21 Ağustos 2020

Günübirlik yönetim

Umarız "dağ fare doğurdu" dedirtecek veya Nasrettin Hoca’nın, "çit-koyun" hikâyesini anımsatacak, algı yaratmaya yönelik bir müjde değil, gerçekten Türkiye’yi düze çıkaracak bir müjdedir

Türkiye giderek günübirlik yönetilen bir ülke haline geldi.

Serbest piyasa ekonomisi uyguluyoruz deniliyor ama faiz, siyasi otoritenin talimatıyla belirleniyor. Enflasyonun faizden kaynaklandığı yanılgısıyla emir veriliyor ve Merkez Bankası faizi belirliyor: Yüzde 8.25…

Merkez Bankası’nın gerçeklerden çok uzak olduğu her yıl kanıtlanan enflasyon tahmini bile bu yıl için yüzde 8.9 olmasına karşın, faiz 8.25 oranında.

Vatandaşın mutfakta yaşadığı enflasyon ise bazı ürünlerde yüzde 25’e, bazı ürünlerde yüzde 30’a, bazı ürünlerde yüzde 50’ye dayanmış durumda.

Açıklanan yılık resmi enflasyon ise yüzde 12,6 düzeyinde.

Hangisi dikkate alırsanız alın faiz enflasyonun altında. Aslında serbest piyasa ekonomisi olsa faizin enflasyonun üzerine çıkacağı çok açık. Siyasi kararla altında tutuluyor.

Böyle olunca tasarrufu olan vatandaş parasının eridiğini düşünerek döviz alıyor. Dövize talep artınca Türk Lirası da değer kaybetmeye devam ediyor.

Sabah kalkıp dolar karşısında liranın çok değer kaybetmeye başladığı görülünce yine siyasi talimat veriliyor:

"Kamu bankaları dolar satsın."

Merkez Bankası rezervlerini eriterek arka kapıdan kamu bankalarına dolar veriyor, kamu bankaları dolar satıyor ve kur 1 dolar-6.85 TL ‘den haftalarca işlem yapılıyor. Kur bu düzeyde bir süre sabitleniyor. Rezervler eriyince dolar yeniden yükseliyor. Nereye kadar? 1 dolar-7,40 TL’ye kadar…

Ne yapalım?

"Yan yolları kullanın"

Peki…

Merkez Bankası yan yolları kullanıyor…

İşte gecelik faiz, repo faizi derken, faiz yüzde 10 düzeyine çıkarılıyor ama politika faizi sorarsanız yine 8.25 oranında.

Başka hangi yolu kullanalım?

Bankaların, Merkez Bankası’nda bulundurmak zorunda olduğu TL ve döviz karşılıklarını artırın..

Peki…

Merkez Bankası bankaların elinde biraz döviz kalmışsa onun da bir kısmını Merkez Bankası’na alıyor…

Ancak bu dolardaki yükselmeyi önleyemiyor…

Müjde etkisi

Bu önlemler yetmedi, ne yapalım?

Siz kenarda durun bakalım…

Ve piyasa müjde veriliyor.

Önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Cuma günü bir müjde vereceğimize inanıyorum, yeni bir dönem başlayacak".

Ardınan Cumhurbaşkanı’nı destekleyen Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, "müjde"yi biraz daha açıyor:

"Cumhurbaşkanı Cuma günü müjdeyi açıklayacak. Eksen kayması olacak. Çok daha güzel günler yaşacağız."

Cumhurbaşkanı ve Hazine ve Maliye Bakanı’nın müjdesiyle birlikte kamu bankaları yine dolar satmaya başlıyor ve çift etkiyle TL değer kazanıyor.

Dolar, 7.38 TL düzeyinden 7.22 düzeyine kadar iniyor.

Değerli meslektaşımız ekonomist Uğur Gürses’in tanımıyla piyasada "pozitif şok" yaşanıyor.

"Müjde"nin ne olabileceği tahminleri birbirini kovalarken "şok" etkisi geçiyor ve dolar yeniden 7,35’lere tırmanıyor…

Tabii "müjde" Türkiye’nin büyük ekonomik olanaklara sahip olacağı havası yarattığı için Merkez Bankası’nın piyasanın gerektirdiği faiz artışın yapmadan, dünü geçiştirmesini de sağlıyor. Faizin sabit kalması kararı üzerinde durul ama dolar yine yükselişe geçiyor.

Geriye bugün açıklanacak müjde kalıyor.

Öne çıkan iki tahmin tartışılıyor:

Ya Karadeniz’de Türkiye’nin makus talihi değiştirecek ve dünyanın enerji eksenini Karadeniz’e kaydıracak büyüklükte bir doğalgaz kaynağı bulundu.

Ya da Çin’le 400 milyar dolarlık veya 400 milyar Yuan karşılığı 50-60 milyar dolarlık swap (takas) arlaşması yapıldı.

Karadeniz’de veya Akdeniz’de Türkiye’nin makus talihini değiştirecek büyüklükte ve değerde doğalgaz kaynağı bulduysa bu elbette bir "müjde"dir.

Bu müjde bugün, yarın, gelecek yıl veya önümüzdeki 5 yıl içinde ekonomiyi değiştirmez. Zaman alır. Dolayısıyla vatandaşın bugünkü sorununu çözmez.

Güzel haberden dolayı dolar biraz düşer, ama ekonomiye reel bir girdi olmayınca tekrar yükselir.

İkinci seçenek doğruysa…

Çin’in, 50-60 milyar dolarlık veya 400 milyar dolarlık swap anlaşması yapması…

400 milyar dolar Türkiye’nin milli gelirinin yüzde 60’ına ve dış borç yüküne eşit bir para. Böylece bir parayı Çin, Türkiye’ye verecek olsa, herhalde ülkenin tapusunu da ister.

50-60 milyar dolarlık anlaşma yapmış olabilir mi?

Türkiye son dönemde swap anlaşması için çalmadık kapı bırakmadı. Sadece Katar’dan 15 milyar dolarlık, Çin’den 1 milyar dolarlık bir swap alaşması geldi.

1 milyar dolarlık anlaşmayı zor yapan Çin, bu miktarı 50-60 milyar dolara, 400 milyar dolara çıkarır mı? Karşılığında Katar’dan daha fazla bir şey almış olması halinde belki…

Kaldı ki swap dediğiniz anlaşma Türkiye’yi milyarlarca dolar gelmesi anlamını taşımıyor.

Swap yaptığınız ülke kendi parasından size hasep açıyor, siz de kendi paranızdan o ülkeye hesap açıyorsunuz.

Sonra Katar Riyalı veya Çin Yuanı karşılığı bilançonuzda kullanamayacağınız bir dolar girdisi gösteriyorsunuz. Bilançoyu şişiriyorsunuz.

Yuan hesabına dayanarak 50-60 milyar dolar harcamanız söz konusu değil, o Yuanı dış piyasada dolara çevirmeniz de mümkün değil veya Riyali…

Çünkü ikisi de konvertibl paralar değil…

Müjdeyi bugün öğreneceğiz…

Umarız "dağ fare doğurdu" dedirtecek veya Nasrettin Hoca’nın, "çit-koyun" hikâyesini anımsatacak, algı yaratmaya yönelik bir müjde değil, gerçekten Türkiye’yi düze çıkaracak bir müjdedir.

Müjdelerle birlikte Türkiye’nin temel sorununu çözmesi gerekir.

Temel sorunun özü ise içeride ve dışarıda Türkiye’nin "demokratik, laik, hukuk devleti" olduğuna ilişkin güvenin azılmasıdır.

Türkiye önce bu sorununu çözmelidir.

Yazarın Diğer Yazıları

Cumhuriyet eksiliyor

Bir cumhuriyetin içeriği kuvvetler ayrılığını esas alan demokrasi, laiklik, insan haklarına dayalı hukukun üstünlüğü, kadın - erkek eşitliği niteliklerinden yoksunsa ona cumhuriyet denilemez

İktidarın yönetememe sorunu

İktidar sözcüleri gece gündüz dış ve iç "düşmanlara" karşı hamaset yüklü, bayrak, ezan gibi milli ve dini duygular üzerinden attıkları nutuklarla, ekonomik kriz ve salgın sorununu arka plana atıp, iktidara olan desteğin daha fazla azalmasını önlemeye çalışıyorlar

Bekir Coşkun'un farkı

Bekir Coşkun'un biz meslektaşlarına verdiği bir ders de yaşamı bir bütün olarak yaşamaktı