16 Ekim 2019

Türkiye’yi bekleyen riskler

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde kendine çok daha geniş bir alan açması dışında, güç kazanan tarafın Putin ve Rusya, ikinci derecede ise Esad olduğu söylenebilir. Güç kaybeden taraf ise Trump ve ABD’dir

Türkiye’nin Barış Pınarı harekâtıyla Suriye’de yeniden oluşan dengeler, ABD’yi biraz daha etkisiz kılarken, PKK-YPG’nin ABD’nin yanından Rusya-Suriye ittifakına sığınmasına yol açtı.

Yeni tabloda, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinden çekilmesi, Münbiç’i boşaltması, Şam’ın yeniden Fırat’ın doğusunda boy göstermesini sağladı.

Rusya, bu ortamda Münbiç’le birlikte Kobani’nin de İdlib’in de Suriye rejim güçlerinin egemenliğine girmesini istiyor. Nihai olarak ülkenin her yerinde ve sınır boylarında da Suriye askerlerinin yerleşmesini hedefliyor. Bu açıdan bakıldığında Türkiye, Barış Pınarı’yla Şam’ın da elini rahatlattı.

Ankara’nın amacı belki Esad’ın elini rahatlatmak değildi ama bu sonuç harekâtın bir yan ürünü olarak ortaya çıktı.

Suriye’nin Fırat’ın doğusunda varlık göstermeye başlamasının yanı sıra ikinci bir yan ürün de PKK-YPG’nin Şam’a yanaşmak zorunda kalmasıydı. Bu gelişme Esad’ın belli koşullarını PKK-YPG’ye kabul ettirmesi gibi bir sonuç da doğurdu.

Bu tabloda Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde kendine çok daha geniş bir alan açması dışında, güç kazanan tarafın Putin ve Rusya, ikinci derecede ise Esad olduğu söylenebilir. Güç kaybeden taraf ise Trump ve ABD’dir.

Bu gelişmeleri doğuran ise Türkiye’nin geniş kapsamlı Barış Pınarı harekâtıdır.

Türkiye’nin dikkat etmesi gereken alanlar

Harekâtla birlikte dünyadan gelen tepkiler Türkiye’nin önemli ülkeler ve dost saydığı Arap Ligi tarafından yalnız bırakıldığını gösteriyor.

Türkiye’nin, amaçları açısından bakıldığında bugün Rusya-Suriye-İran ittifakına daha yakın bir konuma geldiği söylenebilir. ABD Başkanı Trump’la, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmede belirli bir uzlaşmaya varıldığı anlaşılsa da, ABD’nin tutumu Türkiye açısından ciddi sorun yaratabilecek bir potansiyel taşıyor.

ABD Başkanı Trump’un Türkiye'ye karşı açıkladığı yaptırımlar, üç bakanın yaptırım listesine alınması, çelik ithalatında verginin attırılması, enerji sektörünün bu kapsama alınması, Türkiye’nin ekonomisini bir anda kilitleyecek önlemler değil.

Ancak gelişmelere göre ABD’den ikinci, üçüncü yaptırım paketlerinin gelmesi riski de bulunuyor.

Trump’ın tutarsız, çelişkili açıklamaları dikkate alınırsa, ABD’nin ne zaman ne yapacağının belli olmadığı akıldan çıkarılmamalı.

Trump’ın açıklamaları arasında, ilk yaptırım kararlarından çok daha önemli bir risk barından konu, Barış Pınarı’nın “savaş suçu zemini hazırlama” mesajıdır. Bu, açıkça Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye’nin “savaş suçlusu” ilân edilebileceği yönünde verilmiş açık bir gözdağıdır. Bu, Trump’ın haddini aşan açıklamalarına bir yenisinin eklenmesidir.

Türkiye’nin bu alanda dikkat etmesi gereken unsur Suriye Milli Ordusu (ÖSO) bileşenleri arasında Ankara’yı sıkıntıya sokabilecek, kirli bagaja sahip gruplar veya kişiler olup olmadığını saptamaktır.

Bu gibi kişi ve gruplar üzerinden sahada Türkiye’ye tuzak olabilecek girişimler, eylemlere karşı dikkatli olmak gerekir.

İdlib’de sıkışma

ABD etkisinin azalmasıyla Rusya-Suriye ittifakı Türkiye’yi Münbiç ve İdlib’de sıkıştırabilir.

Rusya’nın zaman zaman dillendirdiği gibi İdlib’de HTŞ başta olmak üzere radikal grupların etkisiz kılınması konusunda Türkiye’ye baskı artabilir.

Rus ve rejim güçlerinin İdlib’i bombalamaları, kent içine askeri harekât düzenlemeleri ve bunun yaratacağı büyük göç dalgası Türkiye açısından bir başka risktir.

DEAŞ riski

Kuşku yok ki Türkiye açısından önemli bir risk alanı da DEAŞ’tır. Turmp’ın Suriye’nin kuzeyinden çekilirken Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşmeden sonra DEAŞ sorununu Türkiye’ye “zimmetlemesi” ileride sorun yaratmaya aday bir konudur.

Bu kaotik ortamda PKK-YPG’nin kontrol ettiği cezaevlerinden DEAŞ’lıları bıraktıkları haberleri geliyor. Bu gözü dönmüş grupların girişecekleri eylemlerin faturasının Barış Pınarı ve Türkiye’ye fatura edilmesi de ciddi bir risk oluşturmaktadır. Türkiye operasyon alanı dışında sorumluluk üstlenmediğini ve üstlenmeyeceğini duyurmalı ve Türkiye içinde de DEAŞ hücreleri varsa, onlara karşı önlemlerini şimdiden almalıdır.

Ve tabii ABD’nin Suriye’den tümüyle çekileceği ve denklem dışı kalacağı gibi bir yanılgıya da düşülmemelidir.

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Önce devlet üzerine düşeni yapmalı

Bağış kampanyaları felâketle, ekonomik ve sosyal çöküşle mücadelede ancak bir yan unsur olur. Asıl kaynağı ayırması ve mücadele etmesi gereken vatandaş değil devlettir

Sağlık tam kamu hizmeti olmalıdır

Bir virüs bu çılgın neoliberal gidiş karşısında şapkayı önümüze koyup yeniden düşünmemiz gerektiğini ağır bir maliyetle önümüze koyuyor

Hayat eve sığar mı?

Bir devlet memuru, "devlet, evde kal, OHAL’ini ilân et, hayat eve sığar dedi, ben de buna inanıyorum ve işe gitmiyorum, evdeyim" diyebilir mi? Derse ve hakkında soruşturma açılırsa veya işten atılırsa, "ben devletin tavsiyesine uydum" diyerek işine dönebilir mi, sorumluluktan kurtulabilir mi?