16 Haziran 2017

CHP'ye 'sokak' ihtarları çeken iktidara bir okuma tavsiyesi: Erdoğan biyografisi

Devam edin, diyeceğim ama etmenizden korkuyorum!

"Devam et diyeceğim, ama devam etmenden korkuyorum!.."
Nazilere karşı Sovyetler'le işbirliği yapan ABD yönetimi, hemen ardından "en büyük tehdit" olarak komünizmi ilan ettiği McCarthy döneminde tarihinin en karanlık sayfalarından birini yazdı. Ülkedeki "komünist avı"nın öncüsü Cumhuriyetçi senatör Joseph Raymond McCarthy'nin adıyla tarihe geçen bu dönemde "hain" suçlamasıyla damgalananlar arasında, varlıklı bir hayat sürmesine rağmen görüşleri ve Komünist Parti'ye üyeliğinden ödün vermeyen Dalton Trumbo da yer aldı. 

1940'larda en çok kazanan senaristler arasındayken hapse atılan Trumbo, Hollywood'da iş yapması da engellenerek "sosyal ölüm"e mahkûm edilmeye çalışıldığı bu dönemde kapısını aşındıran yapımcıların da isteğiyle senaryolarını takma isimlerle yazdı. Kendi ismiyle yazmadığı bu senaryolar 1953 ve 1956'da (Roma Tatili ve The Brave One) iki Oscar kazandı!

Aynı Hollywood'un çektiği Trumbo biyografisi, Bryan Cranston'un Trumbo'yu oynayan demeyeceğim, canlandıran mükemmel performansıyla 2015 sonbaharında gösterime girdi.
Girişteki cümleyi o filmde not almıştım. Komünist Parti'den bir arkadaşı sohbet sırasında Trumbo'ya güvenmediğini söylediğinde Trumbo o karşılığı verir:
"Devam et diyeceğim, ama devam etmenden korkuyorum!.."

Bu köşede daha önce paylaştığım bir notum daha vardı aynı filmden. Amerikan Yazarlar Birliği Ödülü'nü yıllar sonra alırken Trumbo'nun yaptığı konuşma, kendisini canlandıran Cranston'un ağzından dökülürken aldığım bir not:

"Zaman, korku zamanıydı. Kimse de bundan muaf tutulmadı. Çok sayıda insan yuvasını kaybetti. Aileleri dağıldı ve onları kaybettiler. Hatta bazıları hayatını dahi kaybetti... Fakat o karanlık zamana dönüp de baktığımızda, ki bence arada sırada bakmalıyız, kahraman veya cani aramanın size hiçbir yararı dokunmaz. Hiç yoktu ki! Yalnızca kurbanlar vardı. 'Kurbanlar' diyorum, çünkü her birimiz normal şartlarda söylemeyeceğimiz, yapmayacağımız şeylere zorlandık."
 

AKP'yi doğuran Milli Görüş de endişeli

 

Türkiye öyle bir "cadı avı" dönemi yaşıyor ki, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP'yi birlikte kurduğu çekirdek kadronun içinde yetiştiği Milli Görüş hareketinin siyasal örgütü Saadet Partisi'nin genel başkanı Temel Karamollaoğlu bile, İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun "casusluk" iddiasıyla 25 yıl hapis cezasına çarptırılarak tutuklanması üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu arayarak dayanışma duygusunu paylaşıyor. Yazılı açıklama yaparak, "Gelişmelerin sadece adalet duygusu adına değil, Türkiye'nin geleceği açısından da endişe verici olduğunun" altını çiziyor.
Gazeteci Fehmi Koru, üniversite yıllarından itibaren yakın hukuku bulunan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de katıldığı D-8 buluşmasına ilişkin izlenimlerini paylaşırken, "Saadet Partisi'nin, iktidara alternatif olma hazırlığı"ndan söz ediyor.
Erdoğan'a en yakın işadamlarından Ethem Sancak'a ait medya grubu bünyesindeki Star gazetesinde Ahmet Taşgetiren, yargıya işaret ederek "tuzun da kokması" ihtimaline işaret ediyor.
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun başlattığı "Adalet Yürüyüşü"ne katılanlar arasında AKP kurucuları arasında yer alan Fatma Bostan Ünsal ve eşi eski Mazlum-Der Genel Başkanı ve AKP milletvekili Faruk Ünsal gibi isimler de yer alıyor.
İktidarın meşruiyet zeminini kaybettiği siyasal coğrafyanın alabildiğine genişlediğinin somut işaretlerine tanık olduğumuz bir dönemden geçiyoruz.

AKP, 15 yılı iktidarda geçmiş yaklaşık 17 yıllık hayatında  "Her türlü iktidar bozar, mutlak iktidar mutlak bozar" diyen Lord Acton'un sözünü 32 kısım tekmili birden kanıtladı. Açın AKP'nin 14 Ağustos 2001'de kurulurken ilan ettiği programa ve bakın. Basın ve ifade özgürlüğünden kişisel haklara, bağımsız ve tarafsız yargıdan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına kadar hangi alanda demokratikleşme sözü verdiyse AKP, o sözlerin tam aksinde bir yere sürüklendi Türkiye.
 

AKP iktidarının, AKP Programı'yla imtihanı

Erdoğan: Sokağın dilini okumayı bilmiyorsanız...

 

Nihayet, pasifizimle de eleştirilen ana muhalefet partisi de, genel başkanı, milletvekilleri ve gönül verenleriyle Ankara'dan İstanbul'a "Adalet Yürüyüşü" başlatmış bulunuyor.
Başbakan Binali Yıldırım'ın, yürüyüşe gösterdiği tepkiyi okumuş olmalısınız. Yıldırım, Kılıçdaroğlu'na, İstanbul'a yürüyerek değil, kendi Ulaştırma Bakanlığı döneminde sefere konduktan sonra yaptığı feci kazayla onlarca cana mal olmuş "hızlı tren"le gitmesini tavsiye ettikten sonra ekledi:
"Sokakta iktidarı şikayet etmek, ana muhalefet partisine yakışan bir tavır değildir. Çözüm arama yeri Meclis'tir. Hukuk içerisinde ne çözüm bulunacaksa bulunur. Sokakta çözüm aramak en hafifinden sorumsuzluktur."
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da, "Kanun yolları sokaklarda değil, kitaplardadır; muhakeme usulünü belirleyen kanunlardadır" diyerek Adalet Yürüyüşü'ne "sokak" ihtarı çekti.

"Sokak" malum, muhalefet için bir noktada çare, iktidarda ise korku mahalli olan bir yer. Bu Erdoğan'ın ve AKP'nin siyasal çizgisi için de öyle.
Erdoğan'a en yakın isimlerden olan eski AKP Milletvekili Hüseyin Besli ile Ömer Özbay'ın birlikte kaleme aldığı “R. Tayyip Erdoğan - Bir Liderin Doğuşu” adıyla yayımladıkları biyografiye bakarsanız, buna dair onlarca örnekle karşılaşırsınız. Misal, muhalefetteki Erdoğan, kitapta, 3 Kasım 2002 seçimlerinde iktidara geliş sürecini anlatırken, mitingleri ve kamuoyu anketlerini değerlendirir. Bu değerlendirme sırasında, "sokağın" önemini vurgular:
“Bir de uzun yıllar siyasetin içinde bulunmanın kazandırdığı özellikler var tabii. Ben, miting kalabalığından çok cadde ve sokaklara bakarım. Sokağın kendisine göre bir dili vardır. Eğer o dili okumayı biliyorsanız gerçeği görürsünüz, kendinizi aldatmazsınız.” (Sayfa 336)

Muhalefetteki Erdoğan'ın sokaklar ve dönemin iktidarlarınca sokakları dar eden devlet gücüne karşı tavrı o kadar nettir ki, polisi "emre itaatsizliğe" de davet eder. 
Erdoğan biyografisinde aktarılanlara göre, 2001 yılında kurulan AKP'nin Bursa il örgütünün açılışından sonra Çevik Kuvvet toplanan partili kalabalığı “çoluk çocuk, genç yaşlı demeden” coplamaya başlar. Ortalık karışır, herkes şaşkındır. Erdoğan mikrofonu eline alarak polisi uyarır. “Bir Liderin Doğuşu” adlı kitaptan birlikte okuyalım:

“Tayyip Bey mikrofonu eline alıp: Bursa polisine sesleniyorum!' diye bağırdı. Sakin gözükmeye çalışsa da… Polisin bu umulmadık tavrı karşısında öfkesini zapt etmekte ne kadar zorlandığı ses tonundan anlaşılıyordu.
'Bunu bir emirle yaptığınızı biliyorum; ama siz de biliyorsunuz ki hatalı bir emre uymak suçtur!.. Bu kanunsuzluğa son vermeniz için sizi uyarıyorum!..'
Polisler, saldırılarını kesip, durmuşlardı. Tayyip Bey, devam etti: 'Bu planlı bir yürüyüş değildir. Bir maç çıkışı yapılan sevgi gösterisi neyse bu da aynı hükümdedir. Biz yolumuza devam edeceğiz, açın yolu.” (Sayfa 301, 302)

 

'Araçlarımızı polisin üzerine doğru sürdük!'

Biyografide, Erdoğan'ın konvoyunu barikatla durdurmaya çalışan polisin üzerine "kaş göz işaretiyle" araç sürmek de var. 
3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde AKP konvoyu Elazığ'dan Malatya'ya giderken yaşananları M. Şafi Öztekin'in kitapta anlatıyor.

“Malatya'ya girmek üzereydik. Ben kendi arabamla otobüsün önünde eskortluk yapıyordum. Arkamızdaki konvoy oldukça uzundu. Şehrin girişinde polisleri gördük, kol kola girip barikat oluşturarak yolu kapatmışlardı.
(Şehirde) Önceki mitingin çoktan dağılmış olduğunu, kaldı ki konvoyumuz çok ağır ilerlediği için meydana ulaşıncaya kadar epey zaman geçeceğini söyledik ama hepsi nafile; polis ikna olmamakta kararlıydı.

Çaresizlik içinde Mücahit (Arslan) Bey'e baktım; otobüsün ön tarafında Tayyip Bey'le birlikte bizi izliyordu. Kaş göz işaretiyle 'arabalarınıza geçin ve sürün!' dedi.
Koşarak gidip araçlarımıza bindik ve hiç gaz kesmeden polislerin üstüne doğru sürdük!
İstemeyerek de olsa yolu açmak zorunda kalmışlardı...” (Sayfa 302)
Kitabın yazarlarının, "Polisin, verilen emre körü körüne itaat ettiği durumlarda çatışma riski artıyordu” (Sayfa 302) sözlerini de not edelim.
Erdoğan'ın katkılarıyla hazırlanan Erdoğan biyografisine göre "sokaklarda çatışma riskini artıran" orada demokratik haklarını kullananlar değil "körü körüne itaat eden polisler..."

Yıllarca Gülen cemaatine, darbeci zihniyete karşı karşı mücadele etmiş gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler ya hapiste ya da davalarla, baskılarla susturulmak isteniyor. AKP, Erdoğan biyografisinde demokrasi meydanı olarak inşa edilen "sokak"lar konusunda muhalefete ihtar yağdırıyor.

Yaşar Kemal'den yadigâr o sözü bilirsiniz;"zulmün artsın ki tez zeval bulasın!"
Devam edin, diyeceğim ama etmenizden korkuyorum!

 

Yazarın Diğer Yazıları

Aslı Erdoğan haberleri ve T24 üzerine: Biraz da siz kafesinizi parçalayıp gerçeğinize kavuşun abiler

Neden, sürekli ne olmamız gerektiğini buyururken ne olduğumuzla ilgilenmiyorsunuz?

T24 10 yaşında: Ekspres gibi geçiyor güzel günler üstümüzden...

Paranın gözü kör olsun, ama parasızlığın sağladığı imkânlarla da yapıyoruz T24'ü!

Bir sen eksiktin Türkiye Gazeteciler Sendikası!

Önüne konanın ardına bakmayan bir gazetecilik olmaz...