15 Şubat 2020

Cemre, turşu suyu ve Leylan…

Kışın son günleri artık… Dolaplar açılacak bir süre sonra, odalar havalandırılacak, ölüp kuruduğunu sandığın dalların tomurcuklandığını göreceksin. Belki bir çiçek de sen kondurursun kalbine, kahramanı olursun bilmeden birilerinin…

Kış hiç geçmeyecek sanmıştın değil mi?

Geçiyor.

Bir hafta sonra hava, cemreyle yeniden tanışacak. Şubat’ın 20’si dedin mi tamamdır. Tam yedi gün sonra ikinci cemre çıkagelecek, suya değdirecek ayaklarını. Ve suya düşen cemreden tam 7 gün sonra arz-ı endam edecek cemre cini yeniden. Toprağa daldıracak başını. Toprağın o buz tutmuş kısımları canlanacak kor ateşle. Bir buhar yükselecek soğukluktan ibaret. Bahar işte, geliyor, gelecek.

Ancak unutmamalısın. Tıpkı umut gibi, sevinç de neşe de masumiyet de direniş de ancak emek verilerek, inşa edilince ömrünün orta yerinde kalıyor.

Bahar da öyle…

* * *

Güzel başlayan gününün, bir başkasının hikâyesini duyduğunda, okuduğunda mahvolduğunu, içinin bunaldığını, sıkıntıdan patlamasına neden olduğunu düşünenler var…

Öyle olmuyor elbette, yapabiliyorsan şayet, tanıklık dediğin başına gelenin omzuna elini koymaktan ibaret.

Ya da senin başına geldiğinde birinin elini omzuna koymasından…

Ama zaten gelir bir biçimde insanın başına…

Birinin derdini dert ettiğinde gelir, bir kış gününü bahar zannettiğinde, bir boşluğun bir başka boşlukla doldurulabileceğini düşündüğünde.

Ya da büyük büyük gelir. Hiç başına gelmeyeceğini düşündüğün, hep başkalarının hikâyesi olarak okudukların kapını çalar bir gün.

Bazen küçük ama yıkıcı gelir… Dağları kaldıracağını düşünürken bir tebessüm yokluğu seni için için eritebilir.

Bazen yenilir insan, vazgeçer, bir soluk olsun istemez.

Ama bazen de nereden ve nasıl gelirse gelsin, bazı insanlar direnir. Anlam katmak için, başkaları için, başka omuzlara elini koymak için.

* * *

Ölüm orucu eyleminde neredeyse 250. güne yaklaşan Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek hakim karşısındaydı önceki gün.

"Ölebilirim, hareket kabiliyetimi yitirebilirim, hafızamı kaybedebilirim, o yüzden buraya gelip konuşmak istedim" diye anlattı duruşmaya gelme nedenini.

Artık bıkkınlık veren gizli tanık ifadelerinden birinin yanına, memlekette hemen herkese "terörist" diyebilme kolaycılığı eklenince herkesin gözünün önünde şarkılar söyleyen birisi terörist olmadığını anlatmak için her yolu deneyebiliyor. O yöntemleri benimseyelim ya da benimsemeyelim inatla, iradeyle o yöntemi uyguluyor.

"14 Şubat, evlilik yıldönümümüz. Eşimle birlikte yargılanıyordum dosyaları ayırdılar, bugün gelemedi göremedim. Dışarıda olsaydık yoksul halk çocukları olarak bir turşu suyu içerdik belki ama bu da elimizden alındı. 5 yılımızın 4 yılı hapishanelerde geçti. Ben yaşamak istiyorum. Şarkı söylemek, konser vermek, sevdiklerimi görmek istiyorum…"

Devrimci sanat aykırı gelir insana bu slogan yığınının altında, doğru.

İstenir ki dedikodular, bir işe yaramayan yardım kampanyaları, buhranlı geceler, yaşamın manasızlığı ve nasıl uyum sağlayamadığına dair gayet uyumlu cümlelerle uyumlu bir hayat sürsün aynı sıfatı taşıyanlar.

Oysa sadece sanatçı ve sanat için değil, hangi işi nasıl yapıyorsan yap, anlamdır hayat. Bir yokuşu çıkma, yolda kalanın elini tutma çabası... Bir güzel nakış işleme bakışlara, bir tomurcuk kondurmaktır siyahın ortasına.

Konser vermeleri engellenmediğinde, gitarları, piyanoları kırılmadığında, şarkı söylemelerine engel olunmadığında ölüm orucu eylemini bırakacak Grup Yorum üyeleri…

Zor değil, bir felaketi engellemenin yolu sadece dinlemek ve anlamaktır belki…

Ve zaten engellenemiyor da bunu kabul etmeyen birini bir yere kapattığında.

Sesini kesemiyorsun ağzını kapatmaya çalıştığında,

* * *

İçinden geçilen her zamanda, 100 yıl önce, şimdi ya da 100 yıl sonra, zamandan bağımsız esasen, aşka inanmak hep güç.

Oracıkta duran, sana uzak, hiç gelmeyecekmiş gibi gelen kayıp bir yalancı soyutluk…

İşte turşu suyu aslında aşk, İbrahim Gökçek’in ifadesiyle… O turşu suyunu onunla içmek istemek… Bir başkasıyla içmeyi aklına bile getirmediğin ekşilik… Varlığının kıymetini yokluğunda anlayabildiğin bir eksiklik. Ya da tamlık, tam o turşu suyunu içerken fark ettiğin…

Bir yere kapattığında sesi daha çok çıkanlardan; durmadan üreten, anlamı, neyi neden yaptığını bildiğinde ne yapıyorsan yap yastığa başını rahat koyacağını söyleyenlerden Selahattin Demirtaş’ın romanı Leylan’da anlattığı gibi…

Dokunduğunda uzak, uzakken yakın, öyle sevdiğin gibi kalacak…

Başına gelenlerin ne hissettiğini bilen ve onların ne hissettiğini anlatanlar var, "moralim bozulmasın" diyerek yüz çevirmezsen…

Leylan, öykü kitapları, savunmalar, destek mesajları, teşekkür mektupları…

Kapattığında susmuyor işte. Susmadığı gibi inandığını bağırarak söylüyor. Yetmiyor, edebiyatla, resimle, şarkıyla anlamı. Oraya çağırıyor insanları…

* * *

Şimdi hayatındaki boşlukları doldurmak ve o sana has sandığın büyük yalnızlık duygusundan sıyrılmak için bir yol arıyorsun, hiçbir yolunun olmadığını sanarak.

Birilerinin tüm olan biteni değiştirmesini bekliyorsun. Kafan karışık belki, ne yapacağını bilemiyorsun önceki baharlarda olduğu gibi. Kendine durmaksızın söylüyorsun; coşkusunu yitirmiş bir bahar neye benzer ki?

Kışın son günleri artık… Dolaplar açılacak bir süre sonra, odalar havalandırılacak, ölüp kuruduğunu sandığın dalların tomurcuklandığını göreceksin. Belki bir çiçek de sen kondurursun kalbine, kahramanı olursun bilmeden birilerinin…

Bahara az kaldı, düşecek havaya ilk cemre biz farkında bile değilken pıt diye…

Yazarın Diğer Yazıları

Sakızdan çıkan dövme, kız çocukları ve günahlar

Pişmanlık, öyle bir anlığına, var olduğun durumun içinden kurtulmak için edilebilecek birkaç sözcükten ibaret bir ruh durumu değil. Pişmanlık, yaptıklarının sorumluluğunu ömür boyu taşıdığın, tam aksi istikamete yürüdüğün, amasız, fakatsız yol aldığın, unutabilmek için yakıcı biçimde hatırladığın, hatırladığın zaman içinin yandığı günahların açtığı yaraları kefaretle sardığın bir emek süreci

İpekçi’den bugüne: Özgür katillerin ülkesi

Öldürmekle değiştirseler de iyiye gidebilecek bir şeyleri, unutturmayı ve hayalleri engellemeyi başaramayanlar ise yanlarına kâr kalanlarla övündü

Affetmek mümkün mü?

Haklı koltuğumuzdan âlemi seyredip, kendimize yapılan "yanlışları" sıralayarak, mağduriyetin o zarif şefkatine sığınıp yaşamaktan söz etmiyorum