05 Kasım 2010

'Milli güvenlik rejimi' partisi olarak CHP...

CHP bunu hiçbir zaman yapamadı. Sol hareketleri, örgütleri, gençliği partiye taşımak bir yana, onların enerjisinden...

Türkiye Cumhuriyeti, CHP'nin ilk genel başkanı Atatürk'ün liderliğinde kuruldu. İlk çok partili serbest seçimlerin yapıldığı 1950'ye kadar Cumhuriyet'i “Milli Şef” yönetir. Yani CHP'nin ikinci genel başkanı İsmet İnönü.

Askeri ve sivil bürokrasi 1950 seçimlerinde kaybettiği iktidarı “cumhuriyeti kollama ve koruma” gerekçesini öne sürerek 27 Mayıs 1960 darbesiyle geri almaya çalışacak, kavga malum, 2000'li yıllara kadar bitmeyecektir.

Türkiye'de cumhuriyet, iki büyük savaşın arasındaki dünyada bir “milli güvenlik rejimi” olarak da kuruldu. O rejimin kodlarına sadakat ile artık çok değişmiş bir dünyanın asgari gerekleri arasındaki mesafe “devleti kuran parti”de büyük bir travma yaratmış bulunuyor.

Milli güvenlik rejimine aşırı sadakat CHP'yi çağdaş bir demokrasi anlayışından, toplumun giderek büyüyen bir kesiminden uzaklaştırdı.

Bugün Türkiye'yi yöneten kadroya baktığınızda, “Milli Görüş” çizgisinden, “Milli Türk Talebe Birliği”ndeki ilişkilerden siyasete taşınan, hiç kopmamış, birbirine inanmış ve güvenmiş bir kadro görürsünüz.

CHP bunu hiçbir zaman yapamadı. Sol hareketleri, örgütleri, gençliği partiye taşımak bir yana, onların enerjisinden, düşüncelerinden korktu. Bu süreçte CHP'yi küçümseyen sol hareket snobizminin de etkisi oldu, ama tayin edici rolü gençlikten, sendikalardan, örgütlerden korkan parti yönetimi oynadı.

Sola ve gençliğe uzak olmanın; CHP'ye “kendisini güncelleyememek”, “toplumun demokrasi talebini” anlayamamak gibi bir bedeli de oldu.

Gerçeklikle kurduğu bağ gün geçtikçe zayıflayan bir partinin, o güvenlik rejiminden artakalan bir söylemle dünyada da  yalnızlaşması kaçınılmazdı, öyle de oldu. Sosyalist Enternasyonal'de bile demokrasi anlayışı sorgulanan bir parti olmanın arkasında, eski rejimin kodlarına sadakat yatıyordu.

Sonuç; 60 yıldan beri toplam 5 yıl iktidarda kalamamış, 33 yıldır hiç seçim kazanmamış bir parti. Çok övündüğü örgütünü sadece kurultay ayarları uğruna heba etmiş, siyasi rekabette, toplumla ilişkilerde havlu atmış bir örgüt.

Bugün CHP, eski dünya ile yeni dünyanın eşiğinde bir travma geçiriyor.

Eğer bu kavgayı; cumhuriyetin artık bir “milli güvenlik rejimi” olarak yaşatılamayacağı, ancak “demokratik bir cumhuriyet”in bu ülkedeki herkesi ortak bir paydada buluşturacağı düşüncesi çıkardıysa, Türkiye için de yararlı olabilecek bir travmaya tanık oluyoruz demektir.

CHP kamuoyu, aynı hataları tekrar ederek iktidara gelemeyeceğini, muhalefette etkili olamayacağını, Türkiye'nin yazgısında rol oynayamayacağını görebilecek mi?

Soru ve sorun bu. 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Tolga’yla birlikte bütün hayal kırıklıklarının en güzelini yaşıyoruz!

Çalışmalarıyla mesleğini onurlandıran bir gazeteci, hâkimin büyük bir maddi hatayı da tutanağa geçirdiği bir kararla tutuklandı. Tutuklama talep edenler ve tutuklama kararı verenlere göre, Tolga Şardan “istihbarat örgütünün Cumhurbaşkanlığı’nın talimatıyla yargıdaki yolsuzluk iddialarını araştırdığını yazarak” halkı korku ve paniğe sevk etti!

T24 14 yaşında; nasıl da yılları buldu bir mısra boyu macera…

Bağımsız, sorumlu, güvenilir, yüksek profesyonel ve etik standartlarda gazetecilik, sadece gazetecilerin değil toplumun bütün katmanlarının meselesi haline gelmedikçe, sesimizi kısanlar sadece başkaları olmaz!

Schengen vizesi eziyeti için gazetecilere çağrı, AB başkentlerine mektup

Sığınmacı sorunuyla, üstelik milyonlarca insan eşliğinde Türkiye de muhatap. Ancak bu durumun, örneğin Federal Almanya’nın Volkan Konak, Deniz Türkali gibi sanatçıların da vize başvurularını reddetmesiyle nasıl bir ilgisi olabilir? AB ülkeleri diplomatlarının, sürekli mesai yaptıkları gazetecilere, vize talebi söz konusu olduğunda, “Bizim için Edirne sınırına kadar gazetecisiniz” anlamına gelen tavrı vize rejiminin amaçlarına uygun mu? Peki gazeteciler ve meslek örgütleri, yıllardır süren bu kötü muameleye karşı neden sessiz, neden bu eşitsiz ilişkiyi reddetmiyorlar?