15 Haziran 2024

JİTEM ve Susurluk cinayetleri dosyaları birer birer böyle kapatılıyor: Sıra Yargıtay'da

İnsanlar öldürüldüler ve yargılanmadıkları, mahkûm olmadıkları suçlamalar isnat edilerek bu cinayetler meşrulaştırılmaya çalışıldı. Ülkesini seven insanlar, o ülkenin karanlık cinayetlerle anılmasını istemez. Ülkenin bir suç örgütüne teslim olmasına rıza göstermez. Ancak hepsi yaşandı ve nedensiz zenginleşmelerin açıklanamadığı bütün bu tarihsel dönemin ismi de "vatan için kurşun atmak" oldu

Mehmet Ağar, Alaattin Çakıcı, eski Özel Kuvvetler Komutanı emekli Korgeneral Engin Alan ve Susurluk dönemindeki "müşaviri" emekli Albay Korkut Eken - Yalıkavak Marina (2020)

Onlarca kitap, yüzlerce araştırma, devletin hazırladığı binlerce sayfalık raporlar, on binlerce haber…

Kimse Türkiye'nin hakkını, 90'lı yıllara damga vuran JİTEM ve Susurluk gerçeği konusunda yiyemez.

Bir ucu devlete bağlı bu yapıların işlediği cinayetler, karıştıkları suçlar, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı dahil eylemleri büyük ölçüde açığa çıkartıldı.

Siyasi bağlantıları, nereden, nasıl talimat aldıkları, öldürdükleri kişilerin üzerinden çıkan paraları nasıl paylaştıkları.

Neredeyse hepsini biliyoruz.

Sorun, bunların cezalandırılmasına gerek duyulmaması. Bu davaların bazı büyük sanıklarının "kahraman" ilan edilip, devleti yasadışı işlere bulaştıran ekibin, kendilerini "vatansever" sayan bazı çevrelerce aklanıp paklanması…

* * *

1993-96 yılları arasında işlenen faili meçhul cinayetlere ilişkin, aralarında eski bakan Mehmet Ağar'ın da bulunduğu 18 sanıklı dava, Ankara'da uzun yıllardır devam ediyor.

Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, istinaf mahkemesinin bozma kararı sonrasında yaptığı ikinci yargılamada sanıkların yeniden beraatini kararlaştırdı.

İstinaf mahkemesi de önceki bozma kararının aksine, bu kez beraat kararını yerinde buldu. Bire karşı iki üyenin oyuyla alınan bu karar önemli.

Zira beraat kararına karşı çıkan üyenin karşı oy yazısı, tarihi bir vesika niteliğinde.

Şöyle diyordu muhalif üye Ayhan Altun, karşı oy yazısında:

"Yasa dışı terör örgütüne maddi-manevi destek verdiklerini değerlendirdikleri Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kaynağı 'belirlenemeyen' bir liste dahilinde infaz etmek üzere zamanın Emniyet Genel Müdürü Mehmet Kemal Ağar liderliğinde bir araya gelen sanıklar İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken'in teşkilatlanmaları sırasında hızlı bir şekilde eyleme giriştikleri artık bilinmektedir."

* * *

Altun, bununla yetinmiyordu. Söz konusu davanın sanıkların cinayet işleyip işlemediklerinin tespiti için değil, işledikleri cinayetler arasında öldürülen söz konusu 19 kişinin olup olmadığının anlaşılması için açıldığını vurguluyordu.

Buna gerekçe olarak da Susurluk çetesi davasında aynı sanıkların zaten hüküm giymelerini gösteriyordu.

* * *

Garip olan nokta da bu…

Susurluk ve JİTEM davalarında, mahkemeler ve Yargıtay, devlet içerisinde bu yasadışı oluşumların kurulduğunu tespit ederek, bir bölüm sanığı kesin biçimde cezalandırdı. Bu örgütlerin varlığı konusunda kuşku yok. Ancak ne hikmetse, bu yapıların, yasadışı örgütlerin eylemleri bir türlü bulunamıyor!

* * *

İstinaf mahkemesinin kararının ardından dosya Yargıtay'a geldi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da dosya ile ilgili tebliğnamesini hazırladı. Dosyayı nihai karara bağlayacak Yargıtay dairesine tebliğnamesini gönderen başsavcılık, bir adım ileri de gitti.

Başsavcılık, öldürülen Abdülmecit Baskın ve Behçet Cantürk'le ilgili dosyaların zamanaşımına sokularak ortadan kaldırılmasını yerinde buldu.

Faik Candan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım'ın öldürülmeleri suçlarından verilen beraat kararları da yerinde bulundu. İki satır gerekçeyle… "Toplanan delillere göre karar yerinde" denilerek…

* * *

Yusuf Ekinci, Feyzi Aslan, Salih Aslan, Namık Erdoğan'ın öldürülmelerine ilişkin dosyaların ise zamanaşımından düşürülmesini istedi. Dosyaların tamamen kapatılmasını…

Bu cinayetlerin cezasız bırakılmasından da büyük bir ayıp olan, 30 yıl gibi bir sürede bu dosyaların karara bağlanamamış olmaması…

Bu davanın sanıklarının 30 yıllık sürede yaşadıklarını, girip çıktıkları işleri, yer aldıkları oluşumları takip ettiğinizde Türkiye'nin siyasal tarihine ilişkin bir zaman tüneline de girmiş oluyorsunuz. Bugüne çıkan bir tünele…

İnsanlar öldürüldüler ve yargılanmadıkları, mahkûm olmadıkları suçlamalar isnat edilerek bu cinayetler meşrulaştırılmaya çalışıldı.

Ülkesini seven insanlar, o ülkenin karanlık cinayetlerle anılmasını istemez. Ülkenin bir suç örgütüne teslim olmasına rıza göstermez. Ancak hepsi yaşandı ve nedensiz zenginleşmelerin açıklanamadığı bütün bu tarihsel dönemin ismi de "vatan için kurşun atmak" oldu.

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı.

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi. 

İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Üçüncü romanı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm, Eylül 2023'te yayımlandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Cezalandırırken cezalandırmamak: Cinayetin azmettiricileri ve ifşa olan karanlık

Sinan Ateş davası on yıllardır olanı biteni, yaşadığımız karanlığın nedenlerini açıkça gösteriyor

El öpenlerin çokluğu ve kutsal devletin suçları

Dövülenler belli, dövdürenler belli. Ortada bir suç tanıklığı var. Harekete geçen tek savcı var mı? Dayak yiyen insanların suç duyurusu üzerine başlatılan soruşturmalar öylece duruyor. Basit bir itiraf olarak bakıp üzerinden geçilecek mi? Devlet, bunun için mi var?

Çok tartışılacak işkence davası: İşkenceyi tespit vatana ihanet midir?

Konu 15 Temmuz bile olsa işkence suç sayıldığında bu memleket güzelleşecek. Ortada içinden çıkılamayacak bir ikilem yok. Aynı yargı, hem 15 Temmuz davalarına bakıp hem de işkence suçunu işleyenleri yargılayabilir