24 Mart 2010

İŞTE AKP'NİN İKİ ANAYASA TASLAĞI

AKP'nin açıkladığı Anayasa değişikliği paketine ilişkin olarak canlı bir tartışma yaşanıyor...

AKP'nin açıkladığı Anayasa değişikliği paketine ilişkin olarak canlı bir tartışma yaşanıyor. Böyle olması doğal. Paketi destekleyenlerin “sivil anayasa”, eleştirenlerin “darbeci anayasa” taraftarı olduklarına ilişkin ciddiyetten yoksun görüşlerin medyada öne sürülmesi ise şaşırtıcı değil. Zira bazı meslektaşlarımızın, “ateş ettikten sonra nişan alma” diye tarif edebileceğimiz eski bir hastalıktan kurtulamadığını biliyor, hemen her tartışma vesilesiyle bu durumun sonuçlarını izliyoruz.

Holiganlığı gazeteciliğe tercih edenlerin ezberlerini bir kenara bırakıp, www.t24.com.tr okurları için sağlıklı bir kamuoyu kanaati oluşmasına katkı sağlayabilecek bir dosyayı açalım.

AKP'nin teklifi; çocuk hakları, kadınlar-yaşlılar-engelliler için pozitif ayrımcılık, askerlerin askeri suçlar dışında sivil mahkemelerde yargılanması, YAŞ kararlarının yargı denetimine açılması, HSYK için yıllardır kurulmayan bir sekreteryanın oluşturulması, 12 Eylül darbecileri ile o dönemin tasarruflarına koruma sağlayan düzenlemenin kaldırılması, memurlara “grevsiz” de olsa toplu sözleşme hakkı tanınması, kişisel bilgilerin korunması gibi alanlarda olumlu ve parlamentoda kolaylıkla uzlaşma zemini yaratacak bölümler içeriyor.

Teklif üzerindeki tartışma, yargıya ilişkin öneriler üzerinde odaklanıyor. AKP'nin teklifi; Adalet Bakanı ve müsteşarının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) tepesindeki varlığını sürdürmesi örneğinde olduğu gibi yargı üzerinde yıllardır var olan yürütme gölgesini muhafaza eden ya da yeni unsurlarla pekiştiren unsurlar da barındırıyor.

AKP'nin 2007 ve 2010 taslakları çarpıcı zıtlıklar içeriyor

“Kuvvetler ayrılığı” prensibinin ihlal edildiği ve “yargı bağımsızlığına gölge düşürüldüğü” yolundaki bu tespitler, siyasi bir rekabet yürüttüğü AKP'nin attığı bazı olumlu adımlara da kapılarını peşinen kapatan muhalefetin görüşleriyle sınırlı değil. AKP'nin yaklaşık 2,5 yıl önce hazırlattığı anayasa taslağı ve gerekçesinde de, AKP'nin son teklifindeki bazı hükümleri “yargı bağımsızlığı” açısından sakıncalı bulan önemli ifadeler yer alıyor.

AKP'nin; 2007 yılında Prof. Ergun Özbudun başkanlığında Prof. Zühtü Arslan, Prof. Yavuz Atar, Prof. Fazıl Hüsnü Erdem, Prof. Levent Köker ve Prof. Serap Yazıcı'dan oluşan komisyona hazırlattığı anayasa taslağı yine AKP'nin hazırladığı son paketle kıyaslandığında güncel tartışma açısından çarpıcı bir tablo ile karşılaşıyoruz.

HSYK'da bakanın varlığı 2007'de bağımsızlığa aykırı bulunmuştu

HSYK ve Anayasa Mahkemesi'nin oluşumu ile siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin önerileri, AKP'nin 2,5 yıl arayla hazırladığı iki teklif üzerinde birlikte karşılaştıralım...

- 2007 taslağında HSYK'nın 17 asıl 4 yedek, son pakette ise 21 asıl 10 yedek üyeden oluşturulması öngörülüyor.

- Yürütmenin yargı üzerindeki etkisi ve yargı bağımsızlığı açısından en temel eleştiri olan Adalet Bakanı'nın HSYK'daki varlığına 2007 taslağında (Madde 109) son veriliyor. Madde gerekçesinde kullanılan ifade aynen şöyle:

“Kurulun yeni yapılandırılmasında, hâkimlik bağımsızlığı ve teminatının görünür güvencesini oluşturan kendi kendini yönetim ilkesi ile korporatizmin olumsuz etkilerinden korunma gerekliliği bağdaştırılmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede, yürütmenin yargıya müdahalesine imkân sağladığı gerekçesiyle yargı çevrelerinde ve kamuoyunda eleştirilen, Adalet Bakanının Kurulun başkanı olması esasına son verilmiştir...”

2010: HSYK'nın yönetimi ve temsili bakana attir

- 2007 taslağında kurul ile bakanlık arasında sağlıklı ilişki için Adalet Bakanlığı Müsteşarı HSYK'ya dahil ediliyor, ancak başkanlık veya başkanvekilliği gibi bir statü tanınmıyor.

- 2007'de Adalet Bakanı'nın HSYK'daki varlığını “yargı bağımsızlığı” açısından sakıncalı bulan AKP, son pakette bu düşüncesinden vazgeçmiş görünüyor. Son pakette bakan “kurulun başkanı”, müsteşar da “tabii üyesi” olarak yerini koruyor ve “Kurulun yönetimi ve temsili kurul başkanına (Adalet Bakanı) aittir” vurgusu yapılıyor.

Köşk'ten HSYK'ya 4 üye 2007'de yoktu

- 2007 taslağında HSYK'nın TBMM (5), Yargıtay (3), Danıştay (2) ve 1. sınıf hâkim ve savcılar (6) tarafından seçilecek 16 üye ve müsteşardan oluşacağı hükme bağlanıyor. HSYK'nın oluşumunda yargı kurumları arasında bir “denge gözetildiğinin” vurgulandığı gerekçede “Meclis tarafından yapılacak üye seçimlerinde iktidar partisinin yegâne belirleyici olmasını önlemek için, nitelikli bir çoğunluk aranmıştır” ifadesi yer alıyor.

- AKP'nin son taslağında ise, parlamentonun HSYK'ya üye göndermesi teklif edilmiyor. Ancak 2007'de “iktidar partisinin yegâne belirleyici olmasına karşı nitelikli çoğunluk” önlemi düşünülürken, son taslakta, yürütme organının başı Cumhurbaşkanı'na HSYK'ya doğrudan 4 üye atama yetkisi tanınıyor. 2007'de 2 olan Danıştay'ın kontenjanı 1'e çekilirken, 6 olan 1. sınıf hâkim ve savcıların HSYK'ya seçeceği üye sayısı 10'a çıkarılıyor.

- 2007 taslağında kurulun “salt çoğunluk”la karar alabileceği hükme bağlanırken, son taslakta toplantı ve karar yeter sayıları çıkarılacak kanuna bırakılıyor.

Adalet müfettişlerinin HSYK'ya bağlanmasından vazgeçildi

- AKP'nin iki taslağı arasında çok önemli bir fark da, hâkim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturma yapan “adalet müfettişleri”nin bağlı bulundukları makam konusunda dikkat çekiyor. 2007 taslağında adalet müfettişleri “yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı” gerekçe gösterilerek Adalet Bakanı'ndan alınarak HSYK'ya bağlanıyor (Madde 110). Bu hassasiyet, madde gerekçesinde bakın nasıl vurgulanıyor:

“1982 Anayasasında öngörülen ve hâkimlik teminatına aykırılık arz ettiği için eleştirilen, hâkim ve savcılar hakkındaki araştırma, inceleme ve soruşturmanın Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılması esası terk edilmiştir. Hâkim ve savcıların denetimi, mahkemelerin bağımsızlığı ile hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarına uygun olarak, 1961 Anayasasında olduğu gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna bırakılmıştır.”

- Yaklaşık 2,5 yıl önceki bu görüşe karşın AKP'nin son taslağında hâkim ve savcılar hakkındaki müfettiş takibi “Adalet Bakanı'nın oluru”na bağlanıyor.

2007'de Anayasa Mahkemesi'nde olmayan Köşk 16 üyeyle döndü

- AKP'nin 2007 taslağı ile 2010 taslağı arasında çok önemli bir farkı da, Anayasa Mahkemesi'nin oluşumunda gözlemliyoruz. Son taslakta 19 asıl üyeden oluşması teklif edilen Anayasa Mahkemesi için 2007'de 17 üye öngörülmüş. 2007 taslağında üyelerin TBMM (8), Yargıtay (4), Danıştay (4) ve Sayıştay tarafından seçilmesi öneriliyor.

- Cumhurbaşkanı'nın tamamen devreden çıkarıldığı 2007 metninde bu durum, bakın nasıl gerekçelendiriliyor:

“Teklif edilen Anayasa değişikliği ile, parlâmenter rejimin temel ilkelerine ve Avrupa parlâmenter cumhuriyetlerinin uygulamalarına paralel olarak, Cumhurbaşkanının yetkileri azaltılmış ve kendisinin tek başına yapabileceği işlemler, tahdidî olarak sayılmıştır. Cumhurbaşkanının yargısal atamalara ilişkin yetkileri, gerek parlâmenter rejim kurallarının, gerek yargının bağımsızlığı ilkesinin icabı olarak, kaldırılmıştır.”

- Son taslakta ise, 2007 metninin tam aksine, Cumhurbaşkanı'nın Anayasa Mahkemesi'ne atadığı üye sayısı 7'si doğrudan, 9'u dolaylı olmak üzere tam 16'ya çıkarılıyor!

TBMM'nin seçeceği üyelerde salt çoğunluk şartı bile aranmıyor

- Yine son taslakta Anayasa Mahkemesi'ne Sayıştay ve barolardan gösterilecek adaylar arasından 3 üye göndermesi teklif edilen TBMM'de yapılacak seçimlerde ilk turdan sonra “nitelikli çoğunluk”, ikinci turdan sonra “salt çoğunluk” şartı aranmıyor.

- Son taslaktaki parti kapatma davalarının parlamento iznine bağlanmasının da 2007 metninde bulunmadığını belirterek noktalayalım.

Öncelik yasama ve yargıda değil yürütmenin üstünlüğünde

AKP'nin yargı bağımsızlığı ve durumu kamu hukukunda önemli bir yeri bulunan “yetki ve sorumluluk paralellliği”ne aykırı olan sorumsuz Cumhurbaşkanı'nın yetkileri konusunda 2,5 yıl gibi kısa bir süre içinde bile büyük bir tutum farkı sergilediği görülüyor. Tartışılan taslaktaki önceliğin yasamanın ağırlığı ve yargı bağımsızlığından ziyade “yürütmenin üstünlüğü”ne verildiği anlaşılıyor.

Oysa Türkiye, uzlaşmaya dayanmayan ve bu nedenle “toplumsal sözleşme” niteliği taşımayan anayasaların ne kadar kısa ömürlü olduğuna ilişkin önemli bir deneyime sahip bulunuyor.

Darbe anayasasında halkın yüzde 91.37'sinin oyu var

Anayasa tartışması, iktidar veya muhalefetin yanında ya da karşısında olmak değil, yarım yüzyıldır darbe anayasalarına mahkûm edilen bu ülke için doğruyu aramak açısından önem taşıyor.

Demokratik bir düzende “referandum”a başvurmaktan daha doğal bir şey olamaz. Ancak referandum kendi başına Anayasa hükümlerini “demokratik” bir hüviyete kavuşturamaz. Darbe anayasasının bile halkın yüzde 91,37'sinin oyuyla kabul edildiği Türkiye'nin deneyimi bize bunu gösteriyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Teyit.org ne yapıyor, Mehmet Atakan Foça ne söylüyor?

İktidara yakın medyalarda temel hakları saldırı altında bulunan insanlar ve gruplar hakkında sistematik inceleme yapılmaması, Türkiye’de ‘haber doğrulama’ işinin boş bıraktığı en hayati, en acil alan…

Yalana da sarılan bir 'teyit'çilik: Atakan Foça, senin 9 ayda 2 milyon lira aldığın Facebook'tan, T24 11 yılda 1 kuruş almadı!

Yalan size sadece ödeyemeyeceğiniz borçlar biriktirir ve gerçek er ya da geç süslemeye çalıştığınız hikâyeleri mahveder…

T24 YILLIK | Hayal kırıklığı mutlak bir kesinlik midir?

Umut acıların yalanı, hayal kırıklığı mutlak bir kesinlik midir? Artık olmasın!