05 Ocak 2011

Pasaportunu Boeing'e kredi kartı gibi uzatan gazeteciler kim?

Amerikan diplomatlarının Wikileakst'te yayımlanan yazışmalarının son partisinden...

Amerikan diplomatlarının Wikileakst'te yayımlanan yazışmalarının son partisinden, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bir dönem “Kemal Abi” dediği Kemal Unakıtan çıktı.
29 Mart 2009 yerel seçimlerinden sonra yapılan revizyonda kabine dışında bırakılan Unakıtan'ın neden gözden düştüğü hâlâ tam olarak bilinmiyor. Ankara'da konuşulan söylentiler arasında, Unakıtan'ın Maliye tasarrufundaki bir taşınmaza ilişkin görüşmede itilerek arkasındaki sandalyeye düşürüldüğü ve daha sonra Başbakan tarafından “abi”likten tenzili rütbe edildiği de vardı. 
Tayyip Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu adaylık başvurusunu reddedince, milletvekili aday listesine son anda kendisi yerine Unakıtan'ı yerleştirmişti. Erdoğan'ın daha sonra Maliye Bakanlığı'nın başına getirdiği Unakıtan, 1. Milliyetçi Cephe Hükümeti döneminde SEKA Genel Müdürlüğü yapmış, daha sonra Al Baraka Türk'te çalışmış eski bir Hesap Uzmanı olarak hem piyasayı, hem de devleti bilen bir isim olarak seçildi. Unakıtan, bu geçmişiyle ilk kez iktidara gelen AKP için hayati bir işlev görmekle birlikte, bakanlığı sırasında çocuklarının alabildiğine büyüyen işleri nedeniyle haklı tepkilere hedef oldu. Unakıtan, çocuklarının kayırıldığı ve işlerinde kamu nüfuzunun kullanıldığında odaklanan eleştirilere tatmin edici bir cevap veremedi.
Şimdi Unakıtan, Wikileaks belgelerinde, Türk Hava Yolları'na yapılacak yaklaşık 3 milyar dolarlık uçak alımı ve kiralanması için Amerikan Boeing şirketiyle yapılan pazarlıkta uygunsuz bir teklifte bulunmakla suçlanıyor. 12 Mayıs 2004 tarihinde, dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Eric Edelman'ın adıyla Washington'a gönderilen mesajda, Unakıtan'ın Boeing yöneticilerinden “bir tanıdığını temsilci olarak almalarını istediği” öne sürülüyor. Belgedeki iddiaya göre; Unakıtan, bu yakınının “hava yolu işlerinden iyi anladığını ve Türk Hava Yolları'nın ihtiyaçlarının tamamen farkında olduğunu” belirterek, THY'ye uçak satmaya çalışan Boeing'e THY'nin tercih edeceği uçakların seçiminde bu kişinin etkili olabileceği mesajını veriyor.
Aynı belgeye göre, Unakıtan'ın bu mesajından hemen sonra söz ettiği isim Boeing'in kapısını çalıyor ve “şirketin Türkiye piyasasındaki başarıdan emin olması için kendisini Türkiye danışmanı olarak Boeing'e almalarını” tavsiye ediyor.

Unakıtan'ın yakını Airbus'a girdi mi?

Boeing bu talebi reddediyor, bu arada Türkiye tercihini Avrupa uçağı olan Airbus'tan yana kullanıyor. Ancak bu alımdan önce Unakıtan'ın “havayolu işlerinden iyi anlayan, THY'nin ihtiyaçlarının tamamen farkında olan” yakını Airbus'a danışman yapılıyor mu, henüz bilmiyoruz!
Neresinden bakarsanız bakın, siyasetin etik kodlarla çevrildiği her ülke için ciddi bir skandaldan söz ediyoruz. Ancak belgenin yayınının üzerinden iki gün geçmesine karşın ne halen AKP Eskişehir Milletvekili olan Unakıtan'dan, ne hükümetten, ne de AKP'den tek satır bir açıklama yapılmış değil.

Boeing gazetecileri bedava ağırladı 

Peki bu skandalda siyasetçilerin yalnız olduğunu iddia edebilir misiniz? 
Ne yazık ki hayır!
Daha önceki Wikileaks belgelerinde olduğu gibi Unakıtan belgelerinde de medyanın bir bölümünün haberden köşe bucak kaçmasından söz etmiyoruz. Sonuçta haberi hiç görmeyen Zaman'dan yokmuş gibi davranan Yeni Şafak'a, Star'a, Bugün'e, Akit'e uzanan gazeteler “kendilerinden bekleneni” yaptılar.
Ancak Unakıtan'ın suçlandığı dönemde Boeing'le uygunsuz ilişki kuranlar arasında gazeteciler de var. Bazı gazeteciler, kredi kartı gibi kullandıkları pasaportlarını Türkiye'ye uçak satan Boeing'e de uzatmışlar. Boeing tarafından ABD'de gezdirilmiş, yedirilmiş, içirilmiş, ağırlanmışlar.
Dönemin ANAP Ankara Milletvekili Muzaffer Kurtulmuşoğlu, dönemin Maliye Bakanı'na sormuş: ABD'ye uçak alımı için giden 56 kişilik heyette kimler vardı, harcamaları kim karşıladı?
Unakıtan'ın 25 Şubat 2006'da bu soru önergesine verdiği yanıta göre; ABD'ye götürülen heyette TBMM KİT Komisyonu'ndan 9, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'ndan 2, THY'den 8, eski THY mensupları ve hissedarlar ve işadamlarından 5, uçuş ekibinden 12, teknik ve ikram ekibinden 6 ve  gazetecilerden de 14 kişi yer almış.
Peki heyetteki en kalabalık grubu oluşturan gazetecilerin harcamalarını kim karşılamış?
Unakıtan yanıtlıyor:
"THY'nin en büyük yatırım kararı nedeniyle geniş bir heyetle gidilmiştir. (...) Basın görevlilerinin masrafları Boeing tarafından, diğerlerininki THY tarafından karşılanmıştır...”

Bedava gezide ikram edilen haberciliktir

Gazetecilerin ABD'deki harcamalarını Boeing'in karşıladığını Kemal Unakıtan'dan öğreniyoruz. Zira isteyen her şirkete pasaportunu uzatan, hatta bazıları davet edilmek için taklalar atan gazeteciler, geziden döndükten sonra yazdıkları yazılara, verdikleri sözüm ona “haber”lere “Bu yazı / haber, bedava ağırlandığım bir gezide yazılmıştır” notu düşmezler, düşemezler. Şirket gezilerinde bedava ağırlanmanın gazetecilik adına savunulamayacak bir şey olduğunu, sadece bu noktada -elbette söyleyemezler de- belli etmek zorunda kalırlar.
Gazeteciler, bedava ağırlandıkları her gezide sicillerine utanç duyacakları bir kayıt düşüleceğini,  üç-beş kuruş için şirketlere ikram ettikleri şeyin “habercilik” olduğunu unutmasın.
Ne dersiniz?
Basın kartını Boeing'e kredi kartı gibi uzatan gazeteciler arasında, Kemal Unakıtan'ın Boeing'le yaptığı pazarlık haberini görmezden gelen gazeteci, şef, müdür, yönetmen de var mıdır?..

Yazarın Diğer Yazıları

Talat Hoca'nın vapuru...

Sürekli hayatla ölüm arasında kararlar vermek ve o kararların ardından her hayata müjde gibi beklenmek! Talat Kırış'ı okurken anlıyorsunuz ki; umut, ancak hünerli, çıkarsız hekimler söz konusu olduğunda çaresizliğin yalanı olamaz

T24 özür dileyince aklandığını sananlar ve Fahrettin Altun'a birkaç söz

Baskıyla, çarpık finansal ilişkilerle, emir alan medya elitleriyle, ideolojik takıntılarla, yağmalanan kamu kaynaklarıyla, yalan rüzgârlarıyla berbat ettiğiniz gazeteciliği temizlemek için, ellerimizde kovalarla buradayız…

Teyit.org ne yapıyor, Mehmet Atakan Foça ne söylüyor?

İktidara yakın medyalarda temel hakları saldırı altında bulunan insanlar ve gruplar hakkında sistematik inceleme yapılmaması, Türkiye’de ‘haber doğrulama’ işinin boş bıraktığı en hayati, en acil alan…