02 Şubat 2024

TÜİK Türkiye'deki yoksul sayısını, hangi varsayımla milyonlarca düşük gösteriyor?

TÜİK de göreli yoksulluk tanımını kullanıyor, ancak "ortanca gelirin yüzde 50'sinin altında kalanlar yoksul sayılırlar" tanımını öne çıkarıyor. Bu durumda elbette yoksul sayısı daha az görünüyor

Toplumdaki yoksulluk ve gelir dağılımında eşitsizlik arttıkça, iktisatçılar olarak konuyu daha fazla ele alıp yazmamız gerektiğini düşünüyoruz. Böylece Türkiye'deki karar alıcıların ve özellikle siyasilerin de konuya dikkatini çekmek istiyoruz.

Son birkaç yazımda şu sonuçları ifade ettim: AB'nin istatistik kurumu Eurostat'ın verileri, Türkiye'de kişi başına ortanca harcanabilir gelirin özellikle son yıllarda diğer ülkelere göre geride kaldığını ve, daha da kötüsü, azaldığını gösteriyor. TÜİK'in verileri de gelir dağılımının giderek nasıl bozulduğunu ortaya koyuyor.  

Bu yazılara, bazıları yurt dışından, birçok meslektaşımız yorum gönderdi. Bu yorumlarda iktidarın politikalarına olduğu kadar muhalefet partilerine de göndermeler, eleştiriler vardı.

Kanada'dan yazan Reşit Serpkenci şöyle diyor: "İdeal bir dünyada, insan zanneder ki, 'muhalefet' düşünürleri bu tip verileri atmaca gibi takip eder ve sürekli dile getirirler. Nerede o günler? Heyhat."

"Bizim ülkede tepedeki yüzde 5 hane yerken, alttaki yüzde 50 hane bakıyor. Olan-bitene diğer yüzde 45 hane de şahit, fakat nasıl kıyamet kopmuyor anlamış degilim!"

Avustralya'dan Eren Doğan şu görüşü dile getiriyor: "Türkiye'de politika kararlarını verenlerin ve uygulayanların bu sonuçlara diyeceği hiçbir söz yok mu? Muhalefet partileri bu sonuçları neden iktidarın yüzüne, gözüne sallamıyor?"

Yurt içinden yazan birçok meslektaş da benzer yorumlar yapıyor; iktidar bu sonuçları görüyor, görmezden geliyor, üstlerini örtmek için yeni hukuk ve yasa ihlâlleri yapıyor. İktidarını daha da uzatmak için her yola başvuruyor.

Muhalefet de görmezden, duymazdan geliyor. Kendi kendisiyle kavga ediyor; odaklandığı yer kendine yandaş olabilecekleri seçtirmeye çalışmak. Türkiye'nin yürek sızlatan sonuçlarını başkaları, örneğin Dünya Bankası, elbette görüyor.

Bu yazıda önce Dünya Bankasının "refahın paylaşımı" ve "yoksulluğun azaltılması" ile ilgili yaklaşımına bakıyorum. Sonra da TÜİK'in yoksullukla ilgili son verilerini ele alıyorum. TÜİK yoksulluk verilerini azalıyor gibi göstermeye çalışsa da olmuyor, çünkü yoksulluk artıyor.

Yazının sonundaki cümlemi yazayım. Genel olarak dinde, özel olarak müslümanlıkta refahı paylaşmak önemli değil midir? Zekat, fitre (daha doğrusu fıtır sadakası) bu düşüncenin sonucu değil midir? Neden öyleyse sürekli din ve müslümanlık vurgusu yapan bir iktidar döneminde yoksullaşma ve gelir dağılımı bozukluğu giderek artıyor?

Dünya Bankasının "paylaşılan refah" kavramı

Harcanabilir gelirin geri düşmesinde ve azalmasında, gelir dağılımındaki bozulmanın önemli etkisi var. Dünya Bankası gelirin ve tüketimin dağılımıyla ilgili olarak son dönemde "paylaşılan refah" (shared prosperity) kavramını sıkça kullanıyor.

Banka, paylaşılan refahı kapsayıcı büyümenin bir göstergesi olarak alıyor. Kapsayıcı büyüme ve paylaşılan refah, birlikte, yoksulluğun ortadan kaldırılması yönünde önemlidir. Bakınız örneğin Dünya Bankası (14 Aralık 2023 ve 19 Aralık 2023).

Paylaşılan refahın ölçütü olarak bankanın basit bir önerisi var. En düşük gelirli yüzde 40 nüfusun (veya hanehalkının) gelirinin büyümesi, toplam nüfusun gelirinin büyümesinden büyük ise; giderek daha eşit paylaşılan bir refah artışı vardır ve yoksulluk da giderek azalıyor demektir.

Paylaşılan refah ölçütü gelir yerine tüketim büyümesi ile de tanımlanabilir. En düşük gelirli yüzde 40 nüfusun tüketimindeki büyüme, toplam nüfusun tüketim büyümesinden büyük ise; refah giderek daha eşit paylaşılıyor demektir ve yoksulluk da giderek azalıyor anlamına gelir.

Tablo 1'de Türkiye ve nüfusunun büyük çoğunluğu müslüman olan Endonezya için en düşük gelirli yüzde 40 nüfusta ve toplam nüfusta kişi başına tüketim artış oranları yer alıyor. Tabloyu kısa tutmak için tabloya başka ülke eklemedim.

Veriler Satınalma Gücü Paritesine göre hesaplanmıştır ve Hanehalkı Bütçe Araştırmalarından alınmıştır. Bu araştırmalar 2020 ve 2021 yıllarında her iki ülkede de yapılmamıştır. 

Tablo 1 Türkiye ve Endonezya'da Düşük Gelirli Yüzde 40 Nüfusun ve Toplam Nüfusun Kişi Başına Yüzde Tüketim ArtışıKaynak: Dünya Bankası (19 Aralık 2023) Not: Satınalma Gücü Paritesine göre hesaplanmıştır.

Önce Türkiye'yi kısaca inceleyelim. Türkiye'de, ele aldığımız tüm dönemlerde en düşük gelirli yüzde 40 nüfusun kişi başına tüketim harcaması büyümesi, toplam nüfustaki kişi başına tüketim harcaması büyümesinden daha küçüktür.

Demek ki, Dünya Bankasının yaptığı tanıma göre, Türkiye'deki büyüme refahı paylaşan ve kapsayıcı bir büyüme değildir. Öyleyse yoksulluğun azalmadığı sonucuna da varabiliriz. Bu sonuç, Türkiye'de ortanca harcanabilir gelirin özellikle son yıllarda azalmasını destekler durumdadır.

Şimdi kısaca Endonezya'ya bakalım. Bu ülkede, ele aldığımız dönemlerde, en düşük gelirli yüzde 40 nüfusun kişi başına tüketim harcaması büyümesi, toplam nüfustaki kişi başına tüketim harcaması büyümesinden daha büyüktür.

Dünya Bankasının yaptığı tanıma göre, Endonezya'daki büyüme refahı paylaşan ve kapsayıcı bir büyümedir. Bu durumda bu ülkede yoksulluğun giderek azaldığı sonucuna da varabiliriz.

TÜİK'in yoksulluk verileri

Peki TÜİK yeni açıkladığı yoksulluk verilerini nasıl yorumluyor? Önce yoksulluk tanımı yapalım. Üç tanım var: Birincisi mutlak yoksulluktur ve belli bir düzeyin altında parasal geliri veya parasal tüketimi olanlar yoksul sayılırlar. ABD’de mutlak yoksulluk tanımı kullanılıyor.

İkincisi göreli yoksulluktur ve nüfusun ortalama veya ortanca gelirine veya tüketimine göre tanımlanır. OECD ve Eurostat göreli yoksulluk tanımını kullanıyor. Türkiye'de TÜİK de göreli yoksulluk tanımınına göre yoksul sayısını ve oranını hesaplıyor. (Üçüncüsü çok boyutlu yoksulluktur, birçok çevre ve sosyal boyut da içerir.)

Göreli yoksulluk tanımında kimlerin ortanca gelirin yüzde 40 ile yüzde 70 arasında bir gelire ulaştığına/ulaşamadığına bakılıyor. OECD'nin önerisi ve Eurostat uygulamasına göre "ortanca gelirin yüzde 60'ının altında kalanlar yoksul sayılırlar". EAPN Europe (2023)

TÜİK de göreli yoksulluk tanımını kullanıyor, ancak "ortanca gelirin yüzde 50'sinin altında kalanlar yoksul sayılırlar" tanımını öne çıkarıyor. Bu durumda elbette yoksul sayısı daha az görünüyor.

Tablo 2'de TÜİK verilerine göre Türkiye'de 2021 ve 2022'de yüzde 50, 60 ve 70 eşiklerine göre yoksul sayısı (bin kişi) ve toplam nüfus içinde yoksulluk yüzde oranı yer alıyor.

Dikkat etmek gerek; TÜİK'in tablo başlıklarında yine 2022 ve 2023 yılları görünüyor, ama dipnotta referans yıllarının 2021 ve 2022 olduğu açıklaması var.  Anket yılı ve referans yılı karışıklığı yanlış anlamalara neden oluyor. TÜİK'in bu sunum biçimini değiştirmesi gerekir.

Tablo 2 Türkiye'de Yoksul Kişi Sayısı ve Toplam Nüfus İçinde Yoksul Nüfus OranıKaynak: TÜİK

Görüldüğü gibi, ortancanın yüzde 50'si gelir düzeyini kritik eşik olarak alırsak, yoksul sayısı da, oranı da 2021'e göre 2022'de azalıyor. OECD'nin önerdiği ve Eurostat'ın uyguladığı yüzde 60 eşiğini alırsak, yoksul sayısı ve oranı artıyor.

Aslında daha önce açıkladığımız gibi, harcanabilir gelirde düşme varsa, kritik eşik yüzde 70 bile alınabilir, ama yüzde 50 uygun değildir. Kritik eşik yüzde 60 da olsa, yüzde 70 de olsa;

1) Türkiye’de TÜİK’in verdiği izlenimden daha çok yoksul vardır, yoksul oranı yüzde 20’nin üzerindedir, son yıllarda yüzde 30’a yakın olabilir.

2) 2022'de yoksul sayısı da yoksul oranı da artmıştır. Daha önemlisi, yoksulluk artışları 2017'den bu yana devam ediyor. (Veriler tabloda yok.)

3) Yoksul sayısındaki artışın yüksek enflasyonla birlikte seyrettiği, 2023 ve 2024'te de süreceği anlaşılıyor.

Sonuçta şu soruları sorma hakkımız var. Genel olarak dinde, özel olarak müslümanlıkta refahı paylaşmak önemli değil midir? Zekat, fitre (daha doğrusu fıtır sadakası) bu düşüncenin sonucu değil midir? Neden öyleyse sürekli din ve müslümanlık vurgusu yapan bir iktidar döneminde yoksullaşma ve gelir dağılımı bozukluğu giderek artıyor?


Kaynaklar

Dünya Bankası (14 Aralık 2023) Inequalty and Sahared Prosperity
https://www.worldbank.org/en/topic/isp/overview

Dünya Bankası (19 Aralık 2023) Shared Prosperity: Monitoring Inclusive Growth
https://www.worldbank.org/en/topic/poverty/brief/global-database-of-shared-prosperity#:~:text=Shared%20prosperity%20measures%20the%20extent,to%20the%20population%20as%20whole.

EAPN Europe (2023)  What is poverty, how is poverty measured?
https://www.eapn.eu/what-is-poverty/how-is-poverty-measured/#:~:text=Within%20the%20EU%2C%20relative%20poverty,%2D70%25%20of%20household%20income

Ercan Uygur kimdir?

Türkiye'nin önde gelen ekonomistleri arasında yer alan Prof. Dr. Ercan Uygur, 1969'da ODTÜ'yü bitirdi. Mezuniyetinin ardından Devlet Planlama Teşkilatı'nda (DPT) 'uzman yardımcılığı' sınavına girdi. Ancak, Uygur'un da aralarında olduğu sınavda başarılı olan üç kişi göreve başlatılmadı.

Uygur, daha sonra sınavına girdiği Maliye Bakanlığı'nda göreve başladı. Bir yıl sonra iki yıllık lisansüstü öğrenim bursu için OECD'ye yaptığı başvuru, davet edildiği mülakatın ardından kabul edildi. İngiltere Warwick Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimi aldı. Doktorasını East Anglia Üniversitesi'nde yaptı; bu sırada bir yıl 'ekonometri' dersi verdi. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) İktisat ve Maliye Bölümü'ndeki 'ekonometri' kürsüsünde asistanlık sınavına girdi; aynı yıl bu kürsüde göreve başladı.

Doçentlik çalışmaları için 1981'de dokuz aylık Norveç Hükümeti bursu ile bu ülkeye gitti, Prof. Dr. Leif Johansen ile çalıştı. Türkiye'deki doçentlik sözlü sınavının yapılacağı gün, 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile iki jüri üyesi, Prof. Dr. Tuncer Bulutay ve Prof. Dr. Nuri Karacan üniversiteden uzaklaştırılınca yapılamayan jüri toplantısı yedi ay sonra gerçekleştirilebildi. 12 Eylül 1980 darbesini izleyen süreçte üniversiteden uzaklaştırılan Türkiye'nin önde gelen iktisatçılarından Prof. Bulutay'ın "Bizleri temsilen Mülkiye'de kalacaksın" dediği Uygur, 1983'te 'doçent' unvanını aldı.

1988'de Fulbright bursu ile ABD'ye gitti, Prof. Dr. Lawrence Klein ile LINK projesinde çalıştı. 1989'da 'profesör' unvanını aldı. 1994-2012 döneminde Koç Üniversitesi'nde yaz dersleri verdi.

Mülkiye'den 2010 sonunda erken emekli oldu. Mülkiye'de öğretim üyesiyken şu kurumlara danışmanlık yaptı: - İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi (1986-1994) - Wharton Econometric Forecasting Associates (1988-1991) - T. C. Merkez Bankası (1988-1993 ve 1997-1998) - Devlet İstatistik Enstitüsü, TÜİK (1990-1996) - ILO / Uluslararası Çalışma Örgütü (proje danışmanı, 1990) - T. C. Hazine Müsteşarlığı (proje danışmanı, 1992-1993 ve 1997-1999) - Dünya Bankası (proje danışmanı, 1999, 2002, 2009, 2010-2011) - Birleşmiş Milletler ECE (proje danışmanı, 1999-2000) - Third World Network (2009)

Yeni Yüzyıl gazetesinde köşe yazarlığı (1995-1998), Mülkiye'de İktisat Bölümü Başkanlığı (1996-2008), Ankara Üniversitesi Bilim Kurulu üyeliği (2002-2010), Türkiye Ekonomi Kurumu Başkanlığı (2003 -2019), Ekonomi-Tek dergisi editörlüğü (2012-2020), Uluslararası Final Üniversitesi Rektör Yardımcılığı ve İİBF Dekanlığı (2016-2021) yaptı.

2011'de Uluslararası Ekonomi Birliği (IEA) Danışma Kurulu üyeliğine seçildi, bu görevi halen devam ediyor. 2012'de Kyoto Ödülü Danışma Kurulu üyeliğine davet edildi; editörlüğünü yaptıkları dahil olmak üzere Türkçe ve İngilizce 12 kitabı yayımlandı, 50'nin üzerinde bilimsel makale yazdı. Eylül 2021'den itibaren, Mülkiye'den öğrencilerinin kurup yönettiği T24'te köşe yazısı yazıyor. Prof. Dr. Ercan Uygur, 38 yıllık üniversite hayatını; 18 Mayıs 2017'de davet edildiği Mülkiyeliler Birliği Çarşamba Söyleşileri'nde Prof. Dr. Tuncer Bulutay'ın konuşması için koyduğu başlıkla özetliyor: "ODTÜ'de Öğrenci, Mülkiye'de Hoca…"

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

St. Petersburg’da farklılaşma ve sovyet devrimi izleri

SPEC-2024’ün başladığı günlerde, finansın en önde olduğu iktisat dünyasında konu şuydu: ABD faiz oranı Euro Bölgesi ve diğer bölgelerdeki faize göre yüksek kalacak mı?

Seçim sonuçları ve St. Petersburg soruları

İktidar ve cumhurbaşkanı yerel seçim sonuçlarından sonra nasıl davranacak, daha kapsayıcı ve paylaşımcı olacaklar mı? Bu sorulara doğru yanıt vermek için AKP’nin oylarının neden düştüğünü, CHP ve YRP’nin oylarının neden yükseldiğini iyi açıklamak gerekir

Yerel seçimler mikro ve statik midir? 

Yükselen enflasyon ortamında borçlanmak kârlıdır. Ancak son dönemde faiz oranlarının yükselmesiyle borçlanma eğilimi törpülenmiş görünüyor