11 Temmuz 2014

Slogan var slogandan içeri…

‘Ekmek için Ekmeleddin’i ilk duyduğumda çoğu kişi gibi ben de, ‘Bu ne ya? Bu sloganla seçim mi kazanılır?’ tepkisi verdiğimi itiraf edeyim

Ekmek için Ekmeleddin’i ilk duyduğumda çoğu kişi gibi ben de, ‘Bu ne ya? Bu sloganla seçim mi kazanılır?’ tepkisi verdiğimi itiraf edeyim. Ancak daha sonra, kampanya sloganlarının, seçmene doğrudan entelektüel-rasyonel politika mesajı vermenin ötesinde işlevleri de olduğunu hatırlayınca, tepkiminin abartılı olabileceği olasılığını da düşünmeye başladım.

Ünlü gazeteci-linguist William Safire’e göre başarılı bir seçim sloganın en önemli özelliği, kafiye, ritim ve ses uyumuyla akılda kalıcı olmasıdır. Amerikan seçim kampanyaları tarihinde bu tür isim, ses veya kafiye uyumunun bir çok örneği var. Örneğin, Cumhuriyetçi aday Herbert Hoover’ın 1928’de ABD Başkanlığını kazandığı seçimdeki sloganı, "Hoo but Hoover? (Hoover’dan başka kim olabilir ki?)", böyle bir ses oyununa dayanıyordu.

Yine, lakabı ‘Ike (Ayk okunuyor)’ olan Dwight Eisenhower’ın 1952 seçim kampanyası da “I Like Ike” şeklinde basit bir ses uyumu oyunundan ibaretti. Eisenhower’ın seçim ekibi 4 yıl sonra 1956 seçimlerinde yine aynı sloganı bu kez “I Still Like Ike(Ike’ı hala beğeniyorum)” diye yenileyerek kullanacaktı.

Keep Cool with Coolidge  (Coolidge ile sükunete devam edin)” sloganı da, yine Cumhuriyetçi Partinin 1924 başkan adayı Calvin Coolidge’in adından türetilen bir slogandı. 1920’de ABD Başkanı seçilen Harding’in yardımcısı da olan Coolidge, sessiz, sakin beyefendi kişiliği nedeni ile ‘Silent Cal (Sessiz Cal)’ lakabıyla anılıyordu. Her fırsatta konuşma yapmaya bayılan politikacıların aksine çok az konuşuyordu. Bu sebeple 1924’te başkanlığa aday gösterildiğinde bir çok kişi şansını az görüyordu. Ancak Coolidge, sessizliği ve sakinliği bir eksiklikten çok bir meziyet olarak gösteren bir kampanya stratejisi izledi ve yukarıdaki sloganı benimsedi. ‘Amerikan halkının devletin başında ağırbaşlı bir insan görmek istediğini düşünüyorum’ diyecekti. Haklı çıktı. Başkan olduktan sonra da bu özelliği değişmedi. ‘Başkanın her sözünün muazzam bir ağırlığı vardır. Aklına her geleni konuşamaz’ diye yazacaktı hatıratında.

Bir seçim kampanyası strateji ekibi için adayın isminden slogan üretmek hiç şüphesiz en kolayı. 1940’da FDR’a rakip olan Wendell Willkie’nin ‘’Win with Willkie’’ veya 1992’de seçimin dengelerini bozan bağımsız aday Ross Perot’unun ‘’Ross for Boss’’ sloganlarının, birkaç saniyeden uzun olmayan amatör bir düşüncenin eserleri olduğu çok açık. ‘’Ross for Boss! Nasıl ama? Harika, hadi sloganımız bu olsun!’’

 

Dere geçilirken slogan değiştirilmez!

 

Amerikan politik tarihinin en başarılı kampanya sloganlarından biri, 1864 yılında Abraham Lincoln’un kullandığı ve  artık bir uluslararası atasözüne dönüşen "don't change horses in midstream (derenin ortasında at değiştirmeyin) sloganıydı. Lincoln, başkanlığı ilk kazandığı 1960 seçiminde ise, o dönemde hedef kitle olarak gördüğü ve gerçekten de kazanmasını sağlayan Batı hattındaki öncü yerleşimcileri hedefleyen, “Vote yourself a farm (kendinize bir çiftlik seçin)” sloganını kullanmıştı. Franklin D. Roosevelt nam-ı diğerle FDR, 1944 seçiminde Amerikan tarihinde bir ilk olarak dördüncü kez başkanlığa aday olduğunda, devam eden İkinci Dünya Savaşına atıfla, Lincoln’un ‘dere geçilirken at değiştirilmez’ sloganını kendisi de kullanacaktı. Bu söz, 2004 seçiminde yeniden ama bu kez ‘anti-slogan’ olarak ortaya çıkacaktı. George W. Bush’un rakipleri, ‘Mahşerin dört atlısı’na da atıfla, sloganı, "Kıyametin ortasında atlı değiştirilmez" şeklinde zekice kullanacaktı.    

Woodrow Wilson’un 1916’da yeniden aday olduğunda seçim kampanya sloganı, o günlerde Avrupa’yı harebeye çeviren Birinci Dünya Savaşı felekatine ABD’yi katmadığını vurgulayan, “He Kept Us Out of War (Bizi savaştan uzak tuttu)” sloganıydı. Seçim kampanyası boyunca Cumhuriyetçilerin ABD’yi savaşa sürükleyeceklerini savunan Wilson, seçimi kazanıp başkanlığa başladıktan sadece 34 gün sonra Almanya’ya savaş ilan edecek ve ABD’yi Birinci Dünya Savaşına sokacaktı. İronik. Tıpkı, George W. Bush’un 2000 yılındaki başkanlık seçim sloganının, ‘’Compassionate Conservatism (şefkatli muhafazakarlık)’’ olması gibi…

Wilson’un türbülansla geçen ikinci döneminden sonra 1920 yılında Cumhuriyetçilerin adayı Warren Harding, “Return to Normalcy (Normale Dönüş)” sloganıyla huzur vaadedecek ve kazanacaktı.

 

Slogan, şişede durduğu gibi durur mu sandıkta?

 

Harding’in 1920 seçimindeki bir diğer sloganıysa, “Cox and Cocktails (dümenci ve içki kokteyleri)” sloganıydı. Rakibi Demokrat aday James Cox’un, alkollü içki yasağı politikasına karşı çıkmasını vurguluyordu. ABD’de 1920 -1933 yılları arasında 13 yıl boyunca devam eden Alkollü içki yasağı(Prohibiton), o dönemdeki birçok seçim kampanyasının da en önemli tartışma konularından biriydi. 1928 başkanlık seçiminde aynı zamanda Amerikan tarihinin ilk Katolik başkan adayı da olan Demokrat Parti adayı Al Smith, seçim kampanya sloganı olarak, ‘’Make your wet dreams come true (Islak rüyalarınız gerçek olsun)’’ sloganını benimsemişti. O dönemde içki yasağını savunanlara ‘drys (kuru-cular)’ , içkiye özgürlüğü savunanlara ‘wets (ıslak-çılar)’ deniyordu. Ülke henüz ıslak rüyaya hazır değildi. Smith kaybedecekti. Amerika, 10 yıllık zoraki ayıklıktan sonra gelen Büyük Buhran’da kendini içkiye vuracaktı.

 

Gün olur, hiç tanınmayan biri sandıkta ‘barçalar’ seni!

 

Amerikan tarihinin en başarılı kampanya sloganlarından biri hiç şüphesiz, 1852 başkanlık seçiminde Demokratların kullandığı "We Polked you in ‘44; we shall Pierce you in ‘52! (Sizi 1844’te Polk’ladık, 1852’de parçalayacağız(pierce)" sloganıydı. Cumhuriyetçi Partinin 1860’ta Abraham Lincoln ile sahneye çıkmasından önceki 20 yılda Demokrat Partinin en büyük rakibi ‘Whig’ hareketi ve partisiydi. Demokrat Partinin 1844 başkan adayı olarak James Polk açıklandığında herkes şok olmuştu. Çünkü adayı tanıyan nerdeyse kimse yoktu. Böylesine tanınmayan bir adayın kazanabileceğine kimse inanmadı. Öyle ki, Whig Partisinin hitabetiyle ünlü popüler başkan adayı Henry Clay’ın kampanya sloganı, "Who is James K. Polk? (Kim bu James Polk?)" şeklindeydi. Ama seçimi kimsenin tanımadığı Polk kazandı. Ve oldukça popüler bir başkan oldu. 8 Yıl sonra 1952 başkanlık seçiminde Whip hareketinin adayı popüler general Winfield Scott’un karşısına Demokratlar yine kimsenin tanımadığı Franklin Pierce ile çıktılar. Whig aynı hatayı yaptı. Yine tanınmayan bir adayın kazanamayacağını düşündü. Demokratlar ise işte Polk ve Pierce’in soyadlarından ürettikleri yukarıdaki sloganı kullandı. Ve slogan gerçek oldu. Hiç tanınmayan Pierce, savaş kahramanı generali sandıkta parçaladı. Whig Party dağıldı ve tarihe karıştı. Bir kaç yıl sonra enkazından Cumhuriyetçi Parti doğdu.

 

Buhranda mutluluk ve umut sloganları fısılda!

 

Herbert Hoover’ın 1928’deki seçim kampanyasının sloganlarından biri de, "A chicken in every pot and a car in every garage (her tencereye bir piliç her garaja bir araba" şeklindeydi. Ancak Hoover, oldukça kötü yönetimi ile ABD’nin 1929’da ‘Büyük Buhran’a sürüklenmesine engel olamayacaktı. ABD’nin Gazap Üzümleri romanında etkileyici tasvir edilen buhranın, depresyonun en koyu günlerini yaşadığı 1932 yılındaki başkanlık seçiminde Demokratların adayı Franklin D. Roosevelt (FDR), çok akıllıca bir taktikle Lou Levin’in şarkısı "Happy Days Are Here Again (Mutlu Günler Kapımızda)" şarkısını seçim sloganı olarak kullanacaktı. ‘Virajı dönmek üzereyiz’ sloganını kullanan Hoover’a karşı kazanması hiç de zor olmadı. FDR’ın bu seçim kampanyası sırasında sarfettiği "a new deal for the American people (Amerikan halkı için yeni bir sözleşme)" vaadindeki ‘new deal’ sloganı da sonraki 15 yıllık ekonomik dönüşüm ve reformların genel adına dönüşecekti. FDR, ekonomi politikalarının henüz tam meyvelerinin alınmadığı 1936 seçiminde Cumhuriyetçi rakibi Alf Landon karşısında slogan bulmakta zorlanacaktı. Öyle ki bir süre, Landon’un memleketi Kansas’ın sembolünün ‘ayçiçeği’ ve seçimin Kasım ayında yapılacak olmasından hareketle, ‘Sunflowers die in November (ayçiçekleri Kasımda ölür)’ gibi siyasi tarihin en berbat sloganlarından birini bile kullandı. Sonunda daha akıllıca olanı yaptı ve yeniden Hoover’ı hatırlatmayı tercih etti: ‘’Remember Hoover!  (Hoover’ı Hatırla)’’ artık yeni slogandı. Amerikan halkı aradan 4 yıl geçmesine rağmen yeniden Hoover’ı hatırladı ve FDR yine kazandı. Hem aslına bakarsanız Amerika henüz, adı ‘Alf’ olan bir başkana hazır değildi.

FDR, 1940 seçiminde ise Amerikan politik geleneklerini alt üst ederek üçüncü kez ABD başkanlığına aday olunca rakipleri sloganlarını buna göre belirledi. Cumhuriyetçi aday Windell Wilkie’nin sloganlarından biri ‘Bir ülke için olmazsa olmaz adam yoktur’ diğeri ise biraz da cinsellik atıflı, ‘Kimse üç kez iyi olamaz’dı. FDR ise, ‘Better A Third Term’ yani kabaca ‘ustalık dönemi’ vaadini sloganlaştırdı ve yine kazandı. FDR, 1944’te dördüncü kez aday olduğunda ise söyleyebileceği vaat edebileceği yeni hiç bir şey kalmamıştı. Dereye düşmüştü, Lincoln’un ‘at’ metaforuna sarıldı. Metaforun 80 yıl sonra hala işe yaradığı ispatlandı.

 

İki negatiften bir pozitif çıkar mı?

 

Amerikan tarihi, kendisine pozitif atıf yapmaktan çok rakibine negatif atıf yapan sloganların da örnekleriyle dolu. Bu örneklerin en çarpıcısı, negatif kampanyaların  tavan yaptığı 1884 seçimiydi. Demokratlar ve adayları Grover Cleveland, Cumhuriyetçi aday James Blaine’i, "Blaine! Blaine! James G. Blaine! Continental liar from the state of Maine!" sloganıyla vurmaya çalıştı. Buna karşılık Cumhuriyetçiler ise, medyadaki Cleveland’ın gayrimeşru bir çocuğu olduğu haberlerine atıf yapan "Ma, Ma where's my Pa?  (Anne, Anne, babam nerede?)" sloganını kullandı. Ancak Demokrat aday Cleveland buna rağmen kazandı. Ve Demokratlar keyifle Cumhuriyetçilerin sloganına bir ek yaptı: "Anne, Anne, babam nerede? Beyaz Saray’da. Ha, Ha, Ha!’"

 

Bazen anti-slogan, sloganı döver!

 

George W. Bush’un 2000 seçim kampanyasındaki eğitim politikasının sloganı olan ‘’Leave No Child Behind (geride hiçbir çocuk gariban kalmasın)’’, döneminde artan yolsuzluk ve mali usulsüzlükler nedeniyle, ‘Leave No Billionaire Behind’a (geride hiç bir milyarder gariban kalmasın) dönüşecekti. Obama’nın ünlü ‘Yes we can (evet başarabiliriz)’ sloganı da NSA’ın Amerikalıların ve dünyanın bütün telefon ve internet trafiğini gizlice takip ettiğinin ortaya çıkmasından sonra ‘Yes We Scan’a dönüşecekti. Çay Partililer de, 2012 seçimi öncesinde Obama’nın adını kullanarak ‘Nobama’ sloganını ve Obama’nın ‘hope (umut)’ sloganınını kullanarak ‘Nope (hayır)’ sloganını geliştireceklerdi.

1964 seçiminde Cumhuriyetçi aday Barry Goldwater’ın kampanyası adayları için, "In Your Heart, You Know He's Right (Kalbinizden, onun haklı olduğunu biliyorsunuz) sloganını kullandı. Demokratlar kısa sürede bu sloganı, "In Your Guts You Know He's Nuts (İçinizden onun kaçık olduğunu biliyorsunuz)" şekline dönüştürmüştü bile. Doğrusu, Goldwater’ın kampanyasının adaylarının adı yerine ‘AUH2O’ kısaltmasını kullanması da Demokratların bu iddiasını kolaylaştırdı. ‘Goldwater’ bire bir çeviri olarak ‘altınsu’ demek. AU, altın elementinin sembolü ve H2O ise su molekülünün kimyasal formülüydü. Deha isteyen bir politik aptallık…

Az tanınan Güneyli vali Jimmy Carter, 1976 seçiminde Gerald Ford’a karşı, ‘Not Just Peanuts (fıstıktan fazlası) sloganını kullandı. Çünkü Carter, ABD donanmasından ayrıldıktan sonra ailesinin çiftliğine dönmüş ve Georgia valisi olmadan önce başarılı bir yer fıstığı üreticisi olmuştu. Rakipleri, Carter’ın sloganına bakıp bakıp ‘’yer fıstığı ile ABD başkanlığı arasında nasıl bir bağ olabilir’’ diye düşünürken Carter seçimi kazandı. Ama 4 yıl sonra, koltuğunu, ‘Yine Sabah Oluyor Amerika’da’ sloganını kullanan Reagan’a kaptırdı.

Carter’ın 76 zaferinden 16 yıl sonra Demokratlar yine ülke çapında az tanınan genç bir güneyli vali ile seçime girdiler. CIA başkanlığı yapmış, 8 yıl Reagan’ın başkan yardımcılığında bulunmuş, 4 yıldır ABD başkanı olan, Sovyetleri döneminde tarihe gömüldüğü ve üstelik Saddam’ı Kuveyt’ten çıkarıp atmış George H. Bush’a karşı Arkansas’ın 45 yaşındaki valisi Bill Clinton’a kimse şans vermiyordu. Clinton’un kampanya baş stratejisti James Carville bir iç istişarede, ‘’It's the economy, stupid (olay tamamıyla ekonomi, be hey akılsız dostum)’’ diye çıkıştı arkadaşlarına. Bu söz, Clinton’un seçim stratejisinin temeli ve kampanyasının sloganı oldu. Halk, güçlü politik kişiliğe ve kariyere, askeri başarıya vs bakmadı. Clinton’un kampanyasının gösterdiği yere, büyük bir durağanlık yaşayan ekonomiye ve cebine baktı. İyi şeyler görmedi ve tanımadığı Clinton’u seçti.

Sandıkta siyaset biliminin andığı ‘seçmen’ adlı hayali varlık oy kullanmaz. O ülkenin kanlı canlı ‘’gerçek insanları’’ oy kullanır. Entelektüelliği ve mizahi parlak zekasıyla bilinen Demokrat aday Adlai Stevenson, 1952 seçiminde, ‘’bu ülkedeki her entelektüelin oyunu almam yetmez. Kazanmak için çoğunluğun oyunu almam lazım’’ demişti.

Çoğunluğun ise aklında vizyon belgelerinin parıltılı cümleleri değil değil sloganlar kalır. Slogan, mühim…

 @CemalTdemir

 

Yazarın Diğer Yazıları

"Kırık kalple sevilen ülke"

New York Times gazetesindeki köşesinde, Alman Cumhurbaşkanı'nın ses getiren konuşmasına da atıfta bulunacak gazeteci Roger Cohen, "Dünyanın tehlikeli zamanlardan geçtiğini Almanlardan daha iyi kim görebilir ki… Otoriterlik, korku, hınç ve yalanlardan beslenir. 1930'da böyle büyüdü, günümüzde böyle büyüyor" diye yazacak ve ekleyecekti: "Ülkeni kırık kalple sevmek, körü körüne sevmekten her zaman daha iyidir"

Beklenmeyen beklenen deprem

Kamaishi'den tsunami dalgaları geri çekildiğinde çok çarpıcı bir detay daha fark edilecekti. İnsan yapımı şeylerin çoğu yerinde değildi artık ama 100 yıl önce sahile dikilmiş, palmiyeler ve sakura ağaçları hâlâ ayaktaydı

Cumhuriyetçiler neden kuralları ve etiği kolayca çiğneyebiliyor?

Neden muhafazakar belediye başkanları, valiler, Kongre üyeleri ve başkanlar yasadışılıkları, yolsuzlukları, nepotizmleri, usulsüzlükleri, hatta taciz ve tecavüzleri konusunda aynı endişe ve korkuya sahip değil?