13 Haziran 2015

Yeni Devlet Bahçeli; SİZ'ce fena olmaz mı?

Emniyet bizim için artık lüks beyim, kaybedecek bir esaret kaldı ortada…

Aklımda kuyruğu birbirine bağlı bin tilkiler dolanırken gecenin bir vakti, TV seyrediyorum bir yandan.

İhtimalleri düşünüyorum, kendi iç çatışmalarımdan ülkeninkilere uzanan...

*

‘’Eskisi gibi olmaz artık…’’ diyor içimden bir ses…hiçbir şey artık eskisi gibi olamaz.

- Değişirim!

- Kalbim yeni bir aşkla çarpıyor, BİZ olma aşkı var yüreğimde.

- Değişirim!

- Bugüne dek hep tersini söyledin, yüksek sesle ‘Ben değişmeyeceğim’derken,  ‘sen değişeceksin! ‘ dedin hep içinden. ‘BİZ’e inanmıyorum, sen varsın, ben varım, ötesinde ben yokum’ dedin sonra, hatta zaman zaman haddimi de bildirdin.

- Değişirim!

-Şimdiye dek, neden, değişemedin? Bir şans istiyorsun değişmek için… Peki, şansı herkes hak eder,  hepimizinki bol olsun…  lakin… gönlümde bir başka aslan doğruluyor, yüreğimden kuşlar havalanıyor…  Koalisyon denesek?… birbirimizi zorlar büyütürüz YENİden?

- İhanet olmaz mı öylesi,  sonu nereye çıkar muamma… Eski iyidir, gel sen bildiğinden şaşma, alıştık birbirimize, neşe burada çok yoktur, ama emniyetli alışkanlığın konforu gibisi var mı?’

*

- Emniyet bizim için artık lüks beyim, kaybedecek bir esaret kaldı ortada…

 ‘Değişirim!’ …diyor yine de…

Lakin okula gitmiyor dört gündür Reis … 

Seçimler yapılmış, başkanlık değişiyor, adaylar sınıfta beklerken, öğretmen yok yazılıyor.

Adaylardan biri Bahçeli; ‘Benimle yürü oyunu’ dedi, şimdi o da oynamıyor…

Kapısını bulduğumu, çaldığımı kuruyorum o anda;  telefonunu bulduğumu ve açtığını. Ona ‘Devlet Bey’ ya da hatta ‘Devlet Amca demek istiyorum, hangisini seçerse…  Halkla konuşur, halkça konuşur gibi rahat konuşalım istiyorum, yeter ki hakiki olsun.

‘’BİZ bu toprakta umudu gördük, bunu BİZe reva görme’’  …diyeceğim sonuçta, ama uzun anlatmak istiyorum; demek istiyorum ki mesela:

‘Ülkenizde çocuklar, televizyonun karşısına dizilmiş oturuyorlar, karşısında Gezi’ye çıkan çocukların elinde çukolatalar, püskevitler, birbirlerine ikram ediyorlar, birbirleriyle yiyorlar, şakalaşıyorlar… O çocuk aklından geçiriyor; ‘Benim de bir çukolatam olsa, benim de bir püskevitim olsa diyor, Devlet Amca bana niye almıyorsunuz diyor, bizde niye yok?’ diyor.’

‘Bundan alınır mı?’ …diye soruyorum sonra, kötü bir niyetim yok oysa…

*

Tabii henüz yazmıyorum, zihnimde çeviriyorum yukarıdakileri. Tweetlere bakıyorum bir yandan. Bir tweet  görüyorum tam o sıra; Allah, Devlet Bahçeli!

 

Bahçeli’nin 1 Mayıs sonrası ilk sanal görüşmesi!

 

Manevi , hatta ezoterik, epik ve manidar bir metin… Adeta bir destan yazılmış, gizliden bir kahramanlık destanı.  Öylesine edebi…

Halbuki 1 Mayıs tweet-setinde hala bildiğimiz Bahçeli…

Sosyal halka uzaklığının farkında olduğunu kibarca belirttikten sonra hızlıca konuya giriyor;

Yeni Bahçeli:

‘’Zaman nehri ne kadar da hızlı akıyor değil mi? Geceler gündüzleri nasıl da kovalıyor! Kopan takvim yaprakları sanki ruhumuza düşüyor.

Acaba huzurun şafağında mıyız, yoksa günbatımında mı? Umuda yelken mi açıyoruz, ya da uçuruma doğru yol mu alıyoruz? Ne derseniz?’’ (redaktöre not: ‘ne dersiniz’ olacaktı sanırım?)

Romantik ve tehditkar, öyle değil mi? Twitter’da biraz Fuat-Avni, biraz Avni-Mutlu Gezi’den konuşuyor -  Az sonra Mutlu Devlet’e bağlanacağız sanki:

‘’Önümüzde beliren ufuk çizgisinin kurtuluşun müjdesi olmasını ümit ediyorum. Aksi takdirde toplumsal kuruma, kayma ve kavrulma kaçınılmazdır.’’…diye devam ediyor, sanıyorum benim gördüğümü o da görüyor…

‘’Hafıza kaybına uğramamışlar için bütün dünler bugünleri ve yarınları aydınlatan fenerlerdir. Bu fener yandığı sürece baht ve yol açıktır. Hiçbir koltuk, hiçbir makam, hiçbir rütbe ilkelerin, ülkülerin, geçmişteki söz ve sağlam duruşların önüne geçmemelidir, geçemeyecektir. Hesaplaşmadan helalleşme olur mu?

Menfaatin çekim gücüne kapılıp da fedakârca yapılan mücadeleler bir kalemde silinir mi?’’ (Bu son cümle çok tartışılır yalnız sayın yazar, sanırım devrik cümle… Acaba: ‘Fedakârca yapılan mücadeleler menfaatin çekim gücüne kapılıp da bir kalemde silinir mi?’ mi olacaktı )

Bence doğru söylüyor… Bu konuya değineceğim ama şimdilik kısaca; benim içim de ‘AKP’li bir koalisyona el vermiyor.

Edebiyattan ebediyata geçiyor Bahçeli:

‘’Bir şairin dediği gibi; iki tür nokta var, biri önüne ve ardına bakar; biri ardına bakmaz, ardını noktalar.’’

Arada kalan yok olur anlamına gelen bu yorum, bertaraf olan bitaraf olur mu diyor, acaba?

Galiba.., öncekinin söylediğini söylüyor, yine de belki artık doğru söylüyor.

Lakin aslında üç tür nokta var bence; ilki yalnız ardındaki metne bakar ki noktalamaya o başlar.

BİZ o noktayı sert bastık sayın Bahçeli, noktalamaya daha yeni başladık BİZ… (son nokta büyük)

Yine bir Gezi sabahı gibi ortam, Bahçeli bir bahar meltemi gibi:

‘’Her karanlık gecenin isini bir sabah aydınlığı siler. Her kışı bir bahar izler. Yusuf’u kuyudan çıkaran muhteşem kudret, Yunus’u balığın karnından kıyıya ulaştıran muazzam hikmet doğrunun yanındadır.’’

O sırada diğer pencerede bir ozan topraktan bir türkü çığırıyor:

‘’İnsanları düşün anne! Düşün ki yüreğin sallansın. Düşün ki o an güneşli güzel günlere inanan, mutlu bir yusufçuk havalansın... ‘

Derken… bir aşık ele alıyor sazı , havadan, sudan haber veriyor:

‘’Bir bahçeye giremezsen, durup seyran eyIeme. Bir gönüI yapamazsan, yıkıp viran eyIeme.

Sözü yeniden Devlet Bahçeli alıyor gönülden:

‘’Musa’yı Firavun’un elinden alıp hükümran yapan yüce el, mazlumun ahını yerde bırakmayacak, sa’’bredeni mutlaka zaferle buluşturacaktır.’’

‘’İIim iIim biImektir, iIim kendin biImektir, sen kendini biImezsen, bu nice okumaktır.

 SeveIim, seviIeIim, dünya kimseye kaImaz.’’

Diye güzelliyor aşık… Onlar böyle atışadursun zihnimde;

‘Beni bende demen bende değiIem, bir BEN vardır bende benden içeri.’ diyesim geliyor,  ki tam o sırada Devlet Bey bu kez BEN’i bölüyor; 

Firavunlardan, yüce ellerden, uçurumlardan ve şafaklardan söz ediyor.

Fondaki Ozan türkü söylemeye devam ediyor:

‘’Ala şafağında ülkemin yıldız uçurmak varken oturup yıldızlar içinde kendi buruk kanımı içtim

Ne garip duygu şu ölmek? ‘’

Anne?

Ne acaip bir senaryo olmaya başladı, ne bütünleşik bir metin bu anne!

Senaristi alnından öpmek istiyorum ama niyeti tanımlayamıyorum henüz, sahi , Bahçeli ne demek istiyor? Tamam, dinse ondan anlıyor, ezoterizmse onu da iyi biliyor; özgürlük olsa gerek, bir garip şafaktan bahsediyor ama yine de ‘durum vahim, ya uçurum ya kanatlar’ diyor.

‘’Meraklanmayın, bugün dünden daha umutlu, bugün dünden daha olumludur.’’

Diye bitirken ‘Firavunun ardındaki günesi  boşver, şafak BEN’im oyunu bana ver’ mi diyor?

Benim okuduğumu sanırım okur da okuyor…

İnanın ağdalı dilimin, şiirsel paragraflarımın hükmü olmaz böyle rakibin yanında, yine de naçizane aynı dilden konuşmaya çalışacak destansı olmaya özen göstereceğim:

Metaforik,  mitolojik bir fantazmadayız sanki. Kime konuşuyor Bahçeli? Yeni kampanya mı bu başlayan, yoksa, Hisseli Harikalar Kumpanyası mı?

 

Yarın: Gizli gizli, SİZ’li BİZ’li -2 : BİZ’ler ne isteriz?

@ErenTopcu_

 

Yazarın Diğer Yazıları

Galatasaray Lisesi’nde tacizin marka değeri var mıdır?

Kol kırılır yen içinde kalır; peki yen de yırtıldıysa?

Bütün bunlar Snowden'ın hain olduğunu ispatlar mı?

Snowden tweet attı, kış geldi, Arap Baharı 6. sezon yaklaşıyor...

'Oku' diye başlayan kitabı 'okuma' diye noktalayan zihniyet

Hiçbir can, hiçbir uğurda feda olmak zorunda değildir