04 Kasım 2019

Hunharca işlenmiş bir cinayet sanki bir ağız dalaşıymış gibi nasıl “üzücü bir olay” oluyor?

Savunma yaparken, karşı tarafın onurunu zedelemek, avukatlık etiğiyle bağdaşmaz

Ceren Damar cinayeti, kadınlara yönelik şiddetin nasıl toplumsallaştığını ortaya koydu.

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Ceren Damar Şenel'in üniversitedeki odasında öğrencisi Hasan İsmail H. Tarafından vahşi biçimde öldürülmesi vicdanları sızlatmıştı.

Ceren Damar’ın eşi genç bir diplomat olan Levent Şenel törendeki konuşmasında bütün Türkiye’yi duygulandırmıştı. Yaşından beklenmeyecek bir bilgelikle şöyle demişti:

"Benim genç arkadaşlarımdan küçük bir istirhamım var. Arkadaşlar, bunu söylemek benim haddime düşmez ama iyi bir hukukçu, iyi bir mühendis, iyi bir doktor değil iyi bir insan olmaya çalışın. En önemlisi bu. İnsanları sevin ve hiçbir zaman kötülüğe kötülükle cevap vermeyin. Bu olayla da inşallah bu ülkede pek çok konuda bir duyarlılık, farkındalık oluşacaktır."

Ceren Damar Şenel’in ailesinin gösterdiği olgunluk, nezaket ve zarafet büyük bir takdir toplamış ve herkesin belleğine kazınmıştır.

Ceren’in ailesinin bu zarafetine karşı cinayeti işlediğini itiraf eden sanığın avukatlığını üstlenen Prof. Dr. Vahit Bıçak’ın savunma tarzı ise vicdanlarda rahatsızlık yarattı ve tepkilere neden oldu.

 
Ceren Damar

İfade neden değişti?

Sanık, işlediği hunharca cinayeti detayıyla itiraf etmesine karşın, avukat tuttuktan sonra mahkemede, Ceren’le arasında ilişki bulunduğunu, bu ilişkiyi istemediği için Ceren tarafından tacize uğradığını iddia etti. Bu avukatlı savunma sırasında, gencecik yaşında vahşice öldürülen bir genç kadının arkasından böyle bir iddianın ortaya atılması, sadece ailesini değil davadan haberi olan herkesin vicdanını kanatmıştır.

Evet savunma hakkı kutsaldır. Herkesin savunma hakkı vardır. Avukatlar her sanığı savunabilirler. Hangi sanığın savunmasını üstlenecekleri kendi vicdanlarına kalmıştır. Ancak, savunma yaparken, karşı tarafın onurunu zedelemek, avukatlık etiğiyle bağdaşmaz.

Vahit Bıçak’ın bir taraftan bu davada sanığı savunurken, bir taraftan sosyal medyada adını vermeden ima yoluyla Ceren’i öğrencisini otoritesini kullanarak ilişkiye zorlayan bir hoca gibi gösterme çabası vicdanlara da, avukatlığa da ceza hukuk profesörlüğüne de insan hakları başkanlığı ve uzmanlığına da sığmamıştır.


Ceren Damar'ın katili Hasan İsmail H.

Hasan İsmail H. cinayetten sonra verdiği ilk ifadede kopya çekerken kendisini yakalayan Şenel’in tutanak tuttuğunu, ikinci kez yakalandığı için okuldan uzaklaştırma alacağını anlattı. Gün içinde odasına gittiği Damar’ın kendisini terslediğini anlatan sanık, eve gidip silah aldığını, Damar’ı önce vurduğunu, bağırınca da bıçakladığını açıkça anlattı.

Mahkeme aşamasına gelindiğinde ise devreye Hasan İsmail Hikmet’in ailesinin tuttuğu avukat, Prof. Dr. Vahit Bıçak girdi.

İlk duruşmada, Damar’ın ailesini de çileden çıkaran H. değiştirdiği ifadesini yazılı okudu. Damar’la arasında ilişki bulunduğunu iddia etti, artık bunu istemediği için tacize uğradığını söyledi. Niyeti belli ki indirim almaktı.


Ceren Damar'ı öldüren Hasan İsmail H.'nin avukatı Prof. Vahit Bıçak

Prof. Dr. Bıçak’ın mesajları

Prof. Dr. Bıçak ise duruşmadan hemen sonra isim vermeden yaptığı Twitter paylaşımında, “Sevgili lise ve üniversite öğrencisi gençler, üzerinizde otorite kullanma yetkisine sahip olan öğretmen, öğretim üyesi, okutman, araştırma görevlisi vs yüksek not verme veya başka vaatlerle cinsel taleplerde bulunursa sakın sessiz kalmayın… Hapis cezası öngörülmüştür, bu ırz düşmanlarına. Otorite kullananın kadın ya da erkek olması arasında fark gözetilmemiştir. Öğrenci de kadın olabileceği gibi erkek de olabilir. Bir çığlık atın yeter, yanınızdayız. Kanunlarımız ırza karşı meşru müdafaaya izin vermektedir. (TCK md 35/2) Cinsel saldırı suçunun mağduru, baskılardan bunalmış, başka çıkış yolu bulamamış ise son çare olarak saldırganı öldürmesi durumu, kanunlarımızda cezayı gerektiren bir eylem değildir” dedi.

Bıçak, açıkça Damar’ın öldürülmesinin meşru müdafaa kapsamında kalması gerektiğini ima ediyordu ancak isim vermeden paylaşım yaptığı için bunu kanıtlamak da mümkün değildi.

 2003’te Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı görevine getirilen ve iki yılını bu görevde geçiren Bıçak’ın uzmanlığı da insan hakları…

Ancak Damar’ın ailesinin İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i ziyaretinden sonra yaptığı paylaşım, temel konuları atladığını gösteriyor.

Bıçak, Akşener’e yönelik paylaşımında, “Hukuk öğrencisi ile asistan arasında yaşanan üzücü hadise, iki aile arasında kan davasına dönüştürülmek istenmektedir. Sanık annesi şu an dağlarda terörist peşinde. Sizi Damar ve Hikmet aileleri arasında #ARABULUCULUK yapmaya, iki aileyi barıştırma inisiyatifi almaya davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

Vahşi cinayet “üzücü hadise”, kızlarının hesabını yargı önünde sormak ise “kan davası”ydı Bıçak’a göre. Bir de arabulucuk öneriyordu.

Yargıtay’ın avukatlık “ölçülülük koşuluna” ilişkin kararları var.

Bu kararlar, avukatların savunma yaparken karşı tarafın haklarına özen göstermesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor.

Sanığı savunacağım diye, hunharca işlenmiş bir cinayeti “asistanı ile öğrencisi arasında üzücü bir olay”a indirgemek nasıl bir savunma mantığıdır anlayabilmek mümkün değil.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Önce devlet üzerine düşeni yapmalı

Bağış kampanyaları felâketle, ekonomik ve sosyal çöküşle mücadelede ancak bir yan unsur olur. Asıl kaynağı ayırması ve mücadele etmesi gereken vatandaş değil devlettir

Sağlık tam kamu hizmeti olmalıdır

Bir virüs bu çılgın neoliberal gidiş karşısında şapkayı önümüze koyup yeniden düşünmemiz gerektiğini ağır bir maliyetle önümüze koyuyor

Hayat eve sığar mı?

Bir devlet memuru, "devlet, evde kal, OHAL’ini ilân et, hayat eve sığar dedi, ben de buna inanıyorum ve işe gitmiyorum, evdeyim" diyebilir mi? Derse ve hakkında soruşturma açılırsa veya işten atılırsa, "ben devletin tavsiyesine uydum" diyerek işine dönebilir mi, sorumluluktan kurtulabilir mi?