bir karara imza attı. Daire, duvarın cezaevindeki 61 mahkumun isyan etmesi nedeniyle yıkıldığını belirterek, faiziyle birlikte 500 bin liraya yaklaşan zararın, ulaşılabilen tek isim olan Veli Saçılık'tan tahsil edilmesi gerektiğine yönelik kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, "işkence iddiasını bile soruşturmadınız" kararını esas alarak bozdu.

Güncel gelişmeyle ilgili bu giriş cümlesi, yaşanılanları aktarmak açısından yetersiz kalıyor.

Zira Veli Saçılık, memleketin simge isimlerinden biri…

Ne yaparsan yap, devlet tarafından bir kez kodlandıysan hayatının zulümle mücadele ile geçeceğinin simgesi…

Basit bir bildiri nedeniyle tutuklanan ve sonrasında yargılandığı davadan beraat eden Saçılık, kötü muamele gördükleri, can güvenliklerinin olmadığı gerekçesiyle duruşmalara gitmeyen diğer mahkumlarla birlikte Burdur Cezaevi'ndeydi. Henüz 23 yaşında bir gençti. Devlet, mahkumların iddiasını araştırmak yerine operasyon kararı aldı. Koğuşlar bir anda gaz bombalarıyla doldu. Mahkumlar, 30-40 metrekarelik daracık bir alanda toplandı, nefes almakta zorluk çekiyorlardı. Dışarı çıkmaları bile beklenmeden bu kez dozerler devreye sokuldu. Dozer kepçesi, cezaevi duvarını, arkasında insan olup olmadığına bile bakılmadan yıktı. Nefes alabilmek için pencereye yaklaşmış olan Saçılık, kolunu o kepçenin darbesiyle kaybetti. Kolun dikilmesi için hastaneye getirildi ancak kol, sevk edildiği Isparta'da bir köpeğin ağzında bulundu. Saçılık, cezaevinden çıkıp beraat ettiğinde, artık telafisi mümkün olmayan bir kayba sahipti.

Bununla bitmedi. Yargı, operasyonun insani koşullar gözetilerek gerçekleştirilmediği gerekçesiyle Saçılık'a tazminat ödenmesine karar verdi. 150 bin TL tazminat alan Saçılık, hayatını yeniden kuruyordu. Üniversiteyi bitirdi, sınavlara girdi, kamuda işe yerleşti. Evlendi, çocuğu oldu.

Hayatı düzene girmişti ki yıllar sonra yeni karar çıktı Danıştay'dan: Hayır, isyanı siz çıkarttınız, siz haksızsınız, tazminatı geri ödemelisin…

Saçılık'tan faiziyle birlikte 720 bin TL ödemesi isteniyordu.

* * *

Tam bu aşamada yeni bir dava daha açıldı. Adalet Bakanlığı, yıkılan duvarın parasının da 61 mahkum tarafından ödenmesi gerektiğini düşünüyordu.

Isparta Asliye Hukuk Mahkemesi, inanması zor ama talebi yerinde buldu. Faiziyle, 2014'te 250 bin TL'yi bulan tazminatın da ulaşılabilen tek isim olan Saçılık'tan tahsiline karar verdi.

* * *

Saçılık, açılan davanın şokunu henüz atlatamadan, bu kez Adalet ve İçişleri bakanlıkları, daha önce kendisine ödenen ve geri ödenmesine hükmedilen tazminat için icra işlemi başlattı.

Bu işlem, ancak AİHM'nin, "Yargı 'işkence iddialarını, mahkumların isyan olmadan ölçüsüz güç kullanılan operasyon yapıldı iddialarını araştırmadan' karar verdi" kararıyla durdurulabildi. AİHM kararı uyarınca, iki bakanlık alacağından feragat etti.

Saçılık'ın isyan gerekçesiyle yargılandığı dosyada da bir karar vermişti AİHM.

AİHM, her iki davada, özetle, mahkumların can güvenliklerinin olmadığı gerekçesiyle duruşmalara çıkmadıklarını, devletin bu iddiayı araştırmadan operasyona karar verdiğini, mahkumların bir isyanın söz konusu olmadığı, isyan olmaksızın devletin orantısız güç kullandığı iddiasının da araştırılmadığını belirtti. AİHM, operasyondan sonraki işkence ve kötü muamele iddialarının da soruşturulmadığını, tüm bunlar nedeniyle Türkiye'nin işkence yasağına aykırı hareket ettiğini vurguladı. AİHM'ye göre, bu koşullar altında ne tazminat ne de herhangi bir ceza söz konusu olamazdı. Etkili hiçbir soruşturma yürütülmemişti.

Saçılık, bu karar doğrultusunda yeniden idari yargıya başvurdu. Bu kez kazandı. Zaten ödeme yapıldığı için yeni tazminat ödemesi yapılmadı ama artık tazminat geri istenemeyecekti.

Devlet, bu kararı uyguladı ama Saçılık'ın ismi de bir yerlere not edilmişti.

* * *

15 Temmuz darbe girişiminden sonra hiçbir gerekçe olmaksızın işinden edildi. İhraç edilen Saçılık, hakkını aramak için çıktığı Yüksel Caddesi'nde hemen her gün darp edildi. Plastik mermi yağmuru altında kaldı. Annesi yerlerde sürüklendi.

Yılmadı. Gitti, küçük bir kafe açtı. Yanına da doğal ürünler satan bir dükkan.

Pandemi döneminde şimdi devletin kestiği cezalarla, ertelemediği vergiler ve alacaklarla boğuşuyor. Hâlâ ayakta kalmaya çalışıyor. Nasıl gizli emelleri varsa artık, kaçmıyor, saklanmıyor, göz önünde, emeğiyle para kazanmaya çalışıyor.

* * *

Tüm bunlar yaşanırken, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, duvar davasını nihayet geçtiğimiz günlerde karara bağladı.

Karar uzun. Ancak uzunluğunun nedeni, olanları özetlemenin güç olması.

Daire, AİHM kararına atıfta bulunarak, anayasanın 90. Maddesine göre uygulanmasının zorunlu olduğunu belirtiyor kararda. Ne zamandır örneğine rastlanmayan bir tavır. AİHM kararının bağlayıcılığını anlatıyor. Tazminata hükmeden ve hükmettiği tazminatın miktarı faiziyle 500 bin TL'yi bulan yerel mahkemenin kararının, AİHM kararı doğrultusunda uygulanamayacağını vurguluyor.

Karara göre, yerel mahkemenin de Yargıtay kararına direnmemesi gerekiyor. Kararın kesinleşmesi.

Saçılık, tam 20 yıl sonra, kolunu kaybettiği operasyonla ilgili açılan bütün tazminat ve ceza davalarından kurtulabildi ancak mücadelesi bitmedi.

Bitecek gibi de görünmüyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Sökülmeyen apoletler: "Karıştır barıştır, Türkçe konuş çok konuş"

İç yönetmeliğe göre, şartla tahliyeden yararlanacak kişilerin 45 puan alması gerekiyor. Gözlem heyeti, örneğin organize ya da adli suç işlemiş bir hükümlüyü kurslara katılım, davranış değişikliği, faaliyetlere katılımdan puanlandırarak hemen tahliye edebiliyor. Siyasiler ise hayat o kadar kolay değil

KPSS, tarikatlar, örgütlü hırsızlık ve güç savaşları

Geçmişteki örneklere ve açılan davalara bakıldığında, hemen harekete geçilmesi, o tarikatın, cemaatin merkezlerine girilmesi gerekir ancak bu da yapılmıyor ve yapılmayacak. ÖSYM merkezi ve çalışanları ile sınırlı bir araştırma yürüyor

Hablemitoğlu cinayeti ve bir altın madeni: Bergama'da ne oldu?

Türkiye, Necip Hablemitoğlu ismini, Alman Vakıfları kitabı ile duydu. Dönemin DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel, hemen devreye girerek, Bergama’daki altın madenine karşı direnen köylülerin tamamını da zan altında bırakan iddianameyi hazırladı. Ve Hablemitoğlu, Alman vakıflarının temsilcilerinin yargılandığı bu davanın ilk duruşması görülmeden sadece sekiz gün önce, 18 Aralık 2002'de öldürüldü