03 Temmuz 2022

Profesyonel kadın katilleri

Hem öldürüyorlar hem de iftira atıyorlar. Katile ve suça empati ile sempati gösterirken mağdurun mağduriyeti bir kez daha arttırılıyor. Üstelik ölüp gitmiş; kendini savunamaz bile

Mağdur bir kez daha mağdur edilirken susuzluk çekilen adalet çölünde ne bir vaha var ne de ufukta üzerimize biraz ferahlık getirecek bir bulut.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun internet sitesinde öldürülen kadınlar anısına açılmış bir anıt sayaç var. Bu okuduğunuz yazıya son noktayı koyduğumda, 1 Temmuz itibarıyla 2022 yılı içerisinde öldürülen kadın sayısı 285 idi. 285! Çoğu en sevdiği (veya bir zamanlar en sevdiği), en yakını tarafından katledilmiş, yaşamı değersiz bir çöpmüş gibi delikten aşağı süpürülmüş kadınlar… 2021 yılında ise erkekler tarafından katledilen kadınların sayısı 339… Sayılar yüksek, sayılar korkunç… Fakat rakamların soğukluğu yetmiyor bir canın hunharca alınmasını anlatmaya.

Kadınların canını almış her tetikte, her bıçakta bir erkek eli var. Neredeyse bir salgına dönüştü: Acemi bir kuş gibi yüksek binalardan kendilerini aşağıya bırakıyor kadınlar. Ve düşen her kadının arkasında bir erkek var!

* * *

Modern hukuk "Dişe diş, kana kan" demez, suçun cezasını keserken suçlunun rehabilitasyonunu, topluma geri kazandırılmasını da hedefler. Suçu mahkeme kararıyla sabitlenene kadar herkes masumdur. Masumiyet karinesi… Suçlunun da kendini savunma hakkı vardır. Bunlar modern hukukun evrensel ilkeleridir. Gel gör ki gördüğümüz manzara en basit ifadeyle hiç iç açıcı değil.

En son vahşice öldürülen, canlı canlı bir varile tıkılan, üzerine beton dökülen ve yakılan Pınar Gültekin davasında adaletsizliğe isyan ettik. Ki katil Cemal Metin Avcı'nın bağ evinde Pınar Gültekin'i boğazını sıkarak öldürmeye çalıştıktan sonra gayet soğukkanlı bir biçimde bir akaryakıt istasyonuna giderek benzin aldığı görüntülerde sabitti. Ki onu varile tıktığında Pınar Gültekin yaşıyordu, ölmemişti. Katilin kardeşinin ifadesine göre varil cayır cayır yanarken Cemal Metin Avcı, varilin içinde bozuk kokoreçleri yaktığını söylemişti.

Katil savunmasında önce kendisine bıçak çekildiğini belirtti. Sonra tehdit edildiğini söyledi. Sonra ilaçla bayıltılıp hemcinsleriyle ilişkiye girerken (tecavüz) video görüntülerinin çekildiğini ve şantaj yapıldığını iddia etti. Hiçbir iddiası kanıtlanamadı ama 'haksız tahrik indirimi' koparmayı başardı. Pınar Gültekin'in avukatının söylediği gibi 'profesyonel kadın katilleri müessesi' pek maharetli.

* * *

Kadın katilleri gayet profesyonelce cinayetleri planlıyor, eylemi gerçekleştiriyor ve haksız tahrik indirimi almayı başaracak biçimde savunmalarını yapıyor. Profesyonel kadın katilleri…

"Erkekliğime laf etti" diyor Münevver Karabulut cinayetinde olduğu gibi. Bu "erkeklik" dünyadaki en kırılgan olgu olabilir çünkü mahkemeler bu hassaslığa aşırı bir anlayışla yaklaşıyorlar, bir tek pamuklara sarıp sarmalamadıkları kalıyor.

"Sevdiğim kadını kaybetmenin tarifi yok" diyor Ceren Damar cinayetinde olduğu gibi. Öfkeli öğrenci olmaktansa öfkeli eski âşık olmak daha iyi bir öykü sunuyor çünkü. Olmayan bir ilişkiyi varmış gibi göstermeye çalışıyor.

"Tek suçum fazla sevmekti" diyor Kübra Aşkın cinayetinde olduğu gibi. Bunu 'tutkulu aşk' sayıyor romantik mahkeme.

"Beni tehdit etti. Bana şantaj yaptı" diyor Pınar Gültekin davasında olduğu gibi.

"Evlenecektik ona para verdim. Aramız bozuldu bana borcunu ödemedi" diyor hemşire Ömür Erez ve avukat Dilara Yıldız cinayetlerinde olduğu gibi.

Cinayeti şeker hastalığına bağlayan mı ararsınız kadının şüpheli(?) telefon faaliyetlerine yükleyen mi? Namusu için yaşadığı palavrasını ortaya atan mı istersiniz kadınlık görevlerini (ev işi ve yemek) yerine getirmediği için cinayeti kendinde hak gören mi?

"Bir kadın bir erkekle tenhada içki içmeyi kabul etmişse cinsel ilişkiye rıza göstermiştir" diyen doktor raporları okuduk Şule Çet davasında. 23 yaşında üniversite öğrencisi genç bir kadın hem cinsel saldırıya uğramış hem de intihar süsü verilerek yirminci kattan aşağı atılmıştı.

Ne yazık ki örnekler çok. Faili değil mağduru suçlayan, mağdurla değil suçluyla empati yaptıran bu şiddet kültürü 'hukuk' eliyle besleniyor, büyütülüyor. Pınar Gültekin davasında örneğin, hangi tahrik bir kadının boğazının sıkılmasını, diri diri bir varile konarak yakılmasını, üzerine beton dökülmesini, bozuk kokoreç muamelesi görmesini haklı çıkarabilir?

Öldürdükleri kadınların onurunu, namusunu bir kez daha kirletmekte sakınca görmüyor profesyonel kadın katilleri ve onları bu sinsi yöntemlerle savunan avukatları. Öldürülen kadının namussuz, eskort, dolandırıcı, sahtekar, vefasız, kışkırtıcı, tehlikeli olduğu iddiaları havada uçuşuyor. Hem öldürüyorlar hem de iftira atıyorlar. Katile ve suça empati ile sempati gösterirken mağdurun mağduriyeti bir kez daha arttırılıyor. Üstelik ölüp gitmiş; kendini savunamaz bile.

* * *

Kadın mevzuna uzun yıllardır kafa yoran İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Nazan Moroğlu, herkesin savunulma hakkı olduğunu söylüyor. "Ancak" diyor, "Bu, katili kurtarma operasyonuna da dönüşmemeli. Sabit bir suçta haksız tahrik ve iyi hâl indirimleri mağdur aleyhine kararlar çıkmasına neden oluyor."

Peki bu neye sebep oluyor? Moroğlu'na göre adalet gerçekleşmiyor ve cezalar caydırıcı olmuyor. "Öyle ki 'yatarı şu kadar' diye bir kavram çıktı" diyor Moroğlu, "Adalete erişim engelleniyor ki bu bir hukuk devletinin en temel ilkesidir. Ayrıca kamu vicdanı yaralanıyor."

Kadına, çocuğa şiddet, cinsel saldırı ve cinayet suçlarına karşı uygulanan 'iyi hâl' indirimleri de bizi hâlden hâle sokuyor. Bir kravata, bir takım elbiseye bakıyor iyi haller. Cezaevlerinde 'iyi hâl indirimi'nin garantisi takım elbise ve kravatların kiralandığını duyuyoruz. 'İyi hali' daha ucuza kiralamak mümkünken neden daha pahalıya satın alsınlar ki?!..

Suçlunun savunulmasının çok ötesine geçiliyor; hukukun evrensel ilkeleri istismar ediliyor, adaletin ırzına geçiliyor. Kendini savunamayacak ölü kadınların onuru bir kez daha bir kez daha çiğneniyor. Mağdur bir kez daha mağdur edilirken bizim de yüreğimiz kanıyor. 

Demet Cengiz kimdir?

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesini 1999da bitirdikten sonra Londra Westminster Üniversitesinde British Journalism Studieseğitimi aldı.

1996da gazeteciliğe başladı. Yeni Günaydın, Global, BusinessWeek, Hürriyet, Sözcü gibi çok sayıda gazetede ve dergilde çalıştı. Ekonomi haberlerinin ve yazılarının yanı sıra yaşama dair de kalem oynattı.

Patronların DNAsını çıkaran kitabı Patron Çıplak ilgiyle karşılandı. Hayata dair denemelerden oluşan ikinci kitabı Turuncu Yazılar ise 2014 yılında yayımlandı. Patronlardan kulağa küpe önerileri, başarının sırlarını, pişmanlık ve şans faktörünün etkisini derlediği kitabı PATRONCA ise Ocak 2016da okurlarla buluştu. Yayımlanmış beş kitabı bulunuyor. Altıncı kitabı ve ilk romanı olan Adımı Deniz Koydular -Kuşlar boynumuza dolandığında Temmuz 2021de yayımlandı.

Yazarın Diğer Yazıları

Türbanlı psikolog olur mu?

Seçerek girdiğimiz psikoterapi odalarında seküler nötrlük sağlansa da olur sağlanmasa da. Fakat hiçbir seçme şansımız olmayan, herkese adil ve eşit davranılması gereken alanlarda -örneğin mahkeme salonunda, örneğin karakolda, örneğin hastanede, örneğin sosyal güvenlik kurumunda- seküler tarafsızlık ve objektiflik yoksa… Asıl bu fena değil mi?

Dünyadaki en derin yalnızlık

Keşke dilim Koko'nunki kadar dönse de anlatabilsem. Hepimiz yalnız değil miyiz kafamızın içinde kendimizi tutsak ettiğimiz camdan tanklarda?

Sokak hayvanlarını öldürmeli mi?

Köpeklerin parçaladığı çocuklara da içim yanıyor, sokakta tekmelenen/kötü muamele gören canlara da. İnsan sağlığını, can güvenliğini tehlikeye atmadan, tüm canlıların yaşam hakkına saygı göstererek bir orta yol bulmak mümkün