02 Aralık 2020

Virüsün önüne yine emekçiler atıldı

"Virüs sınıf tanımıyor" söylemi hikâyeden ibaret kalıyor

İşçi derken sadece fabrikalarda kol gücüyle çalışan işçileri kastetmiyorum.

Hayatta kalabilmek için emeğinden başka bir şeyi olmayan herkesi kastediyorum. Bir işyerine gitmek veya sokakta çalışmak zorunda olan herkesi…

Koronavirüs'le mücadelede bilinç yaratmak için şöyle deniliyordu:

"Virüs kimsenin dinine, imanına, cinsiyetine, zengin mi fakir mi olduğuna, yaşına, sınıfına bakmıyor, herkesi öldürüyor. Virüs sınıf ayırımı yapmıyor."

Ama öyle değil…

Virüs elbette sınıf ayırmaz ama iktidar sınıf ayırır.

Nitekim, salgınla mücadelede iktidar sermaye sınıfından yana olunca virüs de sınıfsal hale geliyor.

Devleti yöneten iktidarın mücadele kararlarından önce kişisel olanakların farklılığı virüsü yönlendiriyor. Zengin olan evine, yalısına, villasına, teknesine kapanıp, kendine virüsün bulaşamayacağı bir yaşam ortamı yaratabiliyor. Virüs bulaşsa bile özel doktoruyla, özel hastanesiyle, ilaca, aşıya öncelikle ulaşarak daha kolay mücadele ediyor.

Virüsün sınıfsallığı burada başlıyor ve iktidarın mücadele kararlarıyla çok daha belirgin hale geliyor.

İşçi, memur, emekli, küçük esnaf, seyyar satıcı, kurye ise bu olanaklara sahip değil. Kapanıp haftalarca rahat rahat yaşayacağı olanakları yok. Sokağa çıkmak, çalışmak, otobüse, metroya, dolmuşa binmek, kalabalıkların arasında yürümek zorunda. Böyle olunca da virüsü yakalanma olasılığı çok artıyor. Haliyle virüs işçi sınıfına daha çok bulaşıyor.

Gelelim Türkiye’de iktidarın aldığı salgınla mücadele kararlarına…

Alınan kısıtlama kararlarında da aynı tercihler söz konusu.

Tıpkı Nisan - Mayıs aylarında salgının ilk döneminde alınan önlemler gibi…

Yeni kısıtlama kararlarına bakıldığında tümüyle sermayeyi korumaya dönük kararlar oluğu görülüyor. Kararların korumadığı kesim geniş tanımıyla işiler.

Neden, sokağa çıkma yasağı 21.00 - 05.00 arasında uygulanıyor?

Çünkü, sabahın 5’inde kalkıp, işe giden işçiler var. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentler başta olmak üzere sabahın köründe, güneş doğmadan kalkıp işinin başında olması gereken yüzbinler var. Aynı işçiler arasında işten çıkıp eve varmaları saat 21.00’i bulanlar var.

İşte bu nedenle virüsün serbestçe dolaştığı 05.00 - 21.00 arasında sokağa çıkmak emekçiler için serbest…

Böyle olunca da işçiler, emekçiler virüsün önüne atılmış oluyor.

Bu kararlarla virüs de iktidar gibi sermayeden yana, emeğin karşısında bir pozisyon alıyor ve sınıflaşıyor.

Oysa virüsün sınıf farkı gözetmeksizin tüm insanlardan uzak tutulmasının yolu iktidarın salgınla mücadelede sınıf farkı gözetmemesinden geçiyor.

Sosyal devlet gereği olarak, bütün insanları, sınıf farkı gözetmeden iki hafta, üç hafta evlerine kapatıp, onların tüm ihtiyaçlarını karşılamak gerekiyor ki virüs salgını sınıflaşmasın.

Bunu yapabiliyor mu Türkiye?

Yapamıyor.

Ekonomide çarkların dönmesi, sermayenin para kazanmaya devam etmesi için işçilerin virüsün önüne atılması gerekiyor.

İktidar da öyle yapıyor.

Hem de sorumluluğu Bilim Kurulu’na yükleyerek.

Sanki kararları Bilim Kurulu alıyormuş gibi…

İşçi, emekçi virüse yakalanırsa sorumlusu kendisi.

Gerekçe, "Demek ki işçilerimiz, emekçilerimiz maske - mesafe - temizlik kuralına uymamışlar" oluyor.

Böylece iktidarın bir kusuru kalmıyor!

Bu durumda da "Virüs sınıf tanımıyor" söylemi hikâyeden ibaret kalıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

İktidarın zorladığı sınırlar

Lozan'ın, Montrö'nün öyle buruşturulup çöpe atılacak belgeler olmadığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının, egemenliğinin kaynağı olduğu yaşanarak bir kez daha anlaşıldı

Mağduriyet politikasının sonu

Artık iktidar mağduriyete uğrayan değil, mağduriyet yaratan bir pozisyondadır. 20 yıla yaklaşan bir süre kesintisiz ve tek başına iktidar olmuş bir lideri ve partinin mağdur edilmesine olanak yoktur

Zorlama çabaların son örneği

CHP'yi muhtıra vermekle, darbecilikle, darbe çağrısı yapmakla suçlamak karşılık bulacak bir çaba değildir. Her olaydan bir darbe mağduriyeti üretmek giderek inandırıcılığını yitiren bir çabadır