17 Eylül 2014

Ne olacak bu İskoçya’nın hali?

Londra çok belli etmiyor ama İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrılmasının uluslararası statüsünü sarsacağından endişesi var.

Perşembe günü bütün dünyanın gözü İskoçya’da olacak. 4 milyonu aşkın İskoç, 18 Eylül 2014 günü sandığa giderek, İngiltere ile Büyük Britanya Krallığı’nı oluşturdukları ve 1707 yılından beri devam eden siyasi birlikteliklerinin devam edip etmeyeceğine karar verecek. Önce bir karışıklığı kendimce netleşetirmeye çalışayım. Bizim İngiltere demekte ısrar ettiğimiz ülkenin adı aslında 1801 yılından beri Birleşik Krallık (United Kingdom)’tır. İngiltere ise, Galler, İskoçya ve başkenti Belfast olan Kuzey İrlanda ile birlikte bu krallığı oluşturan 4 alt-devletten sadece biridir. Britanya bir devlet adı değil, Avrupa'nın kuzeydoğusundaki adanın adıdır. İskoçya ve İngiltere’nin 1707 yılında kurduğu ortak krallığın adı Büyük Britanya Krallığı’ydı ama 1801 yılında İrlanda’nın da katılmasıyla ülkenin adı ‘Birleşik Krallık’ oldu. İrlanda’nın özellikle güneyinde kalan büyük bölümü 1922 yılında birlikten ayrıldı ve sonrasında başkenti Dublin olan İrlanda Cumhuriyetini kurdu. TRT futbol spikerlerinin ‘Serbest İrlanda’ dediği ülke yani. Diğerleri ise ülkenin bugünkü resmi adı olan Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı veya kısaca Birleşik Krallık olarak yola devam etti. 

England (İngiltere), vaktiyle adayı işgal eden Cermen (Germen) kavimlerin en büyüğü olan Anglo'lardan alıyor adını. "Anglo-land" Anglo ülkesi demek. İtalyanlar bu ülkeye "İnglaterra" dedi. "Terra" İtalyancada toprak ya da ülke anlamına geliyor. Biz de, bu ülkeyi ilk Akdenizlilerden öğrendiğimiz için bu şekilde adlandırıyoruz. İngiliz, Anglos'un Latinize olmuş söylenişinden geliyor. İngiltere, Birleşik Krallık’ı oluşturan diğer 3 alt-devletin aksine, kendine ait bir parlamento ve hükümete sahip değil. Krallığın başkenti Londra’daki Birleşik Krallık Hükümeti ve Birleşik Krallık Parlamentosu tarafından yönetiliyor. İngiltere’nin de Galler, Kuzey İrlanda ve İskoçya’daki gibi bir ulusal parlamento ve hükümete sahip olması gerektiği tartışmaları bugüne kadar sonuçsuz kalmıştı. Sadede geleyim; İskoçya ve  İngiltere zaten iki ayrı devlet ve İskoçya İngiltere’den değil, Birleşik Krallık’tan bağımsızlık için referanduma gidecek.  

 

İskoçya, Britanya adasının kuzey kesiminde kurulu. Başkenti Edinburgh ama en büyük şehri Glasgow. İskoçlar, Anglo Sakson kökenli değil. Tıpkı İrlandalılar ve Galler halkı gibi Kelt-ik ya da TRT futbol spikerleri ve Boston’luların deyişi ile ‘seltik’ kökenli. Bu arada Biz bugün sadece başkenti Cardiff olana ‘Galler’ diyoruz ama İskoçca da, İrlandaca da aslında birer ‘Gal’ dili. Bizim ‘Galler’ dediğimiz ülkeye bütün dünya ‘Wales’ diyor. Biz bütün bu isimleri baştan karıştırınca sonradan toparlayamamışız sanırım. Hepsine ‘İngiltere’ deyip çıkmışız işin içinden. O yüzden de İskoçya’nın nerden bağımsızlığını kazanacağı kafamızı karıştırıyor.

 

Ama varsın derdimiz bu olsun. İskoçya’nın bağımsızlık referandumunun sonucu, sadece 300 yıllık Birleşik Krallığı değil Avrupa’yı da tarihi bir yol ayrımına getirmiş durumda. Sadece politikacıların değil, tarihçilerin, stratejistlerin, ekonomistlerin, coğrafyacıların, Downton Abbey izleyicisinin, herkesin kafası karışık. Londra çok belli etmiyor ama İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrılmasının uluslararası statüsünü sarsacağından endişesi var. BM Güvenlik Konseyi’ndeki koltuğu ile G8 üyeliğinin akıbeti ciddi endişe kaynağı. Bunlar ‘küresel güvenliği’ de çok yakından ilgilendiren oldukça hayati konular. Ama ‘Birleşik Krallık’ için en büyük endişe kaynağı İskoçların ayrılması durumunda, uluslararası kredi bulma kredisinin azalması ihtimali. ABD’den sonra dünyanın en borçlu ülkesi Birleşik Krallık. Ve İskoçya, birçok petrol yatağının bulunduğu yer.

 

En büyük avantaj gibi görülse de petrol, İskoçya için de bağımsızlıktan sonra kafa karışıklığının ve başağrısının başlayabileceği yer aslında. Eğer İskoçya, bağımsızlık talebinde bulunabiliyorsa ve nüfusa bakılmaksızın petrol coğrafyasındaki payını isteyebiliyorsa, Orkney ve Shetland niye aynı şeyi yapmasın ki..? İskoçya’yı bağımsızlık referandumuna taşıyan Başbakanı Alex Salmond’un teorisine göre, Kuzey Denizi’nde çıkarılan petrolün geliri ‘coğrafi paya’ göre iki ülke arasında dağıtılacak. Bu durumda petrol gelirinin yüzde 90’ı İskoçya’ya gidiyor. Edinburg’taki milliyetçi havadan oldukça uzak adalar burda öykümüze dahil oluyor. Britanya’nın kuzeydoğusundaki 70 adadan oluşan Orkney adaları ile, onların 80 kilometre daha kuzeydoğusunda bulunan Shetland adaları da aynı kuralı kullanarak bağımsızlık ve petrol payına ortak olmak isteyebilir. Bu durumda 7 bin kişinin yaşadığı Lewrick kasabasının Avrupa’nın Dubai’si olması kaçınılmaz. 20’nci yüzyılda Arap yarımadasında oluşana benzer petrol derebeylikleri görmek gibi beklemediğimiz bir aksiyona seyirci olabiliriz.  Hele Britanya’nın kuzey batısında, Atlas Okyanusu içinde yer alan ve İskoç kültürü ve hatta dili ile pek ilgisi olmayan Hebrides adalarının da bu kez İskoçya’dan aynı şekilde bağımsızlık talep etmeyeceğinin hiçbir garantisi yok. Başkenti Rockall olacak bu adalar devleti de petrol ve doğal gaz geliri ile oldukça müreffeh bir yaşam sürebilir. Niye Edinburg’un eline baksınlar ki..?  

 

İskoçya’nın bağımsızlık referandumu sadece Britanya adasının başını ağrıtmıyor. Kendi içinde benzeri taleplerle uğraşan birçok Avrupa ülkesi parmaklarını kavuşturmuş ‘hayır’ oyu için dua ediyor. Sonuçta İtalya dediğimiz ülkenin ‘ulusal birliği’,  Londra metrosundan daha eski değil. Sık sık ‘ne çekiyoruz bu fakir güneyi sırtımızda diye söylenen’ İtalya’nın kuzeyi, Fransa’da Breton’lar, İspanya’da Katalanlar ve Basklılar, Avrupa’nın dümeninin tutulduğu Belçika’da Flamanlar ‘artık kendi devletimiz olsun’ların ilk akla gelenleri… Adını bilmediğimiz yığınla prenslik de cabası. Kaldı ki, 300 yıllık Birleşik Krallık’ın sonuna geldikse, Galler, İskoçya’dan daha fazla bağımsızlığı hakediyor. Skotiler daha tarih sahnesinde yokken Galler bir devlet olarak vardı. Bir de Britanya adasının güney batı ucundaki bir yarımada üzerinde kurulu Cornwall özerk yapısı var. Kendi bayrağı ve kendi milli marşı bile var buranın.

Avrupa’da bölünme rüzgarı nerde durur kimse tam kestiremiyor. Bu bölünme rüzgarının dünyadaki diğer bir çok devletin bölünmesine nasıl etki edeceğini kimsenin kestiremediği gibi… Bütün bu heyecan verici aksiyon İngiltere’de geçince, fantazya ile gerçek de epey karışıyor. Shrek, Harry Potter, Alex Ferguson ve Stephen Hawking ‘hayır’ oyu için sahada kampanya yürütüyor. James Bond (Sean Connery) yaşından başından utanmadan ‘evet’ mücadelesinde

Yazarın Diğer Yazıları

Çin’e virüs komplosunu kim kurdu? 

Koronavirüs salgını, özgür basın ve şeffaflığın, bir ülkenin güvenliğine tehdit olmak bir yana, güvenliğin gerçek garantisi olduğunu bir kez daha gösterdi

Ufku görünmeyen bembeyaz bir karanlıkta yürüyenler

Biz mukaddes yolun yolcularıyız efendim, gitmek zorundayız, daima bir adım ileriye; mavi ufuktaki son karlı dağın ötesinde belki menzilimiz, set olsa da yolumuza, bazen ışıltılı bazen öfkeli bir deniz…

O kadar doğru görünüyor ki kontrol etmeye gerek yok!

Kolomb için anlatılan keşif öyküsü tamamen uydurma; 1490’lı yıllarda, dünyanın tepsi gibi düz olduğuna inanan aklı başında kimse yoktu