22 Haziran 2024

Gelir ve kurumlar vergisi kanunlarında yapılması düşünülen değişiklikler

Eğer tüm düzenlemeler ifade edildiği şekilde yapılırsa yine çok sayıda vergi ihtilafları ile karşılaşacağımız kesin

Değerli okurlar, Orta Vadeli Program’da, kamu mali yönetiminde sürdürülebilir ve sağlıklı gelir kaynaklarının artırılması için vergi tabanının genişletilmesi ve vergilemede gönüllü uyumun artırılmasına yönelik çalışmaların sürdürüleceği belirtilmişti.

Ayrıca vergi harcamalarının gözden geçirileceği ve etkin olmayan istisna, muafiyet ve indirimlerin kaldırılacağı ifade edilmişti.

İlkeler ne şekilde ifade edilirse edilsin, ana amaç, vergi gelirlerini artırmaktır. Aylardır Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bu amaç doğrultusunda, vergi kanunlarında yapılması düşünülen düzenlemeleri kamuoyu ile paylaşarak bir anlamda nabız yoklamıştır. Kamuoyu vergi yükünü artıracak çok büyük kapsamlı bir değişiklik paketi ile karşı karşıya kalacağı konusunda hazırlanmıştır.

Ülkemiz gerçeklerine göre, bu ölçüde büyük değişikliğin siyasi sonuçları da olabileceği için Cumhurbaşkanının onayı olmadan kapsamlı bir vergi paketi çıkarmak mümkün olamaz. Bu nedenle, basına yansıyan açıklamalardan anlaşıldığı üzere, yapılması düşünülen vergisel düzenlemeler Cumhurbaşkanına açıklanarak, onayına sunulmuş bulunuyor.

Basına yansıyan açıklamalardan Cumhurbaşkanının bazı değişikliklere onay vermediği anlaşılıyor.

Ancak çok ilginç bir şekilde dün Cumhurbaşkanına yapılan ayrıntılı sunum kamuoyuna yansıdı. Sunumu kimin paylaştığını bilemeyiz, ancak keşke bunu Maliye kamuoyuna kendisi paylaşıp, görüşe açsaydı!

Şimdi kamuoyu bu bilgiye ulaştığına ve bazı öneriler Cumhurbaşkanınca onaylanmadığına göre, Maliyenin yapılması düşünülen değişikliklerle ilgili son durumu kamuoyuna açıklama borcu olduğunu düşünüyorum. Üstelik bu yaklaşım gecikmeli de olsa bu metin kanun teklifi olarak Meclise sunulmadan önce kamuoyunun görüşünü almak için vesile olur.

Sunumda yer alan bazı konuları daha önce basında çıkan haberlerden öğrenerek kaleme almıştım. Bu nedenle daha önce değerlendirdiğim konulara daha az yer vererek sunumun gelir ve kurumlar vergisi ile ilgili bölümlerini özetlemeye çalışacağım.

Çok uluslu şirketlerde küresel asgari kurumlar vergisi uygulaması

OECD BEPS projesi kapsamında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu yaklaşık 140 ülke tarafından onaylanan mutabakat metnine göre yıllık konsolide hasılatı 750 milyon Euro eşiğini aşan çok uluslu işletme gruplarının düşük vergileme yapılan ülkelerdeki şube, iştirak ve işyerlerinin asgari bir tamamlayıcı vergilemeye tabi tutulması kararı alınmış bulunuyor.

Faaliyet gösterilen her bir ülke bazında belirlenen efektif vergi oranı yüzde 15 oranının altında olduğunda, o ülkede doğan kârlara tamamlayıcı bir vergi uygulanacak. Tamamlayıcı verginin alınmaması durumunda grubun merkezinin bulunduğu ülke bu vergiyi alacak.

Örneğin, merkezi Almanya’da olan çok uluslu bir şirketin Türkiye’de bulunan şirketi yatırım teşvik vb. istisnalar nedeniyle vergi ödemediği veya yüzde 15’ten daha az bir oranda ödediği durumda, ülkemizde bir düzenleme yapılmadığı takdirde, fark vergi Almanya tarafından alınacaktır. Aynı kural ülkemiz merkezli çok uluslu şirketler içinde geçerli olacak.

Bu nedenle ülkemizde de böyle bir düzenlemenin yapılması beklenmekteydi. Bu konudaki beklenti ve gelişmeleri 23 Mayıs 2024 tarihli yazımda açıklamaya çalışmıştım. Özetle bu düzenleme önerisi zaten beklenen ve ülkemizin lehine olan bir düzenleme.

Sunumdan, uluslararası model kurallarıyla uyumlu olarak Kurumlar Vergisi Kanununa «Yerel ve Küresel Asgari Kurumlar Vergisi» başlıklı bir bölüm ekleyeneği, 13 madde ve 1 geçici maddeden oluşan düzenleme taslağı hazırlanmış olduğunu resmen öğrenmiş olduk.

Bu önerinin Cumhurbaşkanınca onaylanmış olması beklenen bir sonuç, hatta kesin diyebiliriz.

Yurt içine yönelik asgari kurumlar vergisi uygulaması

Bu konuyu 18 Haziran 2024 yazımda değerlendirmiş ve eleştirilerimi sıralamıştım.

Sunumda 1 milyon 143 bin 344 kurumlar vergisi mükellefinin yaklaşık yarısının zarar ya da matrahsız beyanname verdiği; bu mükelleflerin 5,7 trilyon TL gibi bir bilanço karı, 60 trilyon TL hasılatı olduğu belirtildikten sonra, bir “vergi güvenlik müessesesi” olarak bazı AB ve OECD ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de asgari kurumlar vergisi (minimum tax base) uygulamasının getirilmesi öneriliyor.

Sunuma göre asgari kurumlar vergisi;  tahakkuk eden kurumlar vergisi, indirim ve istisnalar (iştirak kazancı, gemicilik kazanç istisnası, emisyon primi istisnası ve gayrimenkullerden elde edilen kazançlar hariç olmak üzere yatırım fon işletmeciliği kazanç istisnası hariç) düşülmeden önceki kurum kazancının yüzde 10’u olarak hesaplanan asgari vergi veya beyan edilen hasılatın yüzde 2’si (Banka ve finans kurumlarında aktif toplamının yüzde 2’si) matrah kabul edilerek yüzde 10 oranında hesaplanan asgari verginin, yüksek olanından az olamayacak.

Hasılat esas alınarak tahsil edilen asgari kurumlar vergisi, mükellef tarafından takip eden beş hesap dönemi boyunca asgari vergi üzerinde ödenmesi gereken kurumlar vergisinden mahsup edilebilecek.

Yeni işe başlayan kurumlar vergisi mükellefleri için işe başlanılan dönem dahil 3 vergilendirme dönemi asgari vergi uygulanmayacak.

Cumhurbaşkanına, öngörülen oranları artırma ve azaltma yetkisi verilecek.

Asgari kurumlar vergisi uygulamasına 1.1.2025 tarihinden itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere başlanılması öngörülüyor. Ancak Kanunun yayımı tarihinden önce yatırım teşvik belgesi alınanlar için bu kazanca isabet eden tutarla sınırlı olmak üzere yüzde 10 oranı yüzde 5 olarak uygulanacak. 2025 yılı için ilave 90 milyar TL yıllık gelir etkisi olacağı değerlendiriliyor.

Cumhurbaşkanının bu öneriyi de onaylamış olması beklenir. Ancak önerinin özellikle hasılat (ciro) üzerinden asgari vergi alınması bölümünün yeniden değerlendirilmesinde yarar var.

Teknik olarak, normal beyana göre devreden zarar durumu ile geçmiş yıl zararlarının mahsubu sebebiyle matrah oluşmayan durumlarda asgari vergi alınmasını doğru bulmuyorum. Üstelik sadece hasılat esasında 5 yıl mahsuba izin verilip, istisna ve zarar nedeniyle asgari vergi alınması halinde mahsup öngörülmemesi de eksikliktir.

Öneri gözden geçirilerek uygulanabilir hale getirilebilir.

Asgari gelir vergisi uygulaması

Sunumda, gelir vergisinde asgari kar haddi, ortalama kar haddi, gayrisafi hasılat esası, hayat standardı esası ve servet beyanı gibi vergi güvenlik müesseselerin kaldırılmış olduğu, bugün için vergi güvenliğini sağlayacak bir sistem ya da asgari gelir vergisi uygulaması bulunmadığı belirtildikten ve ticari, zirai ve mesleki kazançları nedeniyle yıllık beyanname veren gelir vergisi mükelleflerinin, gider ve zarar mahsubu nedeniyle ya vergi ödemediği ya da cüzi miktarda vergi ödediği tespiti yapıldıktan sonra asgari vergi uygulaması öneriliyor.

Öneriye göre asgari gelir vergisi; yıllık beyannamelerinde beyan ettikleri vergiye tabi kazançlarının (zarar beyan edenler dahil), gayrisafi hasılat/net satış tutarlarının yüzde onundan az olması durumunda mükelleflerin vergiye tabi kazançları; gayrisafi hasılatlarının/net satış tutarlarının yüzde 10’u kabul edilecek ve oluşan kazanç farkı üzerinden tarifeye göre hesaplanacak.

Mükellef tarafından takip eden beş hesap dönemi boyunca asgari vergi üzerinde ödenmesi gereken gelir vergisinden mahsup edilebilecek.

Yeni işe başlayan gelir vergisi mükellefleri için işe başlanılan dönem dahil 3 vergilendirme dönemi asgari vergi uygulanmayacak.

Cumhurbaşkanı, bu maddede yer alan oranı; artırma ve azaltma yetkisi verilecek.

Asgari gelir vergisi uygulamasına 01.01.2025 tarihinden itibaren elde edilen kazançlar için geçilmesi durumunda yıllık ilave 58,6 milyar TL gelir etkisi olacağı değerlendiriliyor.

Mehmet Şimşek’in açıklamalarında, gayrisafi hasılat/net satış tutarlarının yüzde 5’inin matrah kabul edilerek asgari vergilendirme yapılacağı ifade edilmişti. Sunumda bu oran yüzde 10 olarak zikrediliyor. Demek ki bu konuda görüş değişikliği söz konusu olmuş.

Özel gider (harcama) bildirimi uygulamasının ihdası

Bu konu da öteden beri tartışılır. Önerilen düzenleme ile Risk analizi sonucu beyana tabi gelirleri ile yapılan harcamaları arasında yüzde 20’nin üzerinde uyumsuzluk olan mükelleflerden Özel Gider (Harcama) Bildirimi istenmesi ve aradaki farkın izah edilememesi durumunda ilgili hakkında vergi incelemesi yapılması, izah edilemeyen farkların arızi kazanç olarak kabul edilerek gelir vergisi tarh edilmesi öngörülüyor.

Böyle bir düzenleme yapılmasını mümkün görmüyorum. Zaten sunumdan sonra Şimşek tarafından bu konu hiç dile getirilmedi. Demek ki Cumhurbaşkanı konuya sıcak bakmamış!

Bu öneri Gelir Vergisi Kanununda köklü değişiklikler yapılmasını gerektirecek ve sistemi temelinden değiştirecek niteliktedir.

Geçmişte benzeri bir düzenleme Sayın Zekeriya Temizel’in Maliye Bakanlığı döneminde getirilmiş, ancak AK Partinin hükümete gelmesiyle söz konusu düzenleme hiç uygulanmadan kaldırılmıştı. Şimdi böyle bir önerinin yasalaştırılması mevcut hükûmet açısında ciddi bir çelişkidir. İzahı gerçekten zordur.

Bazı serbest meslek faaliyetleri ile ticari kazançlarda hasılat takibi

Sunumda, ticari veya serbest meslek faaliyetlerinde bulunan mükelleflerin ihtiyaca göre zaman zaman yapılan yoklamalarla takip edilmekte olduğu, hasılat tutarının/gelirin eksik bildirildiği veya beyan dışı bırakıldığı ya da belge düzenine uyulmadığının tespit edilmesi halinde mükellefler hakkında cezai işlem yapıldığı veya incelemeye sevk edildiği, yapılan hasılat tespitlerinin dönem matrahının tespitinde kullanılması yönündeki tarhiyatların yargı tarafından iptal edilmekte olduğu belirtildikten sonra, serbest meslek erbabı (doktorlar, diş hekimleri v.b.) ile ticaret erbabının (restoran, cafe, kuaför, v.b.) bir ayda üç, yılda da toplam 12 defadan az olmamak üzere yapılacak yoklamalarla günlük hasılatlarının tespit edilmesi, mükellef tarafından beyan edilen hasılat ile yoklamalarda tespit edilen hasılat arasında bir fark (yüzde 20 gibi) bulunması halinde mükellefin izaha davet edilmesi, izahatının yeterli görülmemesi ve mükellefin beyanını düzeltmemesi halinde, yapılmış hasılat tespitleri esas alınarak vergi dairesince re’sen tarhiyat yapılması veya mükellefin vergi incelemesine sevk edilmesi önerilmektedir.

Söz konusu mükellefler nezdinde hasılat tespiti yapılması ve şüpheli görünen durumlarda bu mükelleflerin vergi incelemesine sevk edilmesi mevcut yasal düzenleme ile pekâlâ yapılabilir.

Oysa; bu tür durumlarda otomatik tarhiyat yapılması için yasal düzenleme gerekir. Önerilen düzenleme ile bu tür bir yasal dayanak arayışı içinde olunduğu anlaşılmaktadır. Ancak böyle bir düzenleme hatalı olacak ve yapılacak tarhiyatların yargıda iptal edilmesi düzenlemeye rağmen kanaatimce devam edecektir. 

Çünkü eskiden hayat standardı ve ortalama kar haddi gibi müesseseler kanunda yer aldığı ve otomatik tarhiyat öngörüldüğü halde yargıda bu müesseselere istinaden yapılan tarhiyatlar kaldırılmaktaydı.

Yeniden benzeri bir sürece girmek günümüzde kabul edilebilir bir durum değildir. Tahsilat amacıyla vergi tekniğini zorlamak kabul edilemez.

Kurumlar vergisinde bazı ödemelerin tevkifat kapsamına alınması

Mevcut durumda kurumlar vergisinde sadece yıllara sari inşaat ve onarım işlerinde ödenen hakedişler üzerinden yüzde 5 oranında tevkifat yapılıyor.

Sunumda dünya uygulamalarında ticari kazanca yönelik bazı ödemelerin de vergi kesintisinin kapsamına alındığı, örneğin Hindistan’da “Profesyonel hizmetler, teknik hizmetler, sözleşmeye dayalı her türlü ödemeler” vergi kesintisi kapsamında olduğu, ayrıca kurumların bankadan her nakit çekişinin de vergi kesintisi kapsamına alındığı, benzer şekilde Brezilya’da da teknik hizmetler kapsamında yapılan ödemeler üzerinden yüzde 1,5 oranında kesinti yapıldığı belirtilerek, katma değer vergisinde kısmi tevkifatın konusuna giren (yapım işleri, iş gücü temin hizmeti, danışmanlık- denetim hizmetleri, yemek servis hizmetleri gibi) özellikli bazı işlemlerin kurumlar vergisi açısından da tevkifata tabi tutulması, ayrıca günümüzde yaygınlaşan e-ticaret platformları aracılığıyla gerçekleşen ödemelerden vergi kesintisi yapılması önerilmektedir.

Tevkifat uygulamaları tipik bir “peşin vergileme” uygulamasıdır. Ancak özellikle KDV tevkifatında son yıllarda bu müessese vergi tahsil aracı haline getirilmiştir.  Eğer kurumlar vergisinde bazı ödemeler için tevkifat getirilecekse bunun oranının makul olması beklenir. Örneğin yıllara sâri inşaat işleri için uygulanan yüzde 5 oranı günümüzdeki kar oranlarına bakıldığında gerçekten yüksektir.

Borsa kazançlarının vergilendirilmesi

Sayın Şimşek tarafından sunumda yer alan bu önerinin ertelendiği ifade edilse de, sektörün talebi ve Cumhurbaşkanının konuyu onaylamaması nedeniyle bu vergilemeden vazgeçildiği anlaşılıyor.

Hisse senedi ve ortaklık payları alım-satım kazanç istisnasının yeniden düzenlenmesi

Sunumda, tam mükellef kurumlara ait olan ve 2 yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin (BİST’te işlem görmeyen) elden çıkarılmasından doğan kazançlar gelir vergisinden istisna olduğu, ortaklık haklarının elden çıkarılmasından doğan kazançların ise istisna kapsamında olmadığı, BİST’te işlem gören hisse senetlerinin alım satımından elde edilen kazançlardan ise geçici 67’ye göre tevkifat oranının yüzde 0 olması nedeniyle hali hazırda vergi alınmadığı ve bu gelirler için beyanname verilmediği belirtildikten sonra, tam mükellef kurumlara ait olan ve 2 yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerine uygulanan istisnaya ilişkin elde tutma süresinin 5 yıla çıkarılması ve istisna kapsamına ortaklık paylarından doğan kazançların da (limited şirket payları vb.) dahil edilmesi önerilmektedir.

Ancak sunumdaki açıklamalar kafa karıştıracak niteliktedir. Çünkü kullanılan ifadeler GVK mükerrer 80 inci madde kapsamında gerçek kişilerin hisse senedi alım satım kazançlarına ilişkindir. Oysa kamuoyuna bizzat Sayın Bakan tarafından yapılan açıklamalar kurumların iştirak hissesi satışında uygulanan istisnanın yeni iktisap edilecek iştirak hisseleri bakımından kaldırılmasına yöneliktir.

Bu husus Sunumda ayrıca belirtilmekte ve kurumların iştirak hissesi satış ve devirlerinde uygulanan istisnaların, yeni iktisap edilen iştirak hisselerine yönelik olarak (taşınmazlarda olduğu gibi) kaldırılması, mevcut hisselerin sonraki dönemlerde satışlarında ise istisna oranının yüzde 75’den yüzde 25’e indirilmesi öngörülmektedir.

Bu nedenle sunumda yer alan yukarıdaki açıklamaların, gerçek kişilerin hisse senedi ve ortaklık payları alım-satım kazançlarında vergilendirme durumunun yeniden düzenlenmesi ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Ancak sunumun bu bölümünde kullanılan bazı ifadeler hatalıdır. Çünkü GVK mükerrer 80 inci maddede, tam mükellef kurumlara ait iki yıldan uzun süre elde tutulmuş hisse senetlerinin elden çıkarılması istisna edilmiş değildir. Bu kazançlar gelir vergisinin konusuna girmez.

Kamuoyuna daha önce açıklanmayan bu düzenlemeden vazgeçildiği anlaşılmaktadır. Vazgeçilmemiş olması halinde bu düzenleme çok tartışılacaktır. 

Kripto varlıklar ile ilgili işlem vergisi getirilmesi ve bu varlıklardan elde edilen gelirlerin vergi mevzuatında tanımlanması

Bu konu uzun zamandan beri tartışılmakta ve yasal düzenleme hazırlıkları devam etmektedir. Dolayısıyla beklenen bir düzenleme olup, zaten Meclise sevk edilmiştir.

Sunuma göre, kripto varlıkların 2 yöntemle vergilendirilmesi mümkündür:

  1. Alım satımlarından belli bir oranda (on binde 2) işlem vergisi alınması.
  2. Alım-satımdan elde edilen gelirden gelir vergisi alınması.

✓ Gelir Vergisi Kanununda yapılacak münhasır bir madde düzenlemesiyle bu varlıkların SPK düzenlemesine tabi platformlar aracılığıyla satışından elde edilen tutarların gelir vergisine tabi olduğu ve üzerinden stopaj yapılması stopajın nihai vergi olması, işlem vergisi uygulanması durumunda stopaj oranının yüzde 0 olarak belirlenmesi

✓ SPK düzenlemesine tabi olmayan platformlardan elde edilen ve stopaj yoluyla vergilendirilmeyen kazançların ise genel esaslara göre beyan edilmesi Ayrıca, kripto varlık satışlarının KDV’den istisna edilmesi

Yap işlet ve devret modeli ile kamu özel işbirliği projeleri kapsamında elde edilen kazançlardan yüzde 30 oranında kurumlar vergisi alınması

3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun ve 6428 sayılı Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel İş Birliği Modeli ile Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Kapsamında faaliyet gösteren kurumların bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranının yüzde 25 yerine yüzde 30 olarak uygulanması önerilmektedir.

Bu önerinin kamuoyun memnuniyetini artırmak için yapılmak istediği anlaşılıyor. Çünkü kapsama giren kurumların çok yüksek kazanç elde ettikleri söyleniyor. Halihazırda bu kapsamda 44 mükellef bulunduğu, 2023 yılında bu mükelleflerden 7’sinin 12,6 milyar TL matrah beyan etmiş olduğu, 37 mükellefin ise matrah beyan etmediği sunumda belirtiliyor.

Bu öneri kabul edilir ve bu mükellefler için kurumlar vergisi oranı yüzde 30 olarak uygulanırsa, 557 milyon TL kurumlar vergisi tahsil edileceği öngörülüyor. Bu tutar da düzenlemenin simgesel olduğunu gösteriyor.

Sanırım Sayın Cumhurbaşkanı da bu öneriye karşı çıkmamıştır. 

Diğer düzenleme önerileri

* Basit Usul Sisteminin Kaldırılması ve Nüfusu 30.000’i Aşmayan İlçelerde Faaliyette Bulunanların Esnaf Muaflığı Kapsamına Alınması,

* Esnaf Muaflığının Kapsamının Genişletilmesi, «Vergiden Muaf Esnaf Belgesi» Alımının Zorunlu Olması ve Belgenin Belirli Bir Harç Karşılığı Verilmesi,

* Bahşiş Gelirlerinde Basitleştirilmiş Vergi Uygulaması (Bahşiş gelirlerinin; işverenlerce ayrı açılan bir banka hesabında takip edilmesi, fatura/fiş bedelinin yüzde 10’undan fazla olmaması, çalışan başına aylık brüt asgari ücreti aşmaması, bahşiş gelirlerinden yüzde 10 tevkifat yapılmak suretiyle çalışanlara aktarılması kaydıyla bu gelirlerin ayrıca ücret matrahına dahil edilmemesi),

* Moto Kurye Faaliyetlerinden Doğan Kazançlarda Basit Vergileme Usulüne Geçilmesi (Ticari kazanç mükellefi olan moto kuryelere bu hizmetleri karşılığı yapılan ödemelerden yüzde 15 oranında tevkifat yapılması ve bir takvim yılı içinde elde ettikleri gelirlerin tarifenin dördüncü dilimini (2024 takvim yılı için 3.000.000 TL’yi) aşmaması halinde tevkifatın nihai vergileme olması, aşması halinde ise beyanname verilmesi),

* Startup Şirketlerindeki Hisse Senedi Opsiyonlarında Vergisel Kolaylık Sağlanması (Sanayi Bakanlığınca tanımı yapılacak Ar-Ge ve tasarım faaliyetlerinde bulunan Startup işletmelerinde çalışan personele şartların sağlanması koşuluyla verilen hisse senedinin elde tutulduğu süreye göre -ücretin vergilendirilmesi yönünden- vergisel kolaylık sağlanması öngörülmektedir.),

* Geçmişte Uygulanan Altın Esaslı Muhasebe Uygulamasının Borsası Olan Kıymetli Madenler İçin İhdası (Geçmişte altın ticareti ile uğraşanlara tanınan ve enflasyon düzeltmesi yapılması zorunluluğunun getirilmesi üzerine 1/1/2004 tarihinde yürürlükten kaldırılan maliyet artırımı uygulamasının sektörden gelen talepler dikkate alınarak tekrar uygulanmasına yönelik düzenleme yapılması, bu düzenlemenin altının yanı sıra Borsa İstanbul’da kıymetli madenler piyasasında işlem gören diğer kıymetler(gümüş, platin, paladyum) için de uygulanması önerilmektedir. Bu imkânın sadece sürekli olarak işlenmiş altın alım satımı ve imalatı ile iştigal eden bilanço esasına göre defter tutan mükelleflere tanınması kabul edilemez. Enflasyon düzeltmesi uygulanmayan dönemlerde yeniden değerleme yapma imkânı bulunmayan tüm iktisadi kıymetlere için tüm mükelleflere bu hak tanınmalıdır.),

* İşletmelerin Aktifinde Yer Alan Kıymetli Madenler İle Kıymetli Madenlere Dayalı Mevduat Hesaplarının Borsa Rayici İle Değerlenmesi (Mevcut durumda ana faaliyet konusu kıymetli maden alım satımı olmayan işletmelerce yatırım amaçlı olarak satın alınan altın, gümüş, platin ve paladyum gibi kıymetli madenler, dövizde olduğu gibi değerlenmediğinden, bu kıymetlere ilişkin değer artışları satış aşamasına kadar vergilendirilmemektedir. Bu değer artışlarının geçici vergi dönemi dahil vergilendirilmesi önerilmektedir. Benzer yatırımların benzer vergilendirme esaslarına tabi tutulması esastır. Bu nedenle söz konusu değişiklik önerisi isabetlidir.),

* Konut Kiralarındaki İstisnasının Kaldırılması ve Vergilemenin Tevkifat Usulü ile Yapılması (Sunumda, konut kira gelirleri için uygulanan istisnanın devam ettirilmesi, konut kira ödemelerine tutarına bakılmaksızın bankalar aracılığıyla ödeme zorunluluğu getirilmesi ve ödemeler üzerinden banka tarafından yüzde 20 tevkifat yapılması zorunluluğu getirilmesi, 2024 yılında kira gelirinin tarifenin üçüncü gelir dilimini (580 Bin TL) aşmaması halinde beyanname verilmesinin ihtiyari bırakılması, aşması halinde ise beyanname verilmesi ve tevkifatın mahsup edilmesi önerilmektedir. Kamuoyuna defalarca konut kira istisnasının kaldırılacağı açıklanmış olmasına rağmen Sunumda devam ettirileceğinin ifade edilmesinden, yapılan eleştirilere kulak verildiği ve yapılması düşünülen düzenlemeden vazgeçildiği anlaşılmaktadır. Kira gelirlerin özel banka hesapları ile ödenmesi zorunluluğu getirilmesi ve bu gelirlerin prensip olarak bankalarca yapılacak tevkifat ile vergilendirilmesi öteden beri önerilen bir uygulama olup, son derece isabetlidir. Çok sayıda vatandaşı beyanname külfetinden kurtaracaktır.)

* Değer Artışı Kazancındaki İstisnaların Kaldırılması (Sunumda, gayrimenkullerin satış bedeli olarak tekil değerlemeye göre belirlenmiş tapu satış değerinin de dikkate alınması, elde tutmaya bağlı 5 yıllık vergilendirilmeme süresinin sadece bir konut için uygulanması ve diğer konutlar için kaldırılması, değer artışı kazançları için var olan istisnanın (2024 takvim yılı için 87.000 TL) kaldırılması, taksi plakalarının elden çıkarılmasından doğan kazançlara uygulanan istisnanın kaldırılması önerilmektedir.

* İştirak Hissesi Satış Kazancı İstisnasının Kaldırılması (Kurumların iştirak hissesi satış ve devirlerinde uygulanan istisnaların, yeni iktisap edilen iştirak hisselerine yönelik olarak (taşınmazlarda olduğu gibi) kaldırılması, mevcut hisselerin sonraki dönemlerde satışında ise istisna oranının yüzde 75’ten yüzde 25’e indirilmesi önerilmektedir. Müktesep hakların korunması kapsamında eskiden iktisap edilen hisselerde istisnanın devam ettirilmesi isabetlidir, ancak oranın yüzde 75’ten yüzde 25’e düşürülmesi Anayasaya aykırıdır. Taşınmazlarda oran yüzde 50’den yüzde 25’e düşürülmüştü. Yani iki varlıktaki oran değişimi orantılı değildir.),

* Gayrimenkul Yatırım Fon ve Ortaklıklarına Tanınan İstisnanın Kaldırılması (GYO ve GYF’ler dahil tüm fon ve ortaklıkların sahip oldukları gayrimenkullerden elde ettikleri kazançlarının yüzde 50’sinin dağıtılma şartına bağlı olarak istisnanın devam ettirilmesi, ancak gayrimenkullerden elde edilen kazançlar dolayısıyla asgari kurumlar vergisi ödenmesi önerilmektedir. Kamuoyuna daha önce bu istisnalarını tamamen kaldırılacağı duyurulmuştu. Sayın Şimşek sonradan yüzde 50 kar dağıtma koşuluyla bu istisnaların devam ettirileceğini açıklamıştı. Sanırım sektörün tepkisi bu değişimde etkili oldu.)

* Serbest Bölge İstisnasının İhracat Gelirleri ile Sınırlandırılması (Mevcut durumda serbest bölgelerdeki üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançların tamamı, üretilen ürünlerin yurt içine ya da yurt dışına satılıp satılmadığına bakılmaksızın kurumlar vergisinden istisna edilmektedir. Bölgede imal edilen ürünlerin FOB bedelinin en az yüzde 85’inin ihraç edilmesi durumunda çalışanların ücretleri gelir vergisinden istisnadır. Önerilen düzenleme ile serbest bölgelerde faaliyet gösteren kurumların münhasıran ihracattan elde ettikleri kazançların istisna olması, yurtiçine yaptıkları satışlardan elde edilen kazançlara tanınan istisnanın kaldırılması öngörülmektedir. Stopaj teşvikinde değişiklik önerilmemektedir. Bu düzenlemenin de genel kabul göreceğini düşünüyorum.)

*  Ar-Ge Personeline Uygulanan Ücret İstisnasına Üst Limit Getirilmesi (Önerilen düzenleme ile teknokentler ve Ar-Ge merkezlerinde çalışanlara uygulanan istisnanın brüt asgari ücret tutarının beş katı (bu yıl 100.012,50 TL) olarak bir üst sınır getirilmesi öngörülmektedir. Bu önerinin gündeme gelmesinde, teknokentler ve Ar-Ge merkezlerinde uzaktan çalışma imkânı getirilmesiyle bu alanlarda çalışanların kontrol edilebilirliğinin azalmasının etkili olduğu anlaşılmaktadır.)

Bu yazı için son sözlerim…

Vergisel açıdan yapılması düşünülen düzenlemeler çok kapsamlı olduğundan bugün sadece gelir ve kurumlar vergisi ile ilgili olanları özetlemeye çalıştım. İzleyen günlerde diğer vergilerle ilgili yapılması düşünülen düzenlemelere de değineceğim.

Şahsi kanaatim bu düzenlemelerin reform niteliğinde olmadığı yönündedir. Amacın tamamen tahsilata yönelik olduğunu ve bir sistematik içermediğini düşünüyorum. Ölçülü olmadığını ise sanırım söylememe gerek yok. Eğer tüm düzenlemeler ifade edildiği şekilde yapılırsa yine çok sayıda vergi ihtilafları ile karşılaşacağımız kesindir.

Umarım gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri torba yasa ile getirilecek yükün altından kalkarlar! 

Erdoğan Sağlam kimdir?

Erdoğan Sağlam Ankara'da doğdu, ancak nüfusta doğum yeri olarak Çorum görünüyor.

Liseyi İstanbul Maliye Okulu'nda yatılı okudu. Böylece mesleğe çok erken bir giriş yaptı. Ardından Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü'nü bitirdi. Üzerinde lise ve fakülteyi ikincilikle bitirmek gibi bir lanet vardır. En birinci ikincidir.

Üniversiteyi bitirmesinin ardından Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanlığı Kurulu sınavını kazandı. Yedi yıl Hesap Uzmanı olarak çalıştıktan sonra 1994 yılında ayrılarak özel sektöre geçti. Bir yıl süreyle bir şirketler grubunun mali işler direktörlüğünü yaptı.

İzleyen dönemde uluslararası danışmanlık ve denetim şirketlerinden BDO Türkiye'ye (Denet) katıldı. Halen ortak ve yönetim kurulu üyesi olarak faaliyetine devam ediyor. Eşini ve işini çok seviyor.

Başta Vergi Konseyi ve TÜSİAD olmak üzere pek çok mesleki sivil toplum kuruluşunun vergi çalışmalarına katkıda bulunuyor.

2003 -2010 yılları arasında ve 2020 yılında Milliyet gazetesinde, çalışma hayatı boyunca mesleki dergilerde vergisel konularda çok sayıda makalesi yayımlandı. Mayıs 2020'den itibaren T24'te yazmaya başladı.

Teknik bir kitap yazmak istemediği için henüz bir kitabı yok. İleride en azından bir şiir kitabı, bir de polisiye roman yazmak istiyor. Yeminli mali müşavirlik ve bağımsız denetçilik lisanslarına sahiptir.

Yazarın Diğer Yazıları

Vergisel değişiklikler öngören torba yasa Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçti, yurt içi asgari kurumlar vergisinde tartışmalar sürüyor

Tüm bağış ve yardım indirimlerinin asgari vergi kapsamında olması kabul edilemez. En azından afet nedeniyle yapılan yardım kampanyaları kapsam dışına çıkarılmalıdır

Vergi kanunlarında değişiklikler içeren torba yasa teklifi Meclis'e sevk edildi; yurt içi asgari kurumlar vergisi uygulaması ile ilgili detaylar

İş dünyasının eleştirileri dikkat alınmamış görünüyor, benim tespit edebildiğim tek önemli değişiklik yerel asgari kurumlar vergisinde hasılat üzerinden asgari vergi alınmaktan vazgeçilmiş olması

2024 yılı ikinci geçici vergi dönemi için de enflasyon düzeltmesi yaptırılmamalı, karar hemen açıklanmalı!

Birçok mükellef, düzeltme işlemini yapmak lehine sonuç verecek olsa bile yapmak istemiyor. Şartların oluştuğu dönemlerde sadece yıl sonunda bir defa yıllık düzeltmenin yapılması yeterli görülmelidir!