03 Eylül 2010

DİYARBAKIR SANA SÖYLÜYORUM, DİYARBATI SEN ANLA!

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, seçmenini yönlendirme kapasitesi bilinen BDP'nin referandumu boykot kararı nedeniyle merakla beklenen...


Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, seçmenini yönlendirme kapasitesi bilinen BDP'nin referandumu boykot kararı nedeniyle merakla beklenen  Diyarbakır mitingi, ne söylendiğinden ziyade, nelerin,  hangi nedenlerle söylenmediğinin üzerinde durmayı gerektiriyor.  Kürt açılımı  konusunda geleceğe yönelik hiçbir mesaj vermemeye özen gösteren Erdoğan, kendisine konuşma metni dayattığı gerekçesiyle MHP lideri Devlet Bahçeli'yi eleştirdi, ancak onun meydanlarda çizdiği çerçeveye göre konuştuğu izlenimini verdi. Zira Erdoğan'ın Diyarbakır konuşmasında, Doğu-Güneydoğu seçmeninden çok bölge dışındaki seçmenleri hesaba katan bir denge gözetilmişti.
AKP örgütünün, daha önce BDP (DTP) etkisiyle Diyarbakır'da son derece sönük bir miting de yapmak durumunda kalan Erdoğan'ın İstasyon Meydanı'ndaki konuşması için sıkı bir hazırlık yaptığını söyleyebiliriz.
Erdoğan'ın Diyarbakır konuşmasının iyi mi, yoksa kötü mü olduğu sorusu, nereden baktığınıza göre değişir. Kürt açılımı konusunda somut bir şeyler duymak isteyenler için Erdoğan'ın yaptığı konuşma hemen hemen hiçbir mesaj içermiyordu. Erdoğan, bu konudaki beklentiler için, daha önceki mitinglerinde dile getirdiği “yeni anayasa” ve “daha fazla demokrasi” sözleriyle yetindi.

BDP seçmeninden çok 'çantadaki seçmeni' dikkate aldı

Erdoğan'ın, “şehit anneleri kadar çocuğunu PKK'ya kaptırmaş annelerin gözyaşlarının da ciğerine aktığını” söylemesi, Türkiye'de bir Başbakan'ın, terör örgütünde bile olsa evlat acısını paylaşmtığını ilan etmesi açısından elbette değerli.
Aynı şekilde Erdoğan'ın, Türkiye Cumhuriyeti tarihine hiçbir zaman silinemeyecek utanç sayfaları ekleyen Diyarbakır Cezaevi'nin yıkılacağını -bizce işkenceye karşı insan hakları müzesi olmalı- söylemesinin de büyük bir sembolik önemi var.
Ancak Erdoğan'ın Diyarbakır'da yaptığı konuşma, bölgedeki seçmenden çok bölge dışındaki seçmeni hesaba katıyordu. Özellikle MHP'nin “bölücülük” iddialarının etkisi Erdoğan'ın konuşmasında sık sık “birlik” ifadesiyle yankısını buldu. Erdoğan'ın konuşmasına, boykotu kıracak ya da BDP'nin tavrını esnetecek mesajlardan ziyade, MHP ve CHP'ye karşı “çantadaki seçmenleri” kaçırmama, Kürt sorununa çözüm arayışlarını “bölücülük” iddiaları etkisinde değerlendiren seçmenleri ürkütmeme kaygısının damga vurduğunu söyleyebiliriz.
MHP'nin “bölücülük” suçlamalarının menzilinde “Kürtlere ödün vermeyen” bir görüntüyü tercih eden AKP, bölge dışında kaybedeceği oyların BDP'den koparacağı oylardan çok daha fazla olacağını hesaplamış görünüyor.
Özetle Erdoğan, etnik kökenleri aşan kardeşliği ve kimsenin birbirinden farklı olmadığı görüşünü “aynı Allah'ın yarattığı kullar” olmaya gönderme yaparak dile getirmeyi, Kürt açılımının geleceği üzerine konuşmaya tercih etti. Gelecekten haber vermek yerine geçmişi anlattı.

Ateşkesi uzatacak bir ilerleme sağlanmadı mı?


Erdoğan'ın söylemediklerinin bize haber verdiği önemli bir nokta daha var. Başbakan'ın tavrı, boykot kararını esnetmeye yönelik yeni bir söylem içermediği gibi,  “boykottan vazgeçilebileceği” yolunda esnek mesajlar gönderen İmralı'nın tutumuna da kayıtsız görünüyordu. Bu durum, PKK'nın 20 Eylül'e kadar ilan ettiği ateşkesin uzaması konusunda perde arkasında temas yürütüldüğü tahminlerinin doğru olmadığını ya da bu temaslarda bir mutabakata varılamadığını gösteriyor. Eğer gençlerimizin tekrar ölüme gideceği günleri hiçbir şey yapmadan geçiriyorsak çok yazık.
Hülasa, Güneydoğu cephesinde yeni bir şey yok...

Yazarın Diğer Yazıları

Hepimizin hikâyesi: T24, 11 yaşında…

Gazetecilik mecralarının finansal kaynaklarını sorgulamak meşrudur, tartışılması gerekir. Gazetecilik, kendi gerçeğini saklayarak yapılamaz

Varakpârelere kötü bir haberim var; T24 bu gezegende kimseden para almadı, kişisel mal varlığımı da artık şuraya koyayım

Bağımsız gazeteciliğin karşısına, yalana sarılmadan çıkamayanların acıklı hâllerini yılmadan göstermek için buradayız

Adalet siyasetin yalanıdır; 72 yıl önce katledilen Sabahattin Ali'den bugüne...

Ne uymaya söz verdiğimiz insan hakları sözleşmeleri, ne de her gün yüzlerce can alan küresel bir salgın hastalık değiştirebiliyor bu gerçeği...