27 Aralık 2012

Erdoğan gizli dinleme ve izlemeleri nasıl meşrulaştırdı?

Başbakan’ın dinlenmesi vahim. Ancak evinin altındaki ofise kadar girebilen güçler başka şeyler de yapabileceğine göre Başbakan’ın nasıl korunduğu sorusu da çıkıyor ortaya

Başbakan Yardımcısı Arınç’ın “Rezil bir noktaya geldi. Ciddi tedbirler almamızda fayda var” dediği yasadışı telefon dinleme ve izlemeler, “bin nasihatten evla bir musibet” gibi AKP kıyılarına da vurmuş bulunuyor. “Ben de dinleniyorum... Evimin altındaki ofisimde bile dinleme cihazı bulundu. Derin devlet denen olay boş durmuyor” sözlerine bakarsanız, Başbakan Erdoğan suçun adresinden kuşku duymuyor.

Başbakan’ın dinlenmesi vahim. Ancak evinin altındaki ofise kadar girebilen güçler başka şeyler de yapabileceğine göre Başbakan’ın nasıl korunduğu sorusu da çıkıyor ortaya.

Ama konumuz bu değil; konumuz, Erdoğan’ın, yasadışı izlemeleri araçsallaştıran bir başbakanlık icraatı da sergilemiş olması.

Hâkimleri, savcıları, siyasetçileri, askerleri ve gazetecileri, velhasıl hemen her kesimi hedef alan yasadışı dinlemelerin hiçbiri aydınlatılamazken bu fasıldaki tek tutuklamanın Başbakan’ın işadamı Remzi Gür ile yaptığı telefon konuşması kayıtlarının sızdırılması üzerine yapıldığını not düşüp, devam edelim.

Türkiye’deki önemli bürokratik görevler arasında olan Gelir İdaresi Başkanlığı’na atanan ve süratle bu görevden uzaklaştırılan Mehmet Akif Ulusoy olayını hatırlıyor musunuz?

“Hesap uzmanı” kökenli mütedeyyin bir bürokrat olan Ulusoy, 16 Kasım 2007’de atandığı bu görevden Mart 2009’da uzaklaştırıldı. Ulusoy’u gözden düşüren, “Maliye Bakanı’nın yönlendirmesi üzerine” Doğan Yayın Holding Başkan Yardımcısı Soner Gedik ile yaptığı telefon görüşmesi oldu. Görüşmede Gedik holdingdeki vergi incelemesine ilişkin beklentilerini dile getiriyor, Ulusoy da, vergi mevzuatında yer bulan “uzlaşma” terimini de kullanarak cevaplar veriyordu.

Ulusoy, bu yasadışı dinleme kaydının bazı sitelerde yayınlanmasının ardından, üstelik bağlı olduğu Maliye Bakanı (Kemal Unakıtan) ABD’deyken, Başbakan’ın talimatıyla görevden alındı.

Peki, gerekçe?

Erdoğan’ın 3-4 Mart 2009’da Kral FM ve Kanal 24’te verdiği cevabı özetliyorum:

“Biliyorsunuz teknik takibe takılmalar vs. birtakım gazetelerde, internet sitelerinde yayınlandı. Bunlar bizi rahatsız eden konular. Ve kimlerle ne bağlantısı kuruyor bakın bunlar ortaya çıkıyor. Bunlar ortaya çıktıkça kim bilir geçmişte neler oldu neler?.. Müsteşarıma talimatı verdim ve gerekli olan bu konudaki adım atıldı...”

Ulusoy, yasadışı dinleme kayıtları Başbakan tarafından açıkça gerekçe gösterilerek ve suç işlediği yolunda ifadelerle töhmet altında bırakılarak görevden alınmıştı. Başbakan’ın sözlerine bakarak, Ulusoy hakkında idarî ve cezaî soruşturma açılmasını beklersiniz değil mi? Hayır, öyle olmadı. Başbakan’ın hazzetmediği Doğan grubuyla temas kurmanın cezası “Maliye Müşaviri” olarak KKTC’ye atanmak oldu, ancak Ulusoy emekliliğini istedi ve konu kapandı.

Başka?

Deniz Baykal’ın gizli kaydedilmiş video görüntüleri üzerine olanları hatırlayın. Baykal’ın görüntülerine erişimin engellenmesi için talimat veren Erdoğan, hemen ardından “Eşlerine ihanet edenleri biz hiçbir zaman bu toplumun içinde kalkıp da mağdur olarak göremeyiz” diyebildi. Üstelik Başbakan’a göre, yasadışı çekimin yapıldığı yer kendi yatak odası olmadığına göre “Baykal’ın özel hayatı”na da girilmiş sayılmazdı!

Başbakan, benzer tavrı MHP’lileri hedef alan kasetler üzerine de sergiledi. Şu sözler, Erdoğan’ın 21 Mayıs 2011’de Habertürk’te, 30 Mayıs’ta da Samanyolu TV’de yaptığı açıklamalardan:

“Özele girilmemeli, doğru... Toplumumuzun ahlaki değerleri var. Bu değerler içerisinde olan bu işin özelidir. Ama gayrımeşru, gayrıahlaki olanı kalkıp da özel diye gösteremezsiniz... Bunların meşru olanları, eyvallah... Bu konunun koruma polisi ben miyim?.. Bu ahlaki bir konu. Eğer biz hükümet olarak bu işlerin üzerine gitmemiş olsaydık, bunlar çok daha açık olarak ortada gezerdi... Biz ancak bunu yapabiliriz, bundan sonrası yargıya aittir.”

Sonrası malum, kaset tuzakları aydınlatılamadı. Başbakan’ın, yatak odalarına kadar sokulan bir saldırganlığı adeta “ahlaksızlık ve ihaneti ortaya çıkaran” faydalı bir icraat sayabildiği bir ülkede aksi beklenebilir miydi?

Evet, olay elbette vahim. Ama ne diyelim Başbakan’a? Dinleme terörü üzerine Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın vaktiyle “Yasadışı bir şey yapmayanlar gizli dinlemelerden korkmasın” tavsiyesini mi hatırlatalım, ne diyelim?

Carmina Burana’da geçer...

“Bana şöhret edindiren yaradır şimdi beni öldüren...”

 

 

(Taraf - 27 Aralık 2012)

Yazarın Diğer Yazıları

Tolga’yla birlikte bütün hayal kırıklıklarının en güzelini yaşıyoruz!

Çalışmalarıyla mesleğini onurlandıran bir gazeteci, hâkimin büyük bir maddi hatayı da tutanağa geçirdiği bir kararla tutuklandı. Tutuklama talep edenler ve tutuklama kararı verenlere göre, Tolga Şardan “istihbarat örgütünün Cumhurbaşkanlığı’nın talimatıyla yargıdaki yolsuzluk iddialarını araştırdığını yazarak” halkı korku ve paniğe sevk etti!

T24 14 yaşında; nasıl da yılları buldu bir mısra boyu macera…

Bağımsız, sorumlu, güvenilir, yüksek profesyonel ve etik standartlarda gazetecilik, sadece gazetecilerin değil toplumun bütün katmanlarının meselesi haline gelmedikçe, sesimizi kısanlar sadece başkaları olmaz!

Schengen vizesi eziyeti için gazetecilere çağrı, AB başkentlerine mektup

Sığınmacı sorunuyla, üstelik milyonlarca insan eşliğinde Türkiye de muhatap. Ancak bu durumun, örneğin Federal Almanya’nın Volkan Konak, Deniz Türkali gibi sanatçıların da vize başvurularını reddetmesiyle nasıl bir ilgisi olabilir? AB ülkeleri diplomatlarının, sürekli mesai yaptıkları gazetecilere, vize talebi söz konusu olduğunda, “Bizim için Edirne sınırına kadar gazetecisiniz” anlamına gelen tavrı vize rejiminin amaçlarına uygun mu? Peki gazeteciler ve meslek örgütleri, yıllardır süren bu kötü muameleye karşı neden sessiz, neden bu eşitsiz ilişkiyi reddetmiyorlar?