24 Kasım 2010

İki gözüm Ayşe, bu Madonna'nın hikâyesidir...

“Hapishane ve yalnızlık beni maziye ve hatıralara çok bağladı. Saatlerce bir köşede oturup ömrümün...''


“Hapishane ve yalnızlık beni maziye ve hatıralara çok bağladı. Saatlerce bir köşede oturup ömrümün muhtelif safhalarını bir film gibi gözlerimin önünden geçiriyorum. Hem de sisli bir film gibi: Çünkü bu muhtelif levhalar gözümün önünden geçerken dudaklarım eski ve yeni birçok şarkılar mırıldanıyor. Zaten eski hatıraların dimağımda canlanmasını temin eden bu şarkılardır. Bunlar bana birçok zamanları, birçok yerleri, birçok şahısları hatırlatırlar. Herhangi bir vesileyle, veya hiç farkında olmayarak bu şarkılardan birini mırdıldanmaya başlayınca bütün ihtisas ve heyecanları ile mazinin muayyen bir devrini yaşıyorum, sana bu şarkıların şöyle bir listesini yapayım, sayfaları doldurmuş olurum. Evvela ilk âşıklığımdan başlayayım...”

Sabahattin Ali, bir dönem nikâhına da talip olduğu Ayşe Sıtkı'ya, bir bölümü “İki gözüm Ayşe” diye başlayan, çoğu cezaevlerinden yazılmış 67 mektup, şiirler ve öyküler gönderir.*
6 Temmuz 1933'te Sinop Cezaevi'nden yazdığı mektuba yukarıdaki satırlarla  başlayan Sabahattin Ali, âşık olduğu kadınları anlatmaya koyulur. Sözü İstanbul'dan açar, sonra “muallim” olarak gittiği Aydın'a, Yozgat'a geçer. “Oradaki hayatım ömrümün en can sıkıcı bir devridir” dediği Yozgat'taki “kötü bir saz heyeti”nin hanendesi Melek'ten söz eder. “Şehirdeki bütün zabitler, mütekait memurlar ve kasaplar” Melek'e âşıktır. Sabahattin Ali “Ben de” der mektubunda, ekler:
“Ben de ayakta duramayacak kadar sarhoş, bir köşede oturur, garsonu çağırarak sazdan:
Gösterip ûyara lütfun bizleri bigânesin
yahut da:
Bir dame düşürdü beni ki bahtı siyahın
Vallahi bu sevdada benim yoktur günahım
şarkılarını isterdim. Bunlar bana şimdi o zamanı hatırlatıyor.”
Yepyeni bir soluk getirdiği Türk edebiyatında çığır açan Sabahattin Ali, daha sonra yazacağı öykülerden birinin adını “Hanende Melek” koyacaktır...
Almanya ve Frolayn Puder
Sabahattin Ali'nin edebiyat tarihine bir not gibi düştüğü Ayşe Sıtkı'ya mektubuna devam edelim. Âşık olduğu kadınlar bahsinde sıra Almanya'ya gelmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı'nca 1928 yılında gönderildiği Almanya'ya:
“Almanya'da Frolayn Puder isminde bir hatuna ziyadesiyle âşıktım (bu kadın arkadaşlar arasında 28 namıyla meşhurdu). O zamanlar ise Berlin'de şu meşhur Deli Şarkıcı filmi oynamıştı ve oradaki Sonny boy şarkısı herkesin ağzında idi. Şimdi bunu mırıldanınca sisli ve yağmurlu teşrinievvel (ekim) günlerinde 28 ile müzelere veya sinemaya gidişim aklıma gelir. Yolda mütemadiyen kızcağızın yüzüne dalar, önümü görmezdim, o da hafif bir tebessümle başını bana doğru çevirerek bu salaklığımı mazur gördüğünü anlatmak isterdi. Âşık olduğum kimseler arasında bana bu kadın kadar iyi muamele edeni olmamıştır. Parmağının ucunu bile koklatmadığı halde beni kırmaz, aramızda genişlemeyen ve daralmayan muayyen bir mesafe muhafaza etmesini gayet iyi bilirdi...”
“Frolayn Puder” de, bu mektuptan tam 15 yıl sonra roman olacak, Sabahattin Ali 1943 yılından itibaren onu “Kürk Mantolu Madonna” olarak hepimizin hayatına sokacaktır.
Öldürüldü, Milli Emniyet'çi tetikçisi  korundu
Ali, “Kürk Mantolu Madonna”nın yayımlanmasından beş yıl sonra, hayatını hiç bitmeyen soruşturmalar, davalar ve tutuklamalardan kurtarmak için Türkiye'den kaçmaya karar verdi. Satın aldığı kamyonuyla götürüldüğü Kırklareli bölgesinde yurtdışına kaçma girişiminde bulundu. Ancak 16 Haziran 1948'de cesedi Sazara köyü yakınlarında bulundu. Aylar sonra, 12 Ocak 1949'da duyurulan cinayeti Ali Ertekin'in işlediği açıklandı.
İnzibat başçuvuşuyken “silah çaldığı” gerekçesiyle ordudan atılan Ertekin,  bir süre inşaatlarda çalıştıktan sonra ne yaptığını “Sonra Milli Emniyet'te bana vazife verdiler” sözleriyle izah etti. “Cinayeti milli duygularla işledim” diyen Ertekin, hizmetinin karşılığını aldı. “Türk Milleti adına” yapılan yargılamada Türk edebiyatının en büyük isimlerinden birini öldürdüğünü söyleyen katile verilen ceza sadece 4 yıl oldu. Üstelik Ertekin, bu cezayı da çekmedi ve aynı yıl çıkarılan af yasasından yararlandırılarak dışarıya salıverildi.
Takipler, soruşturmalar, davalar ve hapislerle geçen 41 yıllık kısa hayatına onlarca öykünün yanı sıra şiirler ve romanlar sığdıran Sabahattin Ali'yi kimlerin öldürttüğü, cinayeti üstlenen tetikçiyi devletin neden koruduğu hâlâ aydınlatılmadı.
Bugün devlet, mezar yeri bile bilinmeyen Sabahattin Ali'nin “Kürk Mantolu Madonna” romanını, “Türkiye'nin dünyadaki imajını düzeltmek için” film yapmayı planlıyor. Sabahattin Ali'nin katilllerinin parmak izleriyle de kirlenen Türkiye'nin imajı, Sabahattin Ali'nin romanıyla düzeltilmeye çalışılacak!
Ne diyelim?
Sabahattin Ali, yukarıdaki mektuptan birkaç hafta önce, yine Sinop Cezaevi'nden, yine “İki gözü Ayşe”ye “Hapishane Şarkısı” adlı beş bölümlük bir şiir gönderir. Ne diyebileceğimiz işte orada yazıyor. Ali, “Hapishane Şarkısı V”te cevabı boğazımıza düğümlüyor...
“Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül, aldırma...”  

 


*
(İki Gözüm Ayşe - Sabahattin Ali'nin Özel Mektupları / Ayşe Sıtkı – Doğan Akın / Bilgi Yayınevi)

Yazarın Diğer Yazıları

CHP-T24 buluşması üzerine: Yolculuğumuz çetin, ama yaşanmaya değer...

Yalandan da medet umarak T24'ü hedef alırken CHP'de dükkân açmaya çalışan her türlü iktidara müptela yanaşmalarla işimiz olmaz...

Aslı Erdoğan haberleri ve T24 üzerine: Biraz da siz kafesinizi parçalayıp gerçeğinize kavuşun abiler

Neden, sürekli ne olmamız gerektiğini buyururken ne olduğumuzla ilgilenmiyorsunuz?

T24 10 yaşında: Ekspres gibi geçiyor güzel günler üstümüzden...

Paranın gözü kör olsun, ama parasızlığın sağladığı imkânlarla da yapıyoruz T24'ü!