02 Kasım 2017

Osman mı ‘Fetöcü’!

Türkiye’de demokrasinin kurumsallaşmasına yönelik çabalarına tanık olduğumuz bir kişi hakkındaki suçlamaların Osman’ın kişiliği ve savunduğu görüşlerle alakası yok

Osman Kavala ve eşi Boğaziçi Üniversitesi profesörlerinden Ayşe Buğra yıllardır tanıdığım, sevdiğim ve saygı duyduğum arkadaşlarım. Osman’nın, kimi yayın organlarınca aleyhinde yürütülen karalama kampanyası sonucunda göz altına alınması, hele hele bu gözaltı sürecinde ‘Fetöcü’ olduğu iddialarının ortada dolaşması kendisini tanıyan hiç kimsenin inandırıcı bulabileceği bir iddia değil. Türkiye’de demokrasinin kurumsallaşmasına yönelik çabalarına tanık olduğumuz bir kişi hakkında, inandığı ideallerin karşıtlarını, demokrasi yerine darbeciliği, şeffaf yönetim ve liyakat yerine paralel yapılara desteği içeren bu suçlamaların Osman’ın kişiliği ve savunduğu görüşlerle alakası yok. Bu ise, başka pek çok örnekte tanık olduğumuz gibi, sapla samanın, gerçek ‘fetöcülerle’ AKP iktidarına muhalif olanların aynı potada eritilerek, ‘Fetö’ ile mücadele gerekçesiyle ilan edilmiş OHAL’in amacını aşarak muhalif sesleri kısmak üzere kullanılabileceği izlenimini güçlendiriyor.

2008 yılında İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener’le birlikte Anadolu kentlerinde yürüttüğüm bir çalışmada, o güne kadar dinler arası diyaloğa açık, İslam’la demokrasiyi bağdaştıran ılımlı bir hareket olarak bilinen Gülen cemaatinin baskıcı yönünü ilk kez kamuoyunun gündemine getirdiğimiz için araştırmanın sorumlu kişisi olarak aylarca Gülenci medya tarafından bir karalama kampanyasına maruz kalmıştım. Araştırma sonuçlarını açıkladığım toplantıda bize en güçlü destek Ayşe Buğra ve Osman Kavala’dan gelmişti. O dönemde pek az kişinin cesaret edebileceği desteğini Buğra daha sonra çeşitli televizyon programlarında da sürdürmüştü. Osman Kavala ise bu sonuçları dönemin Başbakanı Erdoğan’la paylaşmam için beni teşvik etmiş, hatta görüşme sonrası araştırmanın başka yönlerini anlatmakla yetinmiş olduğum için beni eleştirmişti.  Dahası, Ahmet Şık ve Nedim Şener Gülen komplosuyla tutuklandıklarında Osman Kavala ilk tepkiyi verenler arasındaydı. Benzer şekilde, Balyoz komplosuyla Çetin Doğan tutuklandığında, Doğan’ın damadı Dani Rodrik’i medya ve akademi çevreleriyle buluşturan toplantıyı düzenleyen de gene oydu. Bu birkaç örnek bile Osman Kavala’nın ‘Fetöcü’ olduğu iddiasının tutar tarafı olmadığının kanıtı.

Türkiye’nin düşünce dünyasında saygın bir yeri olan Kavala’ya yöneltilen bu suçlamalar ve gözaltı sonlandırılmadığı takdirde, kamuoyunda zaten tarafsızlığı sorgulanan hukuk sistemimizi eleştiriye daha da açık hale getireceği gibi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yürütülen tüm gözaltı ve tutuklamaların güvenilirliğinin sorgulanmasına yol açacaktır. Bu tür asılsız karalama kampanyaları sonucunda alakasız kişilerin gözaltına alınması Türkiye’nin uluslararası imajını da zedelemekte, ülkemiz giderek dış dünyadan kopmakta, sonuçta ödediğimiz bedel ülke ekonomisinin ve prestijinin zayıflaması olmaktadır.