04 Aralık 2012

Peki Türkiye 2011'in Türkiye'si de değil mi?

Erdoğan ile Bozdağ'ın “tutuklama olmayacak” mesajları tahmin veya yargıya telkin değilse TMK'da yapılacak değişiklikle tutuklama gerekçelerinin sınırlandırılması stratejisine mi dayanıyor; göreceğiz

Şu sözler Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'a ait. Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi'nin köşesinden (4 Aralık 2012) okuyalım:

“Bizim hukukumuzda soruşturmanın engeli ortadan kalktığında milletvekillerimizin tutuklanması zorunludur, diye bir kural yok. Dokunulmazlıklar kalktığı veya kaldırıldığı zaman kalkan şey soruşturma ve kovuşturma engelidir. Dolayısıyla herhangi bir tutukluluk kararına gitmeden soruşturma ve kovuşturma yapılabilir. '94'te yaşananlar 2012'de yaşanmaz. Çünkü 2012'de, 94'deki Türkiye yok."

Bir hukukçu olan Bozdağ, Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk ile BDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması durumunda tutuklanmayacakları yolunda kuvvetli bir görüş dile getiriyor. 1994'te, bazıları TBMM'de gözaltına alınan DEP milletvekillerinin yıllar süren cezaevi serüveninin artık tekrar etmeyeceğine inanıyor.

Aynı mesajı, aynı ayrıntıda olmamakla birlikte Başbakan Tayyip Erdoğan da grup toplantısında dile getirdi. Erdoğan, “Yeri geldiği zaman herkese haddini bu parlamento, parlamento diliyle bildirir” dedi ve tutuksuz yargılama beklentisini – yoksa telkinini mi – dile getirdi:

“1994 ile 2012 Türkiyesi aynı Türkiye değil...”

Hükümet, en üst düzeyde verdiği mesajlarla, Kürt milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırma konusundaki kararlılığını işte bu noktada inşa ediyor; tutuksuz yargılanacaklar.

Gerekçe; “1994 ile 2012 Türkiyesi aynı değil...”

\

'Siyaseti bu yargıya mı teslim edeceksiniz?'

 

Peki, 1994 ile 2011 Türkiyesi farklı mıydı? Başbakan'a göre evet! Zira Erdoğan, geçen yıl milletvekili dokunulmazlığının sınırlandırılması görüşünü reddederken, yargıya güvensizliğini ilan etmişti. AKP Programı'nda da vaat edilen dokunulmazlıkların sınırlandırılmasına karşı çıkan Erdoğan'ın,  19 Mart 2011'de Rusya'dan dönerken uçakta gazetecilere söylediği sözleri birlikte hatırlayalım:

“Siyasette kürsü masuniyeti farklı bir şey. Yasama organını yargının vicdanına terk etmiş oluruz. Bir başbakan olarak adım atsanız, bir savcı size karşı hissî baksa, hakkınızda dava açsa, bir ülkenin başbakanı o savcının elinde oyuncak olacak. Sincan Hâkimi Cumhurbaşkanı Abdullah Bey'i aldı, kendine göre dalgasını geçti. Benimle ilgili alt mahkemeler karar verdi. Aynı kişi MHP'den aday adayı. Siyaseti nasıl bunların eline teslim edeceksiniz?”

Demek ki siyaset; söz konusu olan Kürt milletvekilleri olunca “Başbakan'ın güvenmediği”, MİT krizi sırasında “Gelin beni alın” diye çıkıştığı, hatta “devlet içinde ayrı bir devlet” benzetmesi yaptığı yargıya teslim edilebiliyor!

Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin talep içeren ve önemli bir bölümü yıllardır rafta bekletilen 868 fezleke arasından bir bölümünü ayıklamak, Türkiye'de hukukun araçsallaştırıldığı önemli bir olay olarak da tarihe geçecek.

Kendisini hakkında da fezlekeler bulunan, “yolsuzluk” iddiası içeren yüzlerce fezlekeyi teğet geçen, bir Başbakan, yıllardır bekletilen 868 dosya içinden sadece 10'unu ayıklamayı savunabiliyor. Üstelik, çatışmaların sona ermesi için tarihi bir adım atarak bürokratlarını PKK ile görüşmeye gönderen, çözüm yolunda bunu tekrar yapabileceğini açıklayan bir Başbakan yapıyor bunu.

 

Suçlamalar TMK'ya dayanıyor

 

Malum; BDP milletvekilleri hakkındaki dokunulmazlıkların kaldırılması talebi, büyük ölçüde Terörle Mücadele Kanunu'na (TMK) dayanıyor. Fezlekeler, “terör örgütü propagandası, terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet” gibi iddialarla dolu.

TMK; terör örgütü üyeliği, propaganda gibi ağır suçlamalarda net bir ayrım içermiyor. Bu nedenle parasız eğitim isteyen öğrencilerden çevre eylemlerine, sendikal protestolardan Redhack gibi davalara kadar uzanan çok geniş bir alanda insanlar “teröristlik, terör propagandası” gibi iddialarla suçlanıp aylar ve yıllar boyunca tutuklu olarak yargılanabiliyorlar. Örgütten yapılan açıklamaların yayımlanması bile kanunda “terör propagandası” ifadesiyle “suç” sayılıyor.

Avrupa Birliği'nin Türkiye İlerleme Raporu'nda da eleştirilen bu duruma karşı yıllar sonra harekete geçen hükümet, 4. yargı reformu paketine TMK değişikliğini de dahil etti. Geçen hafta Bakanlar Kurulu'nda görüşülen bu paket ile TMK içinde  “terör örgütü üyeliği” ve “propaganda” gibi konularda netlik ayarı yapılması ve “ifade özgürlüğü” kapsamında değerlendirilen birçok suçlamanın düşmesi beklentiler arasında.

Başbakan Erdoğan ile Başbakan Yardımcısı Bozdağ'ın “tutuklama olmayacak” mesajları bir tahmin veya yargıya telkin değilse TMK'da yapılacak değişiklikle tutuklama gerekçelerinin sınırlandırılması stratejisine mi dayanıyor; göreceğiz.

Ancak Erdoğan'ın; Türkiye'nin 1994 Türkiye'si olmadığı görüşüne, partisindeki bazı Kürt milletvekillerinin, bazı AKP kurucularının yanı sıra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de katılmadığının da altını çizelim. Gül'ün, 1 Ekim'de yaptığı parlamentoyu açış konuşmasında dile getirdiği ve daha sonra sorular üzerine tekrar ettiği o sözleri hatırlatarak noktalayalım:

“Meclis kompozisyonunda meydana gelebilecek her türlü noksanlık, geçmişte yapılanları tekrar etmekten ve çok ihtiyacımız olan çözümleri daha da ötelemekten başka bir işe yaramayacaktır...”

 

Yazarın Diğer Yazıları

Aslı Erdoğan haberleri ve T24 üzerine: Biraz da siz kafesinizi parçalayıp gerçeğinize kavuşun abiler

Neden, sürekli ne olmamız gerektiğini buyururken ne olduğumuzla ilgilenmiyorsunuz?

T24 10 yaşında: Ekspres gibi geçiyor güzel günler üstümüzden...

Paranın gözü kör olsun, ama parasızlığın sağladığı imkânlarla da yapıyoruz T24'ü!

Bir sen eksiktin Türkiye Gazeteciler Sendikası!

Önüne konanın ardına bakmayan bir gazetecilik olmaz...