29 Şubat 2024

Korkut Eken’in ifadesine rağmen Sedat ve Atilla Peker yok sayıldı: Kutlu Adalı kararı ve kişiye göre yürüyen soruşturmalar

Savcılık, Atilla Peker’in o tarihte cezaevinde olduğunu belirterek dosyayı kapatmış olsa da Korkut Eken, Atilla Peker’le KKTC’ye gittiğini ve askeri yetkililerle de görüştüğünü doğruluyor. Ancak savcılık Korkut Eken’i dinleme gereği bile duymamış

2023’teki Cumhurbaşkanlığı ve genel seçim öncesinde ne pahasına olursa olsun konuşacağını söyleyen organize suç örgütü lideri Sedat Peker, çok uzun bir zamandır nedeni belirsiz bir biçimde sus pus…

Haksız da sayılmaz. Memleketin karanlık tarihi ile ilgili olarak, gerekçesi ve amacı ne olursa olsun, konuşan önemli bir tanık, daha çok konuşturulmaya değil susturulmaya çalışılıyorsa, durumun kendisi zaten bir anlamda itiraftır.

Daha çok anlatması, daha çok söylemesinin istenmesi gerekirken, tek bir savcı, anlattıkları ile ilgili harekete geçmiyor, videoları engelleniyor, yenilerinin gelmesinin önüne geçiliyorsa bu da bir itiraftır.

* * *

Gazeteci Erk Acarer, önemli bir kararı sosyal medya hesabından duyurdu.

1996’da, KKTC’deki evinin önünde vurularak öldürülen gazeteci Kutlu Adalı dosyasının, Türkiye sınırları içerisinde resmen kapatıldığına ilişkin karar.

Sedat Peker’in verdiği diğer bütün bilgiler yok sayılırken, Kutlu Adalı dosyası ile ilgili soruşturma açılmasının tek nedeni, Peker’in kardeşi Atilla Peker’in resmen suç duyurusunda bulunmasıydı. Gidip, bildiklerini anlatınca, soruşturma açılması kaçınılmaz bir hale gelmişti.

Önce Sedat Peker’in anlattıklarını anımsayalım:

"Biz o zaman Mehmet Ağar, Korkut Eken hep beraberiz... Genciz, vatanseveriz... Bana genelde iş adamlarını yönlendiriyorlar, faili meçhullerden ziyade. Onları da anlatacağım. Bana dedi ki, ‘Kıbrıs'ta bir adam var, Kıbrıs'ı Rumlara satmak istiyor.’ İki profesyonel dedi... Dedim sana öz kardeşimi vereceğim, Atilla Peker'i. Uzmandır, sokaklarda yetişmiştir. Biletlerden bakabilirler. Yüce Allah o insanın kanını bize nasip etmedi. Onlara bağlı başka bir ekip öldürmüş. Karşılaştık Korkut abiyle, ‘Halloldu o iş’ dedi."

Sedat Peker, Korkut Eken, Kutlu Adalı

Hemen ardından, Atilla Peker’in resmi başvurusu, gelen tepkilerin de etkisiyle, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma başlattı ve Atilla Peker'in ifadesini aldı:

"1996 yılının mart ya da nisan ayıydı. Kardeşim Sedat Peker'in çağrısı üzerine otele gittim. Orada Korkut Eken de bulunuyordu. Kıbrıs'ta, Türk tarafını Yunanlılara satmak isteyen PKK'lılar olduğunu, bunların asker ve polislerimizi şehit edenler olduğunu söyledi. Ben o dönemde 27-28 yaşındayım. Her gencin gösterdiği refleksi gösterip Korkut Bey'le Kıbrıs'a gittim. Şükürler olsun ki Kutlu Adalı'nın ölümü benim elimden olmadı. Korkut ağabeyle birlikte Kıbrıs'a gidip bir otele yerleştik. Albay Galip Mendi'nin görev yaptığı Sivil Savunma Dairesi'ne gittik. Orada Yarbay Enver Topuz da bulunuyordu. Onların Kutlu Adalı suikastıyla ilgilerinin olup olmadığını bilmiyorum. O görüşme sırasında da Kutlu Adalı adı geçmedi. Ben bu şahsın o zaman PKK'lı terörist olduğunu sanıyordum… Bir süre sonra Korkut ağabey de ‘Kıbrıs'taki meseleyi hallettik, duydun mu?' dedi. Ben gazeteden okumuştum, Kıbrıs'ın Uğur Mumcu'sunun suikasta uğradığını. O zaman Kutlu Adalı'nın gazeteci olduğunu öğrendim. Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı Paşa'nın da makamına gittik. Ama herhangi bir şey konuşmadık…"

* * *

Gazeteci Erk Acarer’in paylaştığı tutanakta, Atilla Peker’in farklı ifadeleri de yer alıyor:

“… ablalarımla birlikte haftada bir gün bir araya geldiğimiz ikamete giderken, tanımadığım ve kim olduklarını bilmediğim şahısların beni takip ettiklerini, hatta hakkımla illegal işlemlerin yapıldığını düşündüğüm için kardeşimin Sedat Peker’in de videolarda bahsettiği Kutlu Adalı cinayeti ile ilgili bildiklerimi anlatmak amacıyla söz konusu dilekçeyi verdim… İki defa çok ciddi takip edildiğimi ve öldürülebileceğimi düşündüm. Bu takip işlemlerini de Mehmet Ağar ve ekibinin, kardeşim Sedat Peker ile olan husumetinden kaynaklı olarak, beni devre dışı bırakmak amacıyla öldürebilecekleri hususunda ciddi düşüncelerim olduğu için bu hususu açıklama gereği duydum…”

* * *

Gazeteci Kutlu Adalı’nın, bugün 80 yaşına gelmiş olan eşi İlkay Adalı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, KKTC ziyareti öncesinde, yaşadıklarını anlatabilmek, adalet talebini iletebilmek için randevu istedi ancak herhangi bir yanıt alamadı.

Davayı AİHM’ye taşıyarak, faili meçhul kalmasını engellemek için yıllarını verdi.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı ise takipsizlik kararıyla 21 Şubat’ta dosyayı kapattı. Üstelik açılmasını neredeyse imkânsız kılacak gerekçelerle…

Ancak bu gerekçelerin bazıları da tartışmaya son derece açık.

Savcılık, takipsizlik kararında öncelikle 20 yıllık zamanaşımı süresinin 2016’da dolduğunu ve cinayetin faili meçhul kaldığını belirterek, dosyaya büyük bir nokta koyuyor.

Hemen ardından, diğer gerekçeleri de sıralıyor:

  • -“Şüpheli Atilla Peker’in Kutlu Adalı’nın öldürüldüğü tarihlerde cezaevinde olduğu yönünde bilgi edinilmesi üzerine Üsküdar Paşakapısı Kapalı Cezaevi İnfaz Müdürlüğü’ne yazılan müzekkereye alınan… yazı içeriğine göre, şüpheli Atilla Peker’in 20 Ocak 1996 tarihinde cezaevine alındığı, 10 Mayıs 1996 tarihinde Karamürsel Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edildiği…
  •  
  • -Şüpheli Atilla Peker’in eyleminin gerçekleştiği tarihten önce MİT görevlileri ile eylemi gerçekleştirmek üzere Sedat Peker’in talimatı doğrultusunda KKTC’ye giderek oradaki Türk askeri makamları ile görüşmeler yaptığını beyan etmesine rağmen, cezaevi kayıtlarına göre Peker’in söz konusu tarihlerde cezaevinde bulunuyor olduğu, birlikte Kuzey Kıbrıs’a gittiğini beyan ettiği Korkut Eken’in söz konusu tarihlerde MİT’te görevli olmadığının bildirilmesi, ayrıca eylem için öngörülen lehe kanun uygulamasında zamanaşımı süresinin dolmuş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, herhangi bir delilin elde edilememiş olması nedenleri ile kovuşturmaya yer olmadığına…”

* * *

Savcılığın, anlattığı tarihte Atilla Peker’in nerede olduğunu araştırması doğal. Cezaevinde olduğu sonucunu çıkartarak bir yargıya varması da…

Sedat Peker’in ve Atilla Peker’in beyanlarını bu yargı doğrultusunda ciddiye almadığı da anlaşılıyor.

Ama Korkut Eken’in beyanları neden dikkate alınmadı.

Bu iddialardan hemen sonra, her zamanki gibi gazeteci Saygı Öztürk’e konuşan Korkut Eken’in dediklerini anımsayalım:

“Hasan Paşa (Dönemin Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı) telefon etmiş. Kundakçı, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'a, ‘Kıbrıs'ta çok büyük PKK faaliyetleri var. Teröristler burada cirit atıyor' falan demiş ve bu konuda yardım istemiş. Ben de o dönemde Emniyet'te özel harekât polislerini yetiştirmekle görevliyim. Mehmet Bey de beni gönderdi. Her ihtimale karşı doğru, Sedat Peker'in kardeşi Atilla Peker'le gittim, ben çağırdım. PKK'nın oradaki faaliyetlerine yönelik 3-5 günlük bir inceleme yaptım. PKK'nın yaralılarını Kıbrıs'a götürdüğünü tespit ettik. Rum kesiminde tedavi edildikten sonra Yunanistan'da bulunan Lavrion kampına teröristler sevk ediliyordu. Bunları ben raporladım ve Kolordu Komutanı Hasan Kundakçı paşama verdim… O dönem Albay rütbesinde olan Galip Mendi Paşa benim çok sevdiğim kahraman askerlerden birisidir. Gitmişken kendilerini ziyaret ettim. Lefke'ye gideceğim zaman da otomobil verdiler.  Şimdi duyuyorum ki Atilla Peker, suç duyurusunda bulunmuş. Sebep? Ben Sedat Peker'e ne yaptımsa aşırı bir düşmanlığı oluşmuş. Atilla Peker'in buna alet olmaması lazım. Nasıl yaptı bilmiyorum… Olayın araştırılması için suç duyurusunda bulunacağım. Siyasiler birbirlerine sahip çıkıyor. Eee bizi kim kollayacak. Sahip çıkan yok. Kutlu Adalı olayının faillerini bilenler, benim de bir ilgim olmadığını biliyorlardır. Vallahi, billahi bilmem, tanımam. Olsa da söylerim. Ben doğruyu söylerim. Susurluk olayında yalan söyleyemediğim için 6 yıl hapis cezasına çarptırıldım, 2,5 yıl hapis yattım… Gazeteci ile ne işim olur? PKK ile mücadelem var.”

* * *

Korkut Eken’in, neden Atilla Peker’i yanına alma gereği duyduğunu, yanıtlamadığı için bilmiyoruz. Gerçekten hakkındaki iddiaların araştırılmasını istedi mi, bu da belirsiz.

Ancak kesin olan bir şey var.

Savcılık, Atilla Peker’in o tarihte cezaevinde olduğunu belirterek dosyayı kapatmış olsa da Korkut Eken, Atilla Peker’le KKTC’ye gittiğini ve askeri yetkililerle de görüştüğünü doğruluyor.

Takipsizlik kararı, zamanaşımı tartışması dışında, bütünüyle burada boşa düşüyor.

Ancak savcılık Korkut Eken’i dinleme gereği bile duymamış.

Peker’in ifadesinde, kritik bir bilgi daha vardı. Eken ve Peker KKTC’ye giderken, yanlarına Uzi ve Jeriko marka silahlar almışlar bu bilgiye göre.

Ve o döneme ilişkin dava dosyaları ortaya koyuyor ki emniyete hibe edildiği söylenen Uzi marka silahların bir bölümü kayıp.

Başlı başına soruşturma konusu olması gereken bu bilgi bile araştırılmamış.

Korkut Eken feryat etmiş açıklamayı yaptığı tarihte ama belli ki bazı dokunulmazlıklar da hayat boyu bitmiyor…

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı.

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. 

İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Üçüncü romanı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm, Eylül 2023'te yayımlandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Cezaevi, dava ve yasaklar ülkesinde seçim sonrası "kulisleri": Erdoğan AKP'yi, Çukurambar Erdoğan'ı bırakır mı?

AKP'nin hikâyesi çok uzun bir zaman önce gecekondu mahallelerinden Çukurambar'a taşındı

Deprem skandalı: Her şeyden sorumlu Cumhurbaşkanlığı, İsias Otel'de, yıkılan tüm binalarda sorumsuz

Kentler yıkıldı, binlerce insan öldü ancak uçan kuştan bile sorumlu Cumhurbaşkanlığı'nın hizmet kusuru olduğunu iddia etmek bile mümkün değil

Devlet, ağzındaki baklayı çıkardı: "Ölmeniz, tedaviden daha ucuzsa…"

Devlet, ölüm durumunda ödeyeceği tazminat yüksek değilse, ilaç bedelini ödemek yerine ölmemizi tercih ediyor