04 Haziran 2014

TÜSİAD-hükümet hattında ne oluyor, Sütaş'ta da vergi incelemesi mi var?

Maliye Bakanlığı denetimlerinin hangi kesim ve gruplar üzerinde odaklandığı son 12 yılın önemli sorularından biri olarak öne çıkıyor

"Eskiden herkes 'TÜSİAD Başkanlığı'na acaba beni seçerler mi' diyordu. Şimdi kimse aday olmak istemiyor. Daha evvel pek çok insan arasında seçim yapmak zorunda kalırdık. Şimdi 'gel sen ol' diye biz yalvarıyoruz. Fakat kimse çıkmıyor. Başkanlar Konseyi'ni toplayacağız. Ama böyle bir dönemde aday bulmak zor."

Bu sözler Türk Sanayici ve İşadamları Derneği'nde (TÜSİAD) tayin edici bir ağırlığı bulunan Koç grubunun patronu Rahmi Koç'a ait. Rahmi Koç, bu konuşmayı, TÜSİAD'ın tarihinde ilk kadın başkan olan Arzuhan Doğan Yalçındağ'dan boşalacak başkanlık koltuğuna aday aranırken, 16 Ekim 2009'da yaptı.

Peki, temsil ettiği 2 bin 500 civarındaki şirketin ülkede toplanan kurumlar vergisinin yüzde 85'ini ödediğini, enerji hariç dış ticaretin yüzde 80'ini gerçekleştirdiğini, tarım ve kamu dışında kayıtlı istihdamın yüzde 50'sini sağladığını, yıllık sanayi üretiminin yüzde 65'ini karşıladığını duyuran TÜSİAD gibi bir derneğin başkanlık koltuğu neden iğneli fıçı hâline gelmişti? Cevap; hükümetin, özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan'ın TÜSİAD'ı hedef alan sert açıklamaları, bir sopa gibi de kullanıldığı yolunda yakınmalara neden olan vergi incelemeleri ve benzeri icraatta şekilleniyor.

Hatırlayın; Arzuhan Doğan Yalçındağ ilk kez 2007 yılında TÜSİAD Başkanlığı'na seçildi. Yalçındağ iki yıllık sürenin ardından ikinci kez seçildiği başkanlığı, ikinci iki yıllık dönemini tamamlamadan bıraktı. Yalçındağ'ın Muharrem Yılmaz'dan farkı, başkanlığı ani istifa ile değil, her yıl ocak ayında toplanan TÜSİAD Genel Kurulu'nu bekleyerek bırakmasıydı.

 

Doğan grubuna vergi cezası ve veda

 

Yalçındağ'ı üçüncü yılın sonunda başkanlığı bırakmaya götüren sürecin arkasında, Doğan Holding'e kesilen milyar dolarlık vergi aslı hesapları ve cezalarının -daha sonra yargıya ve uzlaşmaya gidildi- bulunduğunu biliyoruz. Yalçındağ'ın, başkanlığı bırakmadan önce, kapalı kapılar ardında, Deniz Feneri yolsuzluğunu ele alan yayınların ardından Doğan grubu için hesaplanan rekor vergiler ve kesilen cezalara sessiz kaldıkları için TÜSİAD üyelerini eleştirdiğini de biliyoruz. İş dünyasının pragmatizmi, Prof. Bülent Tanör'e hazırlatıldıktan sonra sahip çıkılmayarak ortada bırakılan Demokrasi Raporu'ndan sonra belki de ilk kez TÜSİAD'ın içinde tartışılıyor, kınanıyordu.

Yine hatırlayın; Başbakan Erdoğan, Doğan Yayın Holding Başkan Yardımcısı Soner Gedik ile yasadışı kaydedilen bir telefon konuşmasını açıkça gerekçe göstererek kendi atadığı bir bürokrat olan Mehmet Akif Ulusoy'u, o sırada ABD'de bulunan dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın dönmesini de beklemeden Gelir İdaresi Başkanlığı'ndan almıştı. Yasadışı kaydedilen o telefon konuşmasında hiçbir suç unsuru bulunmadığına Başbakan da kanaat getirmiş olmalı ki, görevi sırasında hacca giden, mütedeyyin ve militan tutumlardan uzak konusuna hâkim bir bürokrat olarak bilinen Ulusoy hakkında hiçbir soruşturma açılmadı. Aksine KKTC'de dış göreve atanan Ulusoy, emekliliğni isteyerek köşesine çekildi. Hakkında yasadışı yapılmış kayıtlara öfkelenen Başbakan'ın o dönemde yasadışı kayıtları araçsallaştıran tavrını bu köşede daha önce yazdığımız Mehmet Akif Ulusoy'un hikâyesinden okuyabilirsiniz

Gizli se kayıtlarını yapıp suç işleyenlerden bağımsız olarak bazılarının içeriği kamuoyunun haber alma hakkını kapsamına girse de, her yasadışı kaydın en ağır tepkiyi hak ettiğini not edelim.

 

Ümit Boyner dönemi

 

Yalçındağ'dan sonra başkanlık koltuğuna oturan Ümit Boyner, TÜSİAD'ın tarihindeki ikinci kadın başkan olarak iki dönemde, toplam üç yıl bu görevi sürdürdü. 12 Eylül 2010'da yapılan Anayasa değişikliği referandumu öncesinde görüşünü açıklamadığı için Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Taraf olmayan bertaraf olur" çıkışına muhatap olan, ancak alttan almayan Ümit Boyner'in döneminde ipler alabildiğine gerildi. Boyner'in,  "hukuk devleti" ekseninde iktidarı eleştirirken sözünü esirgemeyen, örneğin şimdilerde tamamen "paralel yapı"ya atfedilerek hükümetin elini yıkamaya çalıştığı gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklanması olayına sert tepki gösteren, velhasıl kitabın ortasından konuşan tavrının ardından 17 Ocak 2013'te TÜSİAD Başkanlığı'na seçilen Muharrem Yılmaz'la bir yumuşama dönemi tahayyül edilmişti. Ancak öyle olmadı. SÜTAŞ'ın patronu Yılmaz, 43 yıllık TÜSİAD tarihinde bir ilke imza atarak, ocak ayındaki seçimli genel kurulu beklemeden başkanlıktan istifa etti.

Neden?

Filmi biraz geriye saralım. Ümit Boyner de, başkanlıktaki ikinci iki yıllık dönemini tamamlamadı. Ancak Yalçındağ'dan farklı olarak, ikinci dönem görevi "sadece bir yıllığına kabul ettiğini" en baştan duyurdu. Daha önce eşi Cem Boyner de kitabın ortasından konuşan bir üslupla TÜSİAD Başkanlığı (1989-1990) yapan Ümit Boyner'in başkanlığı bıraktığı sıralarda Boyner Holding'de vergi denetimi yapılıyordu. Eğer yanılıyorsam, düzeltmeye hazırım.

Elbette Ümit Boyner bu nedenle görevi erken bıraktı, demek istemiyorum. Aksine Boyner grubunda bu denetimlerle TÜSİAD Başkanlığı arasında bağ kurulmadı, "başkanlık görevinden önce de yapılan mutad, rutin denetimler" dışında bir değerlendirme yapılmadı. Durum böyle olmakla birlikte bu nokta, masanın öbür tarafında özerk olmayan, oldurulmayan bir vergi idaresinin nasıl bir mesai rotası içinde bulunduğu noktasında önemli. Bu konuya birazdan döneceğim.

Evet, TÜSİAD koridorlarında, yaklaşık 1,5 yıl önce, 17 Ocak 2013'te başkanlığa getirilen  Muharrem Yılmaz'la bir yumuşama dönemi tahayyül edilmişti. Yılmaz, seleflerinin aksine aileden büyük bir varlığı devralarak "krem tabaka"nın içinden gelmiyordu. Danone gibi dünya devlerine karşı rekabete soktuğu Sütaş'ı kendisi büyüterek iş dünyasında ciddi bir iddia ortaya koymuş, Anadolu lisanını bilen bir isimdi. Nitekim başkanlığa seçilir seçilmez, epeyce uzun bir süre cevap alamadığı Başbakan Tayyip Erdoğan'dan randevu istedi.

 

HSYK, internet ve vergi baskısı eleştirisi

 

Yılmaz, alabildiğine ılımlı bir üslupla başladığı TÜSİAD Başkanlığı'nda, 1,5 yıl gibi kısa bir sürede eleştiri dozunu giderek artırdı. Elbette o eleştiriler, TÜSİAD içinde tayin edici ağırlıkları bulunan grupların nabzını da yansıtıyordu. Ancak ihtimal Muharrem Yılmaz, kendisine o eleştirilerde destek ve ilham veren bazı grupların Ankara'da sergiledikleri aksi yöndeki tavırlara içerliyordu.

Nihayet, TÜSİAD'ın 23 Ocak 2014'te toplanan 44. Olağan Genel Kurulu'nda, hükümete açık eleştiriler içeren o konuşma geldi:

- Hukukun üstünlüğüne riayet edilmeyen bir ülkeye yabancı sermaye gelmez.

- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu teklifinden büyük bir rahatsızlık duyuyoruz. (Malum, teklif daha sonra yasalaştı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yasayı Anayasa Mahkemesi'nin ele alması gerektiği görüşü eşliğinde tasip etmediğini belli ederek imzaladı. Ve Anayasa Mahkemesi yasanın önemli hükümlerini iptal etti).

- İnternete sansür uygulaması özgürlüğe kara bulut gibi çöker.

Yılmaz, aynı konuşmada, bir türlü özerkleştirilmeyen Gelir İdaresi'nin yukarıda altını çizdiğim mesaisine ilişkin olarak da önemli bir vurgu yaptı. Koç grubuna ait TÜPRAŞ'a yapılan baskının ve ardından Rekabet Kurulu Başkanı'nın da fazla bulduğu cezaların tartışıldığı bir atmosfer içinde yaptığı konuşmada Yılmaz, "kurumların üzerinde vergiyle baskı kurulduğunu" söylüyordu, hatırlayalım:

"Erklerin çatışmasını birbirleri üzerindeki etkisini arttırarak çözemeyiz. Tepkisel adımlarla değil çağdaş normlarla çözebiliriz. Anayasal reformla bu sorun halledilebilir. Hukukun üstünlüğüne riayet edilmeyen, yargı normları AB düzenlemeleriyle çalışmayan, vergi cezalarıyla şirketler üzerinde baskı kurulan, İhale Yasası onlarca kez değiştirilen bir ülkeye yabancı sermaye gelmez arkadaşlar."

 

Gül, AKP'nin çizgisini kırdı

 

Bu konuşmayı Başbakan Erdoğan'ın "vatana ihanet" suçlaması, Yılmaz'ın da "Vatansverliğimi kimseye sorgulatmam. Vatan hainliği gibi bir şey kabul edilemez" cevabı izledi. TÜSİAD'ın 301 madencinin hayatına mal olan Soma katliamına ilişkin eleştirileri ve Muharrem Yılmaz'ın "uzlaşan bir cumhurbaşkanı" aradıklarına ilişkin açıklamalarla bugüne gelindi. Ancak burada bir noktanın altını çizmek gerekir; TÜSİAD, Yılmaz döneminde de çözüm sürecinde hükümete en ciddi kurumsal desteği veren örgütler arasında ön sıralarda yer aldı, "bölgesel kalkınma" projeleri eşliğinde bölgede toplantılar yaptı. Yılmaz'ın oluşturduğu TÜSİAD Yönetim Kurulu'na, ilk kez bir Kürt işadamının, Tarkan Kadoğlu'nun,  Kürt kimliğiyle girdiğini de not edelim.

Bu arada yürütme hattındaki en önemli kırılmaya 17 Nisan'da Ankara'da toplanan TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu toplantısında tanık olduk. Biri görüntüde, diğeri içerikte iki önemli mesaja sahne oldu o toplantı. Birincisi; Başbakan'ın "vatana ihanet" derecesinde suçladığı TÜSİAD'ın toplantısına Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün katılmasıydı. İkincisi "kafanızı takmayın" demeye getiren Gül'ün konuşmasıydı:

"Önümüze başka seçimler var diye karamsarlığa kapılmamak lazım. Daha önce ortaya çıkarılan suni krizler, yeni kurallar ve düzenlemeler getirdi ve her şey belli. O yüzden herkesin işine gücüne bakması lazım. Siz moralinizi bozmayın, işinize gücünüze odaklanın. Türkiye'nin geleceğinden parlaklığından şüphe etmiyorum. AB yoluna TÜSİAD'ın ne kadar sahip çıktığını biliyorum. O yüzden hepinizi tebrik ederim."

 

Yönetim Kurulu'na haber vermedi, çünkü...

 

Nihayet, bugün hükümete yakın bazı gazetelerde Muharrem Yılmaz'ın sahibi olduğu Sütaş'ta işçi haklarının ihlal edildiği, işçilerin protesto yaptığı alana engelleme amaçlı olarak tonlarca tezek döküldüğü ve Tır'ların çekildiği iddiaları yayımlandı. Elbette çalışanların demokratik ve özlük haklarıyla ilgili iddiaların üzeri örtülmemeli. Nitekim Yılmaz da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişlerini Sütaş'ta denetim yapmaya çağırdı.

Diğer yandan Yılmaz, bu haberlerin kendisini ve TÜSİAD'ı itibarsızlaştırmaya yönelik bir kara propaganda çabası olarak değerlendirdi ve istifa etmeye karar verdi. TÜSİAD Yönetim Kurulu'nu toplayarak kararını değerlendirmeye açması önerisine ise, "Ne diyebilirler ki, onları da zor durumda bırakmak istemem" görüşüyle karşı çıktı.

Doğan ve Boyner gruplarına ilişkin tecrübenin ardından ister istemez akla gelen soru; vergi idaresinin, Yılmaz'a ait Sütaş grubunda da mesai icra edip etmediği? İstifanın arkasındaki nedenler arasında bulunmayabilir, ancak benim duyduğum, ocak ayında "vergi cezalarıyla şirketler üzerinde baskı kurulmasından" yakınan Yılmaz'ın Sütaş'ında da denetim yapıldığı...

Bu noktadan bakıldığında, Maliye Bakanlığı'nın vergi denetimlerinin hangi gruplar/kesimler  üzerinde icra edildiği 12 yıllık AKP iktidarına ilişkin kıymetli sorulardan biri olarak öne çıkıyor.

Ve bir soru daha:

Muharrem Yılmaz, güvenoyu niteliği taşıyacak bir girişimle ocak ayında tekrar TÜSİAD Başkanlığı'na aday olabilir mi, böyle bir ihtimal TÜSİAD koridorlarında konuşuluyor mu?

Olmaz olmaz demeyin!

 

Yazarın Diğer Yazıları

Talat Hoca'nın vapuru...

Sürekli hayatla ölüm arasında kararlar vermek ve o kararların ardından her hayata müjde gibi beklenmek! Talat Kırış'ı okurken anlıyorsunuz ki; umut, ancak hünerli, çıkarsız hekimler söz konusu olduğunda çaresizliğin yalanı olamaz

T24 özür dileyince aklandığını sananlar ve Fahrettin Altun'a birkaç söz

Baskıyla, çarpık finansal ilişkilerle, emir alan medya elitleriyle, ideolojik takıntılarla, yağmalanan kamu kaynaklarıyla, yalan rüzgârlarıyla berbat ettiğiniz gazeteciliği temizlemek için, ellerimizde kovalarla buradayız…

Teyit.org ne yapıyor, Mehmet Atakan Foça ne söylüyor?

İktidara yakın medyalarda temel hakları saldırı altında bulunan insanlar ve gruplar hakkında sistematik inceleme yapılmaması, Türkiye’de ‘haber doğrulama’ işinin boş bıraktığı en hayati, en acil alan…