21 Nisan 2019

“Müzahir” anneler, “kızgın demirler”, “eli sıcak” tutulanlar

Fark etmek güç değil; kimse demokrasi, adalet, hukuk ve “huzur” talebinden vazgeçmiyor

Ne kadar söyleseniz de anlamazlar.

Anlamamak bir yana, sizin anlamadığınızı, zehrin bütün bedeninizi kuşattığınızı düşünerek, hem suçlayarak, hem acıyarak bakarlar.

“Terörist” damgası yemenizle aranızda sadece bir bakış vardır.

O kısa mesafe, başınıza her şeyin gelebileceği bir damganın vurulmasıyla, hakkını koruyabilmek arasındaki birkaç saniyelik andır.

* * *

Gebze’de polis, çocukları cezaevinde açlık grevi yaptığı için her günü uykusuz geçiren, biraz olsun sesleri duyulsun da eylemleri bitsin diye sabah akşam endişelenen anneleri, polisin diliyle; “süpürüyor.”

Kadınlar, valiliğin, neye ve kime göre yasak ilan ettiği belirsiz alandan ayrılmış, birbirlerine yakın yürüyor. Çocukları yaşındaki bir polis, copla, her birini iterek, dürterek, “yürü, yürü” diye bağırıyor. Hiçbir anneyi eksik bırakmadan, biraz daha sert itse düşecek yaştaki kadınların yaşına başına, ne yapıp ettiklerine bakmadan, kendine hak bilerek devam ediyor.

Öylesine haklı ve güçlü, başına bir şey gelmeyeceğinden öylesine emin ki kameranın çektiğini bilmesine rağmen bir an için durmuyor.

Anneler tepki gösterse de durmuyor, söylediği gibi yürüse de.

* * *

Beklenmedik biçimde soldan sağa bir tepki sosyal medyada yayılınca, Kocaeli Valiliği, “inceleme” başlattığını belirten bir açıklama yapıyor. Açıklama, devletin alışkanlıklarını göstermesi açısından vahim.

Açıklamanın başında Kandıra’da terör örgütleri FETÖ/PDY, PKK, DEAŞ ve DHKP-C mensuplarının bulunduğu, bu bölgelerde "stant açma", "toplantı", "gösteri yürüyüşü" veya "basın açıklaması" adı altında provokatif eylemler yapılabileceği belirtiliyor.

Toplantının, basın açıklamasının neden anayasal bir hak değil de provokatif eylem olduğu belirsiz. Kime göre, neye göre kriminalize sayıldığı da.

“Söyledim oldu” hukuku işbaşında.

Açıklamanın devamında özellikle FETÖ/PDY ve PKK üyeliğinden tutuklanan kişilerin ceza infaz kurumlarında isyan çıkarma ve kaçma girişiminde bulunabilecekleri, bu durumun can ve mal güvenliğini ve aynı zamanda ceza infaz kurumunun güvenliğini olumsuz etkileyeceği ve kamu düzeninin bozulacağı yönünde ciddi istihbari bilgiler alındığı vurgulanıyor.

“Ciddi istihbari bilgiler” dedikleri, zaten annelerin yapmak istediği barışçıl, ses duyurma amaçlı eylem. Asıl provokasyon, görüntülerden ve tepkilerden anlaşılıyor ki annelerin copla itilmesi.

Açıklama, “kendinden emin” devam ediyor.  Valiliğin bu alanda eylem yasağı aldığı anımsatılıyor, cezaevinde süren açlık grevinin Abdullah Öcalan için yapıldığı belirtiliyor.

Devletin meşruiyet araçları.

“Bilin ki bunlar öyle sıradan anneler değiller. Nasıl da tehlikeli anneler” hukuku.

Sadece bunu ima etmekle yetinmiyor açıklama. Hemen altındaki cümlede, annelerin, “terör örgütü müzahir kitlesi” olduğu vurgulanıyor, 9 Nisan’dan bu yana eylem yaptıkları belirtiliyor.

Valilik biliyor. Canı isterse birisine “müzahir” kitle diyebilir, canı isterse “terörist” ilan edebilir.

Kendisine, kim, ne diyebilir?

Polisin yaptığı ise uzun açıklamada sadece bir cümle geçiyor.

“19 Nisan'da eylemlere müdahale sırasında yetki ve maksadını aşan güvenlik görevlileri hakkında gerekli soruşturma işlemi başlatılmıştır.”

Yetkisi ne, maksadı ne, belirsiz.

Göstermelik, tepkiyi dindirmek amaçlı bir inceleme, o incelemeye daha başlanmadan verilen “suçsuzluk” belgesi.

Açığa alma yok, adli soruşturma yok, gözaltı ya da tutuklama yok.

İki söz fazla söyleseniz, “Başın sıkıştığında polisi ararsın ama” cümlesi gelecek. Bir cümle daha etseniz “terörist” damgası.

Bu ülkede hukukun, kuralların, “çocukların elleri sıcak kalsın”, “bir daha çalıştıramayız”, “personele sahip çıkıyoruz” diyerek nasıl işletilmediğinin ve cezasızlık politikalarının devletin tüm hücrelerine nasıl işlediğinin ilanı.

* * *

Bir yanda anneler coplarla “süpürülürken”, bir diğer tarafta saçını gerçek anlamda hayata “süpürge” etmiş kadınlar, bir bankın üstünde oturuyor.

Soma’da, madende ölen 301 madencinin anneleri, eşleri, kızları adalet için, mahkeme kapılarında bekliyor.

Büyük bir adalet mücadelesi sonucunda verilen “tüyden hafif” cezalar yetmemiş olacak ki, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, “muteber insanlara yapılanlar bu kadar yeter” diyor.

Hayır, elbette madencilerin yakınları için demiyor.

Kazadaki sorumluluğu mutlak olan şirketin sahibi Can Gürkan, 15 yıllık cezası onanırken, tahliye ediliyor.

İnfaz hesabı yaptığınızda yattığı süre neredeyse yeterli hale getirilmiş aslında tahliyeye.

“Af, af” diye bağırarak sanki infaz indirimleriyle örtülü af yapılmamış gibi davrananlar da bunu biliyor elbette.

Yetmiyor, 3 yıllık madencilik yasağı da kaldırılıyor.

Neden olduğu belirsiz biçimde ihraç edilen KHK’lıların en temel vatandaşlık hakkı olan, seçme hakkı bile tartışmaya açılırken, 301 kişinin öldüğü madendeki kusuru açık patronun sahadan bu kadar uzak tutulması yeterli bulunuyor.

Davayı başından itibaren takip eden, Gürkan’ın cezalandırılmasında büyük bir hukuki mücadele veren avukatlardan Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı ise hâlâ cezaevinde.

* * *

Toplumsal barışı, huzuru, güveni sağlamanın yolu, tüm demokratik hakların herkes için, ayrımsız biçimde uygulanmasından ve özgürlüklerden geçiyor.

Hukuksuzluğa meşruiyet sağlamak için bayrakların, sloganların, kutsalların arkasına saklananların yaptıklarının bugüne kadar ürettiği sonuçları gördük; acıları taze tutmak üzere kurulmuş yerinde sayma makinesi.

Kızgın demiri soğutmak, birilerine hoş gelen uygulamaları tekrarlayarak, “daha da daha da” alkışlarına kulak vererek, rafta bekletilen Cumhuriyet davası gibi dosyaları seçimden sonra sisteme yükleyerek olmuyor.

Bu politikaları destekleyenler dahil herkes bu iklimi de yapılabilecekleri de yapılanları da biliyor.

Ve ısrarla hukuk ve adalet isteyenler de olanın bitenin farkında.

“Demiri dövdüren tavdır…”

Fark etmek güç değil; kimse demokrasi, adalet, hukuk ve “huzur” talebinden vazgeçmiyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Bir bayram sabahının kırık dökük notları

Bazen de anlar vardır. Güneşli bir bayram sabahında, sandalyelerin koltukların sevdiklerinle dolu dolu olduğu, kime laf anlatacağını şaşırdığın, kime gülümseyeceğini bilmediğin bir serinlik… Sahipleri belli koltuklar vardır, hep orada oturacaklarına inandıkların

Batan gemiden çıkan gerçekler

Ölenlerin hikâyelerini bilen yok. Muhtemel daha sonra da anlatılan bir hikâyeleri olmayacak

Dört cinayet, bir sözleşme

Kaldırmak kolay sözleşmeyi, Meclis'e gelir, benzer konuşmalar yapılır kutsal aile üzerine, eller kalkar, Türkiye hukukundan kaldırılır. Bir çentik daha atılır, Türkiye'nin ve kutsal ailelerin siciline, hakikat ise bir yanda kalır…