01 Mayıs 2018

Dans, Osho, Cüneyt Özdemir

Cüneyt Özdemir'e teşekkür ediyorum: Bana bir kez daha Osho’nun neden bu kadar önemli olduğunu hatırlattığı için

Bugün üç kavram içinde dans edelim: 

Hayaller, gerçekler ve kutlama. 

Yazıp duruyorum hayallerinizi gerçekleştirmek için yola çıkın, mutlu olmak zor değil gibi, çoğu insana garip gelen, siyasi ve ekonomik gidişatımızla hiç benzeşmeyen cümleler sarf ediyorum. 

Sonra bir an geliyor, kendime “Nereden çıkarıyorsun bunları, insanların yaşadıklarına dertlerine bak, kendine bak, uçuyorsun kızım, yavaşla” diyorum.

Zaten herkes seçim derdinde, herkes kendine bir yol çizmiş, görev edinmiş son günlerde. Hepsi takdire şayan iken, ben neler zırvalıyorum? 

Kendimle yaptığım konuşma aslında sizinkiyle aynı.  Bir hayal kurup, ardından da “Yok, yok benim hayatım buna uygun değil, hayatın gerçeklerine dön.” diyerek mantıklı bir yaşama doğru gitmeye çalışmıyor musunuz? 

Bu hayalleri gerçeğe dönüştürme meselesi gerçekten önemli. Boş bir beklentiyi mi anlatıyorum, ne yapıyorum? 

Hayal ettiğiniz şey, olmak istediğiniz şey gerçekten siz misiniz? 

En önemli konu bu,  Osho müthiş bir şekilde açıklıyor:

“Kim olduğunu bilmeyen insanların başka birisi olmaya çalışmaları çok garip. Şu an kim olduklarını dahi bilmiyorlar! Kendi varlıklarıyla tanışmamışlar, ama bir şey olma hedefleri var.” 

İşte şu hayaller konusu burada önem kazanıyor. Siyasi duruş, tercih ve söylemler insan varlığına sadece bir giriş dersi niteliğinde. Siyaset, o çok şaşalı, her şeyi etkiliyor gibi, gördüğümüz şey aslında insanlığın giriş dersi. 

Doğduğumuz andan itibaren kolektif bilincin ürünü olarak yetiştirilen bizler, hayallerimizin kime ait olduğunu bilebilir miyiz? 

Değil mi ki hepimiz en azından bir kere duyduk: “Çok başarılı olacaksın.”“Sen çok zekisin.”, "Evlenip mutlu yuvan olacak.”“İstediğin her şeyi yapamazsın.”“Hayat öyle basit değil.” 

Duyduk değil mi? Hepsini herkes hayatında en az bir kere bir komşudan ya da aile büyüğünden duydu. 

Bunlar hep hipnoz. Biz bu hipnozlarla başkalarının düşlerini gerçekleştirdiğimizde gerçekle karşılaşıp mutsuzluğun dibine vuruyoruz. Ana siyasi akımlar, dünyadaki yaygın iktisadi sistem bu hipnozun sağlam aktörleri. Biz bu hipnozun dansını izliyoruz. 

Nedense siyasi aktörlerin konuşmalarında hiç “bilinçlenmek” kavramı geçmez. Bu hep sistemi eleştiren kişilerin kullandığı bir kavram olarak kalır. 

Siyaset öz itibariyle bizi bir hipnozdan diğerine geçirir. Siyasetin önemsiz olduğunu söylemiyorum, izin verirseniz birinin dünya görüşü gelir hayatınızın orta yerine oturur. Ardınan “ Aaa, bu hipnoz, gerçek böyle değil” desek bile çoğu zaman her şeye sıfırdan başlamak gerekir. 

Siyaset, bir topluluğun gerçek ve doğru bulduğu ilkeleri yaygınlaştırma benimsetme çabası. Ne acı değil mi? Birilerinin ilkelerinden kendimize benzeyeni seçmeye çalışıyoruz. 

Bunu ne adına yapıyoruz? En masum şekliyle diğerinin doğrusu ve gerçeği hayatımızda tahakküm kurmasın diye! 

Oysa gerçekte ne yapıyoruz? Senin doğrun bana tahakküm kurmasın, benim doğrum senin ve senin gibilerin hayatına tahakküm kursun, en iyisi benim doğrum demeye devam ediyoruz. 

Bir yandan herkes kendi doğrusuna göre yaşıyor, diyoruz. 

E nerede kaldı barış, sevgi, huzur ve kardeşlik? 

Çocuklarımızı da aynı eksende yetiştiriyoruz. "Bunu yap, bu doğru.", “Bunu yapma, yanlış.”, "Bu böyle yapılır.", “O öyle yapılmaz.”

Bizler asla özgürlüğe, özgür iradeye fırsat tanımıyoruz. Birisi özgür iradesi le bir tercih yaptığında, ona hemen yargılayan bakışlar fırlatıyoruz. Eleştiriyoruz, olması gerekeni anlatıyoruz, bunların hepsini iyi niyetle yapıyoruz. Zarar görmesin mutlu yaşasın istiyoruz. Yok böyle bir şey. 

Bu dünya ve insanlar için yapılacak en güzel şey erdemli olma konusunda bilinç sağlayabilmek. Keşke hepimizin derdi bu olsa, o zaman neler yaratırdık, kim bilir. 

Kabul edelim ki, yaşadığımız gezegen olarak bu konuda çok gerideyiz. Ve bizler siyaset içinde bir sağa bir sola savrulurken yaşamı kucaklamayı, bütün olmayı, birlikte olmayı öğrenmeyi erteliyoruz. 

Bunları denemek için, öğrenmeye yol almak, öğrenmek ve diğerlerine aktarabilmek için cesaret gerekir. Bu cesarette bir insana kendi doğrularınızı dayatmadan kendini bulma şansı vermektir. Var mı buna cesaretiniz? 

Osho bu konuda devrimcidir. Bu yüzden söyledikleri, yazdıkları çok değerlidir. Ne yazık ki, hayata bu pencereden bakamayan Cüneyt Özdemir, Osho hakkında  konuşmayı kendine görev edinmiş. Konuşması aşağılama, basitleştirme öğeleri ile dolu.

Kendisine teşekkür ediyorum. Bana bir kez daha Osho’nun neden bu kadar önemli olduğunu hatırlattığı için. Bir kez daha uyanması gereken ne kadar çok insan olduğunun temsili olarak o videoda düşüncelerini ifade ettiği için. 

Bu gösterdiği cesaretten dolayı kendisini tebrik ederim. 

Kendisine tavsiyem içinde bulunduğu hayatın penceresinden dışarıya bakıp gerçek yaşamdaki kutlamayı görmesidir, çünkü Osho der ki:

“Yaşam kutlamayı bilenler içindir."

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ara vermek

Bireysel çalışmaların, yazmanın sunmak istediğim katkıya yetmediğini fark ettim

Aşkın cinsiyeti

Biz aşkın analizlerini yapıp en mükemmel aşkı bulmaya çalışırken onun muazzam bir duygu olduğunu anımsayabiliyor muyuz?

Aşk sağdan güzellik soldan: Çalkala yavrum çalkala

Gerçekten emek verince hayatım nasıl oluyor? Kendimi nasıl hissediyorum?