12 Kasım 2016

Rakamlarla ABD seçimi ve sol siyaset: Trump kazanmadı; Clinton kaybetti

Trump’un seçim zaferiyle dünyanın çivisi çıktı mı?

ABD’deki seçim sonucu solu da şok etti, sermaye sınıflarını da.

Öyle ya, dünyadaki en büyük ekonomiye, en güçlü orduya ve üstelik nükleer silahlara sahip olan ABD’nin başına “ırkçı, cinsiyetçi, tacizci, sosyopat” olduğu söylenen milyarder spekülatör Donald Trump geliyor.

Seçimin basit rakamları

Seçmenlerden yüzde 46,9’u oy kullanmadı.

Yüzde 25,6 Clinton'a oy verdi. (Demokrat)
Yüzde 25,5 Trump'a oy verdi. (Cumhuriyetçi)
Yüzde 1,7 Johnson'a oy verdi. (Libertarian)
Yüzde 0,5 Stein'e oy verdi. (Yeşiller)

İlk dikkati çeken noktalar şöyle:

Trump’un oyu 60.171.232
Clinton’un oyu: 60.633.503
Yeşil aday Stein'in oyu ise 1,2 milyon kadar.

Clinton, Trump'dan 462.000 fazla oy almış. Bu az bir fark değil; yüzde 0,7. Ama dolaylı seçim sistemi sayesindeTrump kazandı.

2012 seçimlerindeki oy sayıları ise şöyleydi:

Demokrat aday Barack Obama 65.915.795
Cumhuriyetçi aday Mitt Romney 60.933.504

2012’deki seçimlere göre, Cumhuriyetçi oyu artmadı; hatta nüfusun 8 milyon artmasına karşın biraz düştü.
Demokratların oyu da 5 milyon kadar düştü.

Yani seçimi Trump kazanmadı; Clinton kaybetti.

2008’e dönersek rakamlar daha dramatik bir hal alıyorlar. Hillary Clinton’ın önseçimlerde Obama’nın rakibi olduğu 2008’deki heyecanlı seçim kampanyasın sonunda alınan oylar şöyleydi:

Barack Obama 69.498.516
John McCain 59.948.323

Obama, 2008’de çok daha düşük bir nüfustan, 2016’da Clinton’un aldığından 9 milyon daha fazla oy almıştı.

ABD’de seçime katılma hakkı olan ama seçim kaydı olmayan insan sayısı 70 milyon. Hapiste ya da şartlı tahliye altında olduklarından 6 milyon kişinin oy hakkı yok. Kayıtlı olup oy kullanmayan insan sayısı 20 milyon civarı. Seçmen kaydı yaptıranların oranı eğitim, gelir düzeyi ve yaş arttıkça yükseliyor. Beyaz seçmenlerinde kayıt yaptırma oranı daha yüksek.

Değişen Oy Oranları

2008 yılında Obama finansal krize girmiş bir sisteme karşı “Değişim” sloganıyla önemli bir zafer kazandı.

Ancak içeride aynı neoliberal iktisadi politikaları uygulayan Obama, dışarıda da savaş ve emperyalist müdahalelere devam etti. Bu politikaların 2008-2012 arasındaki uygulayıcısı dışişleri bakanı Hillary Clinton’du.

Siyahların durumunda bir iyileşme olmadı. Polis sokaklarda siyahları katletmeye devam etti. Nüfusun sadece yüzde 15’ini oluşturan siyahlar hapishane nüfusunun yarısı olmaya devam etti. Obamacare denilen sağlık sigorta sistemi sadece 11 milyon kişi sigortalayabildi. On milyonlarca insan sigortasız olmaya devam etti. Özel sigorta şirketleri ve sağlık şirketlerine dokunulmadı.

Bu yüzden Obama’nın 2012 seçim sonuçlarında kişisel popülaritesine rağmen, önemli bir düşüş vardı.

ABD zengin bir ülke. Ancak işçi maaşlarının gerçek değeri son 40 sene artmamış. Biriken bir kızgınlık var.

Bu seçime girerken polis cinayetlerine karşı gelişen “Black Lives Matter” hareketi ve Dakota eyaletinde Sioux kızılderililerinin Standing Rock petrol boru hattı direnişi ne Obama’dan ne Clinton’dan doğru dürüst destek alamadı.

Obama 8 sene önce “değişim”i temsil ediyordu. Ancak 2016’da Clinton “değişim” değil “gerçekçi olmayan” Sanders’e karşı “devam”ı temsil ediyordu. Clinton’un bankalarla olan yakın ilişkileri, zenginliği ve elit statüsü onu mevcut yolsuz politik durumun temsilcisi haline getirdi.

Buna karşın Trump, kendisi çok zengin olmasına rağmen, bu politik elit dışında görünüyordu.

Sandık çıkışlarında toplanan verilerden tabandan yükselen bir ırkçı oy tarif etmek zor.

Örneğin Obama’nın beyaz erkeklerden aldığı oy Clinton’dan 1.5 milyon daha fazlaydı. Burada ırkçılık söz konusu değil. Beyaz erkekler siyah adaya oy vermişti. Clinton’un siyah kadınlar arasındaki oylarındaki düşüş beyaz erkekler arasındaki oy düşüşüne yakındı. Trump’un en büyük oy düşüşü yaşadığı kesim beyaz kadınlar; tahminen açık saçık cinsiyetçi söylemler yüzünden.

Seçim sonuçlarından çıkan başka bir önemli sonuç daha var. 2008 ve 2012 yıllarında Obama’yı destekleyip 2016 yılında Trump’ı seçen eyaletler aynı zamanda sanayisizleşme ve işsizlikten acı çeken eyaletler oldu. “Rust Belt” yani paslanan fabrika eyaletleri diye anılan bu bölgeler, önseçimde Bernie Sanders’ın Hillary Clinton’a karşı en büyük zaferlerini kazandığı yerler olmuştu.

Politik sonuçlar

Trump’un seçilmiş olması korkunç bir gelişme. ABD’de ve dünyada ırkçılar, cinsiyetçiler, tacizciler bile, cesaret alacaklar. Ama bu sonucun faturasını doğru aktörlere kesmek lazım.

Robert Reich, Bill Clinton hükümetinde 1992-1996 arasında çalışma bakanıydı. 2016 seçiminde de Hillary Clinton’u destekledi. Şimdi akademisyen olan Reich’in yorumu bir sadık Demokrat Parti destekleyicisinden gelince daha çarpıcı oluyor. “Eksiden Demokrat Parti işçileri temsil ediyordu, artık etmiyor” başlıklı makalesinde şöyle yazıyor:

“Şimdi Amerikalılar başka ülkelerde üretilen ürünler yanında yabancılara karşı Amerika’yı güçlendirmek isteyen birine destek vererek isyan ediyorlar. Egemenler Trump’un izolasyonizminin iktisadi büyümeye engel olacağından korkuyorlar. Ancak iktisadı büyüme Amerikalıların çoğunun umurunda değil. Yıllardır bunun faydasını görmemişler, tersine kaybolan istihdam ve düşüşte olan maaşlarla acısını çekmişler.”

Reich’in çözümü yok. Yine de Demokrat Parti’yi reforme etmek peşinde. Ancak sorunu doğru tespit ediyor.

Solun ABD ve İngiltere’de destek bulan isimleri Bernie Sanders ve Jeremy Corbyn birbirine benzer açıklamalar yaptılar. İkisi de Trump’un zaferini solun neoliberal politikalara teslim olmasının bir sonucu olarak görüyor. Trump’un ırkçılığını ve cinsiyetçiliğini reddederek değişim isteğine ve isyana sahip çıkmayı acil bir iş olarak tarif ediyorlar.

Direniş

Trump’un zaferi yanında başka yeni bir fenomen var: Seçim yeni kazanmış, henüz hükümet bile olamamış bir devlet başkanına karşı kitlesel protestolar. Batıdan Doğuya ABD çalkalanıyor. New York’taki son gösteriye katılımın yüz bin kişi olduğu söyleniyor.

Trump zengin bir spekülatör. Sınıfına ihanet etmeyecek. ABD’nin çalışan yoksullarına verdiği sözleri yerine getirmeyecek.

Artık Demokrat Parti destekleyiclierin bir kısmı Hillary Clinton’un yanlış bir aday olduğunu anlamış durumda. Washington Post bile “Sanders aday olsaydı Trump kazanamazdı” yönünde makaleler yayınlıyor. Ancak geçmiş olsun; seçim bitti. Trump dört sene iktidarda olacak. Artık çözüm sokaklar, okullar ve işyerlerinde. 

Şu anda yükselen direniş, ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe karşı tek çözüm. Bernie Sanders, Hillary Clinton’un kaderini paylaşmak istemiyorsa hızlı bir şekilde bu harekete sahip çıkmalı. O olmazsa da başkalarının sahip çıkması lazım. Direnenler bilmeli ki Demokrat Parti sadece bir çıkmaz sokak.

ABD dalgalı denizlere giriyor. Kaderi dipten gelen yeni hareketlere bağlı.